Bir Karşılaştırma…

Orhan Pamuk & Yaşar Kemal

1.
Orhan Pamuk; trajedisiz ‘beyaz’ bir romancıdır. Üvey acılar içinde, kurgulanmış hüzünler yaşar.

Orhan Pamuk’ta baba, bir başarı imgesidir. Hep uzaklara giden, ‘kuytu konuşan ve çok susan’ bir baba… Babası Gündüz Bey, IBM şirketinin Türkiye’ ye atadığı ilk genel müdürlerdendir. Koç Holding’de ve PETKİM’de Genel Müdürlük gibi üst düzey görevlerde bulunur.

Orhan Pamuk’ta anne, hep elinden tutulacak bir sıcaklıktır. Hayatı ve İstanbul’u tanımanın rehberidir.

Yaşar Kemal, trajedisini bir yara olarak romanlarına taşıyan ‘güneyli’ bir esmerdir. Yaşar Kemal’de baba çocukluğun evinde sönen bir lamba’dır. Henüz beş yaşındayken babasının gözlerinin önünde öldürülüşüne tanık olur. Babası, oğlu gibi sevip koruduğu bir tarafından vurulur. O anda dili tutulur ve on iki yaşına dek konuşamaz. Bu nedenle, on iki yaşına dek tahtaya hiç kalkmaz.

Yaşar Kemal’de anne, hep özlenen bir uzaklıktır. Güney’de her şey, ‘töre’nin kurallarıyla işler ve dul kalan anne, amcayla evlenir.

2.
Orhan Pamuk’un gözleri, çok okuyan bir çocuk olarak erken bozulur. Daha iyi görebilmek için gözlük takar.

Yaşar Kemal, bir kazada sağ gözünü kaybettiği için gözlük kullanır. 4 yaşındadır ve halasının kocası kurban keserken elindeki bıçak kayar ve Kemal’in kaşının arasına gelir.

3.
Orhan Pamuk, 5 katlı, her katında piyanolar bulunan, içi kitaplarla dolu bir evde büyür. 54 yıldır aynı evde yaşar.

Ailesinin ona sunduğu konfor, zengin çocuk şımarıklığına yol açmaz; aksine zaman zaman bunun suçluluğunu hisseder. Daha çocukken ‘diğerlerini’ anlayacak empatiyi geliştirir. Farklı olana tahammül duygusunu yitirmez.

Çocukluğunun önemli eğlencelerinden biri, annesiyle Beyoğlu’nda alışveriş yapmaktır. Rumların işlettiği dükkânları gözlemler. Kentin yoksulları, gecekondularda oturanları gibi Rumların da itibarlı kişiler olmadıklarını çok erken anlar.

Yaşar Kemal, içi masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evde, usta anlatıcıları dinleyerek büyür. Kırk iki yıldır gecekondu mahallesine ve denize yakın Basınköy’de oturur. ‘1940’ların sonunda İstanbul sokaklarındaki bir evde kalbi üşüyen ve ceza yazmamak için ısrarlı davranan bir havagazı memuruyken’ bile acıları anlamakta ustadır.

Çocukluğunun en önemli eğlencelerinden biri, evlerine konuk gelen anlatıcılardan sabahlara dek masal, destan, efsane dinlemektir. Çocuk yüreği ‘sevdakarası’na bürünür. İçinde Doğunun eski masalları birikir. Her ağıttan bir incelik öğrenir.

4.
Orhan Pamuk, kente gelmemiştir; kent onun ayaklarının dibinden akıp gitmiştir. Gazetelerini, dergilerini, çocukluğunda boyama kitabı aldığı yerden (Alaaddin’den) alacak kadar ‘aynı yerli’dir.

Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan, ancak ilk anda kimsenin basmak istemediği romanlar yazar.

Yaşar Kemal, iç gömleğine dikilmiş kesedeki bozuk paralarla 28 yaşında İstanbul’a gelir. Üç ay Gülhane Parkı’nda yatıp kalkarak kente alışmaya çalışır. Balmumundan yapılmış bez torba içinde daktilosuyla, Cumhuriyet gazetesinde işe girmeyi bekler.

5.
Orhan Pamuk, teknik üniversiteyi kazanacak kadar matematiği bilir ve sever.

Yaşar Kemal, orta üçten terktir. Matematik yüzünden okulunu bırakır.

6.
Orhan Pamuk, soğuk kış gecelerinde can sıkıntısıyla İstanbul’un “kara sokakları”nı dolaşır.
Orhan Pamuk, nostaljiyi martı seslerinde yaşar.

Orhan Pamuk’un yaratıcı kimliği, bağlı olmaktan, kentin kaderinin insan karakterini belirlemesinden güç alır.

Yaşar Kemal, bütün mekânlarda ve zamanlarda ‘yersizliğin, yurtsuzluğun, kimsesizliğin acısını derinden yaşar.’ Yaşar Kemal, gurbetin ve turnaların ustasıdır.

