Yazan: merichrd Ocak 31, 2007
Noam Chomsky ile medya, küreselleşme ve şiddet üzerine
Ragıp Duran-İlke Şanlıer*
Ocak-Mayıs döneminde Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) Chomsky’nin “Dil Felsefesine Giriş” derslerini izleyerek hocanın fikrî dünyasına ve bizzat kendisine yakın olmaya çalıştım. İlk gözlem: Chomsky tipik ya da klasik bir Amerikalı değil. Kafası Amerikalı gibi çalışmıyor. ‘Utilitarist’ değil yani, pragmatik filan da değil. Eleştirel, kuşkucu, muhalif. Okuyacağınız söyleşide çağdaş Fransız aydınlarını kıyasıya eleştiriyor (Pierre Bourdieu ile kapışmasını hatırlayın ama daha çok Bernard Henry-Lévy, Regis Debray gibilerini kastediyor) ancak kendisi de Rousseau-Sartre çizgisinde bir aydın. Yapısal ve daimi muhalif, her zaman halktan, kamudan, soldan yana. Amerikalıların ‘patriotism’ (yurtseverlik) adını verdiği milliyetçiliğe kesin olarak karşı. Dahası Washington’un ülke içindeki ve dışındaki tüm politikalarını –amaç, yöntem ve stratejisinin kaynaklarını somut olarak temellendirerek– teşhir ediyor. Medyanın nasıl okunması gerektiğine dair modeller oluşturuyor, medyaya karşı, kelime kelime, satır satır mücadele ediyor. Egemen medyayı siyasî-ideolojik olarak eleştirmekle yetinmiyor, haberin doğrusunu kaynağından bulup ulaştırabildiği çevrelere ulaştırıyor. Oysa ki kendisi double tenure sahibi (yani iki kez profesörlük ünvanı kazanmış), MIT’de Dilbilim ve Felsefe Bölümü Başkanı. ABD’nin belki de en yüksek maaşlı profesörlerinden biri. Ama giyimi, hali, tavrı, yaşam tarzıyla olağanüstü mütevazı bir adam. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Politika | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Ocak 29, 2007
Michael Albert
Nation alternatif bir medya kurumu mudur? Peki ya Dollars and Sense veya Mother Jones ya da, yine bu çerçevede Z Magazine alternatif medya kurumları mıdır? Bu kurumlar, kararları kabul edebileceğimiz alternatif bir şekilde mi alıyorlar? İşçilerine gerektiğini gibi davranıyorlar mı? Okuyucularıyla iyi ilişkileri var mı? Monthly Review kolektif biçimde örgütlenmiş bir proje olma yolunda iyi bir yönde ilerliyor mu; yoksa akıllıca olmayan seçimler mi yapıyor? Pacifica‘daki sorunlar ne? Bu sorunların, Pacifica’nın “alternatif” yönleri ile yavaş yavaş kaybolan (veya ortaya çıkan) “ana-akım” yönleri arasındaki çelişkiyle bir ilgisi var mı? Üniversite radyo istasyonlarına alternatif diyebilir miyiz? Peki ya mikro dalga radyo istasyonları? Alternatif bir web sitesinin veya internet servis sağlayıcısının nasıl olması gerekir? Peki alternatif bir video yapım şirketi önerisine nasıl yaklaşmalıyız? Seçkin olmayan izleyici/okuyuculara ulaşmak için elimizden geleni yapıyor muyuz? Herhangi bir medya kurumu içinde neyin “alternatif” olup neyin olmadığını nereden biliyoruz? Dışsal koşullar ne zaman “alternatif” amaçlardan ödün verilmesini zorluyor; “alternatif” kurumların bünyesinin dışında olanlar bu konuda nasıl yardım edebilirler? Yine bu çerçevede, verilen ödünler dışsal baskılara verilen mantıklı yanıtlar mı, yoksa kurumların içindeki kararlılık eksikliğini mi yansıtıyorlar; buna nasıl karar verebiliriz? Utne Reader‘da yayımlanan reklamlar, Time Dergisi’nde yayımlananlara alternatif mi? Alternatif medya kurumları ne ölçüde rekabet etmek yerine birlikte çalışmalılar? Her bir proje basitçe kendini korumanın ötesinde ne ölçüde bir şeyler yapmayı dert edinebilir? İlerici “medya tüketicileri” alternatif medyayı ne ölçüde aktif olarak desteklemeli? Eleştirel enformasyonu ücretsiz olarak almanız, uyanık bir alternatif medya tüketicisi olduğunuzu gösterir mi? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Toplum | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Ocak 29, 2007
Yrd. Doç. Dr. Nuri Ersoy
ATILIM: Nükleer santrallerin tarihsel-teknolojik gelişimi nasıl değerlendirilebilir? Bugünkü durumda enerji politikaları bakımından nükleer santraller nerede duruyor? Nükleer santraller küresel ve bölgesel politikaların, enerji krizlerinin ortasında nasıl tartışılabilir? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ekoloji | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Ocak 28, 2007

Edip Akbayram yetmişlerde Anadolu pop müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu
29 Aralık 1950′de Gaziantepte doğdu.Henüz dokuz aylıkken çocuk felcine yakalandı. Bu kötü hastalığın pençesinde çocukluğunu geçiren Edip Akbayram’ın müziğe tutkusuda çocukluk yıllarında başladı. “Haftalığımdan biriktirdiği paralarla ünlü pop şarkıcılarının konserlerine gider, eve döndüğümde aynanın karşısında onların taklitlerini yapardım.” diyor Akbayram o yıllar için. Çocukluk yıllarında bir orkestra kurarak amatör olarak evlerinin yakınındaki bir düğün salonunda çalıştı.
Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultan’ın, Karacaoğlan’ın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylediler. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: ‘‘Kendim ettim kendim buldum. İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümcekler’di. Plakta zaten “Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası” ve “Edip Albayram ve Siyah Örümcekler” başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Kültür/Sanat | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Ocak 28, 2007

İlk çağ felsefesi deyince, dar anlamında Yunan felsefesi ile bu felsefeden doğmuş olan Hellenizm-Roma felsefesini anlayacağız. Belli bir tarih dönemini adlandıran İlkçağ kavramı, bilindiği gibi, geniştir: Bu dönem, ilk yazılı belgelerle başlar – aşağı yukarı dördüncü bin yıldan İsa’dan sonra 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar sürer. Bu uzun zaman aralığında da, birçok kültürler doğup gelişmiştir. Uzakdoğu ve Hint kültür çevrelerini bir yana bırakırsak, yalnız Akdeniz çevresinde başlıcalarını sayalım: Mısır, Mezopotamya (Sümer, Akad, Babil, Asur), Hitit, Fenike, Yahudi, Yunan, Pers, Roma, Kartaca kültürlerini buluruz. İlkçağ kavramı, bütün bu kültürleri içine alır. Öyle ise, neden İlkçağ felsefesi derken, yalnız Yunan felsefesi ile bundan türemiş olan felsefeleri anlıyoruz? Neden bin yıllarca sürmüş olan bu çağın, felsefe bakımından başarısını yalnız Yunanlılara ayırıyoruz? İlkçağı bir bütün olarak ele almak doğru olmaz mıydı? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Felsefe | » yorum bırak;