ULUSLARARASI TERÖR VE ENERJİ POLİTİKALARI

L. Tufan ERDOĞAN
Petrol/Jeoloji Y. Müh.

Eylül 2001 – ANKARA

I. GİRİŞ: CEHALETİN BÖYLESİ
ABD’nin 2000’li yıllar için öngördüğü dünya enerji kaynakları ve denetimi planlarının kansız hayata geçirilmesi olanaklı değil. Dünya coğrafyasının yeniden şekillenmesini de ister-istemez içeren bu planlar, yeni savaşları, büyük insan kıyımlarını, gerektiğinde sınır tanımaz terör ve karşı-terör eylemlerini, ihtilaller ve darbeler tarihine önemli yeni sayfaların eklenmesini de beraberinde getirmekte. 21inci yüzyıl dünya enerji gereksinimi o denli büyük boyutlarda ve ABD’nin “yeni dünya düzeni” ve “küreselleşme” çabalarının geleceğini belirleyecek özellikte ki, bu işin başarılabilmesi için ABD’nin yapamayacağı şey, saldıramayacağı ülke, yetiştiremeyeceği terörist, kendi insanları da dahil kana bulayamayacağı ülke yok. ABD’nin güncel rolünü sürdürebilmesi için, bu coğrafya değişmeli. Böyle bir işin kansız başarılabilmesi de olası değil! Gözler o denli karartılmış ki, ABD’nin bu savaşımında, başkanlarının kendi ağzından çıkan sözlerle, “ya ABD ile ortak” olacaksınız, ya da “ABD’ye karşı”. Tarafsızlığa, ulusalcılığa geçit yok! Okumaya devam edin

Reklamlar

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ ÇERÇEVESİNDE PETROLÜN YENİDEN DAĞILIMI

L. TUFAN ERDOĞAN
Jeoloji Yük. Müh.

GİRİŞ:

Enerji sektöründe uluslararası ve ulusal planlar, 4-5 yıllık seçim süreleri göz önüne alınarak, ya da seçim yatırımları, kişisel çıkarlar gözetilerek yapılmaz. Onlarca yıl sonrası için, hatta bir yüzyılı şekillendirecek, gereğinde dünya siyasal coğrafyasını değiştirecek şekilde yapılır; birileri tarafından yapılıyor da. Enerji planlarında en kısa süre, denetim altında tutulan rezervlerin tüketilmesi sürecidir. Bu nedenle, şark tipi politikacının seçimden seçime yönlendirdiğini sandığı politikalar, dünya enerji politikalarını kavrayabilecek, uzun vadede ülke çıkarlarını, hatta bağımsızlığını koruyabilecek basiretten uzak kalır.

21inci Yüzyıl’ın dünya enerji haritası daha 1940’lı, 50’li yıllarda çizilirken, bunun mürekkebinin de bol miktarda insan kanı olduğu çok açıkken başımızda bulunan bu ufuksuzluk, bu haritanın gereklerinin uygulandığı günümüzde de aynı vurdumduymazlıkla, hatta işbirlikçilikle sürüp gidiyor. Okumaya devam edin

Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!

Prof. Kenan Demirkol

PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI

“Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!”

Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A’dan Z’ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor… Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Okumaya devam edin

Küreselleşme Ve Ekolojik Bunalım (2)

Bülent DURU
A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi

Küresel sermaye birikimini hızlandırma sürecindeki önemli aktörlerden olan uluslararası finans örgütlerinin, gelişmekte olan ülkelerde desteklediği enerji, altyapı ve tarım alanlarında yürütülen kalkınma projeleri bu bölümde anılması gereken bir diğer konuyu oluşturuyor. Örneğin, asıl işlevlerinden biri gelişmekte olan ülkelerdeki kalkınma çabalarını desteklemek olan Dünya Bankası, 1980’lerden önce desteklediği kalkınma projelerinin çevresel etkilerini hiçbir biçimde hesaba katmış değildir. Örgütün çevre birimini güçlendirmesi, çevre uzmanları çalıştırmaya başlaması da yine yakın dönemin bir gelişmesidir. Banka’nın tutumunda bugün de fazla bir değişikliğin olduğu söylenemez; bir anlamda çevre sorunları ekonomik kalkınmayı sağlama çabalarına bir engel oluşturduğu ölçüde ilgi alanı içinde görülmektedir. Doğal değerler üzerinde ağır baskı kuran büyük ölçekli kalkınma projelerine destek vererek binlerce kişinin zorunlu göçe tutulmasına neden olan Banka’nın kimi projelerine yerel halk ve çevreci örgütler tarafından büyük tepki gösterildiğini de eklemek gerekir. Okumaya devam edin

Küreselleşme Ve Ekolojik Bunalım (1)