Yaşar Kemal’in yaratıcı kimliği, göçmenlikten, ‘yerli’ olamamaktan güç alır.

7.
‘Orhan Pamuk, ilham gelmesi için evinin salonunda volta atar.’ Mutlu olabilmesi için her gün bir süre edebiyatla ilgilenmesi gerektiğini düşünür.

‘Yaşar Kemal, eski bir alışkanlığı sürdürür, yani ‘mahpushane voltası’ atar. Mutlu olabilmesi her gün birkaç dostuyla sohbet etmesi gerektiğini düşünür.

8.
‘Orhan Pamuk bir cümle yazar, okur beğenmez, yırtıp atar, sonra yeniden yazar.’ Her gün on saate yakın odasına kapanıp iyi bir yarım sayfa yazının izini sürer.

Yaşar Kemal, daktilonun tuşlarına savaşır gibi vurur. Gürül gürül yazar. Bir oturuşta birkaç destan sayfası çıkarır.

9.
Orhan Pamuk, birçok aydınla beraber Özgür Gündem gazetesini Beyoğlu’nda satarken görülür.

Yaşar Kemal, ölüm oruçlarında ‘sivil müdahale’ adına aktif rol oynayan bir aydın duruşu sergiler.

10.
Orhan Pamuk hakkında 301. maddeden dolayı bir dava açılır. Türkiye’den 169 oyuncu, yazar, politikacı ve Avrupa ayağa kalkar.

Beğenmediğine düşünsel şiddet uygulayan bir kültür-sanat ortamında tek başına konuşma cesaretini gösteren bir aydındır.

Aktif olarak siyasetin dışında kalır.

Hem sağ, hem sol kesimce vatan hainliğiyle suçlanır.

Son iki yılda yaşadıklarını kaleme alsa, Nobel’e giden yolun ‘incelikleri’ni içeren bir roman oluşturabilir.

Yaşar Kemal hakkında birçok dava açılır. Avrupa’nın haberi bile olmaz. Hapishanede yatar. Bugünkünden çok daha ağır koşullarda tek başına da olsa sözünü hiç esirgemeyen çağdaş bir entelektüeldir.

Aktif olarak yer yer siyasetin içinde yer alır.

Sağ kesimce vatan hainliğiyle suçlanır.

Bir gün son yirmi yılda başına gelenleri yazacak olursa, insanlığın gerçekten insanlığından utanacağını söyler.

11.
Orhan Pamuk, incelmiş bir saygı ve görgü sergiler, taksiciye ‘şoför bey’ diyecek, yıllarca alışveriş yaptığı markette sıraya girecek kadar.

Yaşar Kemal’de Anadolu doğallığı vardır. Yüksek sesle, kavga edercesine konuşur. Bulunduğu her yerde varlığını hissettirir.

12.
‘Orhan Pamuk AB’ye şimdiden girmiş bir Nişantaşı’dır.’

Zenginliğinden olduğu gibi, mutluluğundan da, başarısından da suçluluk duyar. 30-40 yaş arası karısıyla mutlu olduğu için, 40-50 yaş arasındayken Türkiye’deki öteki yazarların olamadığı kadar başarılı olduğu için suçluluk duyar.

Hep ikinci bir iş biçiminde algılanan yazarlığın, bir meslek olduğunu, olabileceğini kanıtlar.

Yaşar Kemal, bin yıllık bir Anadolu’dur. Zenginliğini de, mutluluğunu da, başarısını da paylaşır. Çevresinde yardımcı olmadığı insan yok gibidir. Adımlarının hangi yollara ayak uyduracağını bilir. İlk adresini hiç unutmaz.

Yazarlığın ‘ömür adanmış çabalar’ sonunda kazanılan bir meslek’ olabileceğini kırkından sonra kanıtlar.

13.
Orhan Pamuk’un bir ‘ağabey kompleksi’ vardır. Birinci erkek çocuk, bütün kuralları koyar, yasalar önerir. İkinciye de oyun oynamak ve hayal kurmak kalır.

Şevket Pamuk, Orhan Pamuk’un ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı biridir. Amerika’ da Yale, Berkeley gibi üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de birçok üniversitede ders verir. Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman olarak bilinir. Nobel, belki de bu kompleksin bir hesaplaşmasıdır.

‘Yaşar Kemal’in bir ‘Çukurova kompleksi’ vardır; ancak o, bu kompleksinden memnundur.’ Adana’dan İstanbul’a Avrupa’ya uzanan yolda ırgatlık, şoförlük, bekçilik yapan, aşık olup türkü söyleyen, cenazelerde ağıt yakan, tarla bekleyen, bağ sulayan, dayak yiyen, horlanan, hapse atılan, kendisini hainlikle suçlayanlara inat Türkçeyi onlardan çok daha güzel kullanan bir Yaşar Kemal olarak ‘Çukurova kompleksi’ni derin bir Anadolu sevgisine dönüştürdüğü için bu kompleksten memnundur.

