Yazan: merichrd Şubat 27, 2007
Rupen Savoulian
İsrailli ve ABD’li üst düzey yöneticiler, Lübnan’ın Hizbullah liderliğindeki direniş hareketini yok etmek için yürütülen 4 haftalık ağır bombardımanın başarısızlığını birbirlerinin üstüne atıyorlar. 16 Ağustos tarihli Tel Aviv Haaretz’de yayımlanan “İsrail toplanıp gitmeli” başlıklı makalede savunulan görüş özetle şöyleydi: “Eğer İsrail yalnızca komşusunu yok ederek varolabiliyorsa, İsrail devletinin başarısız bir devlet olduğunu ilan etmenin vaktidir.” Siyonist rüya artık bir kabusa dönüşmüştür ve çıkış yolu yoktur. Eğer gelecek bu gibi durumlarla doluysa artık tüm projeyi gözden geçirmenin çoktan zamanı gelmiş demektir. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ortadoğu | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 17, 2007
HALUK GERGER
Israil’in ardarda Filisitn ve Lübnan’da giriştiği vahşi saldırılar, merkezinde ABD bulunan stratejik planın bir parçası olarak görülmeli. Burada elbette Siyonist Devlet, sadece ABD’nin tetikçiliğini yapmıyor, kendi emellerine de hizmet eden bir çizgi izliyor. Bu iki’li arasındaki stratejik uyum zaten bu anlama geliyor.
Ortadoğu’da bu iki’linin içiçe geçmiş kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerinin gerçekleştirilmesinin ilk hamleleri İsrail saldırıları. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ortadoğu | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 17, 2007
Haluk Gerger
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin, kapitalist dünyanın yeni önderi olarak, iki temel hedefi sözkonusuydu. ABD, ilk olarak, iki paylaşım savaşıyla kendisini tüketmiş olan Avrupa kapitalizminin restorasyonunu sağlamak kararındaydı.
O dönemde, sadece mağluplar değil, Fransa ve İngiltere gibi galipler de savaşın üretici güçlerinde yarattığı yıkımın altında kalmışlardı. Ayrıca, kapitalizm, faşizm ve paylaşım (dünya) savaşlarının moral yükü altında da ezilmekteydi. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ortadoğu | » yorum bırak;
Yazan: merichrd Şubat 14, 2007
Haluk Gerger
Amerikan tarihinde, 11 Eylül sonrası saldırılganlıkta görüldüğü ölçüde, değerler boyutunu bu denli ihmal edip de sadece askeri zora bel bağlayan bir yöneliş pek görülmemişti. Askeri alandaki rakipsiz üstünlük, ideolojik-politik tek merkezlilik avantajı, içerde şoven militarizmi besleyen tepkiler, küreselleşme sürecinin yarattığı varsayılan global değerler standartlaşmasına duyulan güven ve Soğuk Savaşı kazanmada Reagan’ın güç politikasının belirleyici olduğuna duyulan inanç gibi faktörlerin yarattığı fırsat algılamasıyla imparatorluk ihtiraslarına gem vuramayan bir ekibin öncülüğünde salt şiddetin gücüne dayalı strateji Bush yönetimince yürürlüğe konuldu. Bu stratejinin doğal bir başka parçasıysa, geleneksel ittifaklardan koparılmış bir tekyanlılığı içermesiydi. Artık Batı Avrupa’lı müttefiklerle ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliği en alt düzeye indirilecek ya da hatta gerektiğinde askıya alınabilecekti. En fazla, ihtiyaç duyulduğunda, tetikçilerle iş yapılacaktı. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ortadoğu | » yorum bırak;