Bülent DURU
A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi

Bu başlığını taşıyan bir yazının öncelikle iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi, biyolojik çeşitliliğin kaybı, ormansızlaşma gibi yine küresel nitelik taşıyan sorunları ele alması beklenirdi. Gerçekten de, bu tür sorunların daha da ağırlaşmasıyla kapitalizmin sınır tanımaksızın büyüme eğiliminde olması arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır. Ancak, kamuoyunda ve akademik yazında ekolojik bunalımın küresel sermaye birikimi ile bağlantısı üzerinde yoğun biçimde durulduğundan burada farklı bir yol izlenerek küresel ekonominin üzerinde bugüne değin üzerinde fazla söz söylenmeyen, görece yeni kimi ekolojik ve toplumsal etkileri sergilenmeye çalışılacaktır. Okumaya devam edin

Yalan Dörtnala Gider, Hakikat Yürür

Selim Evren

“Ergenekon operasyonu yayıldıkça” güçlenen metropol sermayesinin tam desteğine sahip ABD-AKP-TSK iktidar blokunun, gerçek Ergenekon’dan değil, oradan kovulan ve gözden çıkarılan birkaç generalin de aralarında bulunduğu çerçöpten kurtulmasının ötesine geçmediği artık görünen hakikattir…

Gerçek, sömürünün ve ekolojik yıkımın dizginsiz şekilde sürdüğüdür, siyasi İslam’ın toplumsal ve siyasal iktidarı fethettiğidir, gerisi fantezidir; isteyen bu fantezinin istediği yerinde durabilir. Gerçek demokrasi, militarizme karşı mücadele, Kürtlerin özgürlük talepleriyle, sömürüye, ekolojik yıkıma karşı ve nihayet siyasal İslam’a karşı mücadeleyle birleştiğinde olanak hanesine “belki” yazılabilecektir…. Okumaya devam edin

IMF GÖZETİMİNDE ON UZUN YIL

IMF GÖZETİMİNDE ON UZUN YIL, 1998-2008:FARKLI HÜKÛMETLER, TEK SİYASET

Bağımsız Sosyal Bilimciler (BSB) İktisat Grubu, kamuoyuna her yıl düzenli olarak sunmakta olduğu yıllık değerlendirmelerini bu çalışma ile sürdürmektedir. 2006 yılı başında ülkemizin ekonomik, siyasal ve sosyal yaşamına ilişkin değerlendirmelerin sunulduğu bu raporun ana temasını, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 1998’de başlatılan Yakın İzleme Anlaşması sonrası Türkiye ekonomisinin gelişim dinamiklerinin ve sorunlarının irdelenmesi oluşturmaktadır.

IMF’nin iktisadi tarihimizde oldukça uzun geçmişe dayalı bir yeri olmasına karşın, iktisat politikası içindeki konumu özellikle 1998 Yakın İzleme Anlaşması’ndan bu yana daha da belirginleşmiştir. IMF, 1997 Asya Krizi’nden çıkardığı derslere de dayanarak, Türkiye ekonomisi üzerindeki denetimini bu tarihten sonra daha da derinleştirmek ve bunu daha kurumsal bir niteliğe kavuşturma ihtiyacı duymuştur. Benzer şekilde yerli burjuvazi de, 1989 sonrasında, Türkiye’nin içinde bulunduğu dışa açık makroekonomik yapının rastgele (yaygın medyatik söylemi ile ‘popülist’) politikalar içinde biçimlendirilmesinden rahatsızlık duymuş
ve uluslararası yeni işbölümünde Türkiye’nin ‘yeni yükselen piyasalar’ arasında yer almasını garantiye alacak dönüşümlerin bir an önce sonuçlandırılmasını açıkça (ve acilen) arzular hale gelmiştir. Burjuvazinin bu özlemi, Türkiye’nin kaderine kesin ve sınırsız bir egemenlik kurma girişimine dönüşmüştür. Bu girişim, emekçi sınıfların, bir bölümü Cumhuriyet tarihi kadar eski olan tüm geçmiş birikimlerini adım adım tasfiye etme programı olarak da nitelendirilebilir. Bu programın hayata geçirilmesi uluslararası sermaye ile (ve onun üst- örgütleriyle) tam işbirliğiyle mümkün olabilmiştir. Bu işbirliği, Türkiye burjuvazisinin etkili
ve egemen öğelerinin “ulusal” ve göreli olarak “bağımsız” özellikler taşıyabilen birikimbiçimlerini dönüşü olmayan bir biçimde terk etmiş oldukları anlamına da gelmektedir.

Dolayısıyla 1998 yılı, aynen 24 Ocak 1980 ya da Türkiye’nin sermaye hareketlerine tam serbestlik tanıdığı Ağustos 1989 tarihleri gibi, yakın iktisadî tarihimizde önemli bir dönemeçtir. 1998 yılında Türkiye artık IMF, Dünya Bankası (DB), Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası finans ve derecelendirme kuruluşlarının denetim ve gözetiminde ekonomik ve siyasal kurumlarını neoliberal koşullandırmaların biçimlendirmesini kabullenmiş ve uluslararası işbölümünde kendisine biçilen yeni rolü üstlenmiştir. Bu rolün ana özellikleri şu
şekilde özetlenebilir. Yazının Devamını Okuyun…