Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Rupen Savoulian
İsrailli ve ABD’li üst düzey yöneticiler, Lübnan’ın Hizbullah liderliğindeki direniş hareketini yok etmek için yürütülen 4 haftalık ağır bombardımanın başarısızlığını birbirlerinin üstüne atıyorlar. 16 Ağustos tarihli Tel Aviv Haaretz’de yayımlanan “İsrail toplanıp gitmeli” başlıklı makalede savunulan görüş özetle şöyleydi: “Eğer İsrail yalnızca komşusunu yok ederek varolabiliyorsa, İsrail devletinin başarısız bir devlet olduğunu ilan etmenin vaktidir.” Siyonist rüya artık bir kabusa dönüşmüştür ve çıkış yolu yoktur. Eğer gelecek bu gibi durumlarla doluysa artık tüm projeyi gözden geçirmenin çoktan zamanı gelmiş demektir. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ortadoğu | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Paul D’Amato
Kolektif olarak çoğunluğun yeteneksiz olduğu varsayımı, sosyalizme karşı bir argüman olarak sıklıkla kullanılır; bizlerin, böylesi karmaşık bir sistemin üstesinden gelmesi için eğitilmiş ve akıllı bilirkişilere ihtiyacı vardır.
Zengin ailesi ve sevgili dostlarının kendisine geçici kademeler satın aldığı George W. Bush’un efsanevi ahmaklığı ve daha fazlası ya da 2005’teki Katrina Kasırgası boyunca Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı bürokratlarının yeteneksizliği, bu manzaranın karşısındaki güçlü örneklerdir. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Toplum | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Hilmi Atıl Ünal
Görsel sanatların hepsinde, özellikle sahne sanatlarında sanatın ne amaçla yapıldığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın odaklandığı soru da “sanat sanat için midir, yoksa sanat toplum için midir?” sorusudur. 20. yüzyılın başında keskin kamplaşmalara yol açan bu tartışma dönemin iki büyük sanat adamını da karşı karşıya getirmiştir. Max Reinhardt ve Bertolt Brecht. Brecht, tragedya sanatının tiyatronun ağlayan yüzü ile gülen yüzünün kaynaştığı bir dram tiyatrosuna evrilmesi gerektiğini savunan Diderot’nun izinden giderek bu karşı karşıya gelmenin anlamsızlığını vurgulamıştı. Ancak, kamplaşmanın tarafları Brecht’i politik tiyatro, Reinhardt’ı da apolitik tiyatronun öncüleri olarak algılamaya devam etti. Sonrasında bu tartışma yeni bir sanat dalı olarak ortaya çıkan sinemaya da yansıdı, ki tartışma bugün hala devam etmekte[1]. Bu genel kapsamlı tartışmayı açmak için, sinemada melodramın kullanımı üzerinden ilerleyeceğim. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Kültür/Sanat | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Hilmi Atıl Ünal
Günümüzde sinema deyince, ilk akla gelen Hollywood oluyor. Hatta bu durum, son 40-50 yıldır bu şekilde varolagelmiş ve artık kanıksanmış bir halde. Hollywood sineması da bu sanıyı boş çıkarmayacak şekilde, sinema piyasasının neredeyse tamamına hakim durumda. Bu hakimiyet sadece finansal anlamda değil, kültürel alanda da kendini hissetiriyor. Amerika’da komünist avının yaşandığı dönemde Hollywood’un da ava başlaması ve şu anda yapılan filmlerin de -istisnalar bulunsa da[1]- belirli çerçevedeki konuları, belirli bir yere kadar işlemesi yazılı olmayan bir ‘görüş birliği’nin göstergesi. Bu noktada; Hollywood sinemasının temel işlevi ve bu işlevi yerine getirme yolları üzerine eğilmek gerekiyor: Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Kültür/Sanat | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Yaratılış Efsanesi:
Babil’in yaratılış destanı Enuma Eliş, tanrıların düşüşünü ve aralarındaki ilk yabancılaşmayı, diğer pek çok dinde rastlanan büyük tanrılarla genç tanrılar arasındaki savaşları anlatan hikayelere benzer bir öyküyle aktarır. Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu’yla dişi dev Tiamat varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan Lakamu meydana gelmiş, yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı Anşar’la yeryüzü tanrısı Kişar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea’yı doğurmuşlar. Böylelikle sessizlik bozulmuş ve evrende gürültü başlamış. Sessizliğe alışık olan Absu’yla Tiamat bu gürültüden tedirgin olmuşlar. Absu, bütün yarattıklarını yoketmeye karar vermiş, çocuklarının yok olmasını istemeyen Tiamat her ne kadar ona karşı koymuşsa da dinletememiş. Ne var ki büyükbabasının bu kararını sezgileyen Ea bir büyüyle onu yoketmiş. Kocasının yokoluşuna çok üzülen ve o oranda da çok kızan Tiamat bir canavarlar ordusu kurarak öcalmak ve bütün tanrıları yok etmek istemiş. Tiamat dehşet verici yaratıklardan -akrep adamlar, kentaurlar ve başka korkunç yaratıklar- oluşan bir demon ordusunun başına komutan olarak konkunç dev Kingu’yu getirmiş ve kader ipleri’ni de onun eline vermiş. Tanrılar önce korkudan titremişler, sonra çaresizlik içinde kendilerini savunmaya karar vermişler. Önce Anum ve sonra Ea savaşı yönetmeyi denemişlerse de becerememişler ve korkup kaçmışlar. Tiamat’la başa çıkamayacaklarını anlayan tanrılar sonunda Marduk’a başvurmak zorunda kalmışlar. Marduk, kendisini bütün tanrıların başkanı yapmaları ve kaderin iplerinide kendisine vermeleri şartıyla başkomutanlığı kabul etmiş. Anum’un diplomasi yolunu denemesine karşın Marduk güç kullanmayı seçer ve kadın ceddine alevler, fırtınalar ve şimşeklerle saldırır. Tiamat onu yutmak üzere ağzını açar(kaos, her şeyi silip süpüren dişi, düzen ilkesini yutarak, yeniden soğurarak, onu ilk çıktığı yer olan ana rahmine geri göndererek yok etmeye çalışmaktadır), ancak Marduk, fırtınanın rüzgarını onun ağzından içeri sokarak midesine gönderir ve bedeninin acılar içinde şişmesine neden olur. Tiamat gücünü kaybettiği bir anda Marduk okunu çeker ve onu öldürür. Kozmosu meydana getiren, hayat veren su aynı zamanda yok edilmesi gereken kaos, yani Tiamat’tır. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Tarih | » yorum bırak;