14.
Orhan Pamuk’un rakı içtiği ender görülür. Dışarıda mütevazı beyaz şarapları tercih eder.

Yaşar Kemal, viski içmeyi tercih eder. Görüntüsüne rakı daha çok yakışabilecekken tercihini viskiden yana kullanır.

15.
Orhan Pamuk, ilkin resimle ilgilenir. Ardından küçük bir spor gazetesi çıkarır. Şiir yazan bir ‘Robertli’dir. Doğu sanatından minyatür ilgisini çeker.

16 yaşında Milliyet gazetesinin Modern Karagöz Oyunları yarışmasına katılır.

18 yaşında James Joyce’un Ullyes’ini devirir.

Yaşar Kemal, daha ergenlik çağında Dadaloğlu, Karacaoğlan gibi türküler, şiirler söylemeye, öyküler yazmaya başlamış yoksul bir köylü çocuğudur. Adı Aşık Kemal’e çıkar. İlk şiirini 16 yaşında, ilk öyküsünü 23 yaşında yazar.

21 yaşında askerliğini yaparken 44 öykü yazar.

16.
Orhan Pamuk, açıklar, tartışır.

Yaşar Kemal, betimler, öyküleştirir.

17.
Orhan Pamuk’un kitap kapakları iddialı ve çekicidir. Özel tasarımlarla hazırlanır.

Romanlarını geniş çaplı bir reklam kampanyasıyla okuruna duyurur.

Yaşar Kemal’in kitap kapakları, iddiasızdır. Kitapları, okurun dikkatini çeken güzel bir nesne olarak sunulmaz. Yaşar Kemal, adının başlıbaşına bir marka olduğuna inandığı için reklama pek itibar göstermez.

18.
Orhan Pamuk’ta doğa, insan psikolojisini yansıtan bir araçtır.

Yaşar Kemal’de doğa bir gerçek, bir roman kahramanıdır.

19.
Orhan Pamuk’ta özlem, çocukluğun sokak aralarıdır.

Yaşar Kemal’de, ‘özlem, umut gibidir ve yaratıcıdır. İnsan özledikçe güzeldir.’

20.
Orhan Pamuk jöndür.

Beden dili; ağır, uzak ve soğuk bir insan olduğunu söyler. ‘Sizin zevk aldığınız şeyler beni mutlu etmiyor’ der gibi durur.

Genç kız düşlerine uyaklı, tam bir kentli edebiyatçı görüntüsü sergiler. Konuşma biçimi edebiyatçıdan çok, bir matematikçiyi, fizikçiyi anımsatır.

Giysileri üzerine dikilmez.

Hiçbir şeyi markalı değildir. Dışarıdan görür, beğenir, spontane alışveriş yapar.

Bol gömlekler, kazaklar, pantolonlar, ince fitilli kadife ceketler edebiyatçı ruhunu yansıtır.

Koyu ve donuk renkleri tercih eder.

Sadece toplantılarda kravat takar.

Eli ya da parmakları, kafasında, saçında ya da yüzündedir. Saçları dağınık ve karışıktır.

Çekingen değil, sıkılgandır.

Gülüşündeki çocuksuluk, fotoğraflarındaki donukluğu, sertliği eritir.

Yaşar Kemal karakter oyuncusudur. Beden dili; yürekli, duygulu, sevecen, berrak bir insan olduğunu söyler. Tam da ‘bizim oraların adamı’ dedirtecek kadar içtendir.

Yaslanılacak bir çınar imgesidir. Anadolu’nun dolu insanıdır. Sözün mührünü çözer gibi konuşur. ‘Doğu kapısına oturmuş düşlerin sultanı’ gibi bakar çevresine.

Giysileri terzi elinden çıkar.

Her zaman şıktır. Genel tercihi, ceket içerisine bisiklet yaka kazaktır. Koyu ve donuk renkler 40 yıllık tercihidir.

Özel durumlar dışında kravatlı görünmek istemez.

Toplantıların ve kalabalıkların insanıdır. Dinleyen değil, anlatandır. Her ortamda, her insanla konuşabilecek zengin bir dünyası vardır. Sevincin türküsü her an yedeğindedir.

Kendisini hemen ele veren bir duruşu vardır. Dobra ve tezcanlıdır.

Bu koca cüsseli adamın fotoğraflarına dikkatlice bakıldığında içinde hep incinmiş bir çocuk ağıtı olduğu görülür.

21.
Orhan Pamuk’a kasılmak ve gerginlik yaratmak çok yakışır.

Polemiklerden elinden geldiğince uzakta kalmayı tercih eder.

Yaşar Kemal’e ‘ağız dolusu sövmek’ karizmatik bir hava katar. Öfkelendiği kişinin üzerine yürüyecek, yüzüne tokatı indirecek kadar ‘kendisi’dir.

22.
Orhan Pamuk, romanına malzeme toplamak için bir çılgın gibi Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne vurur kendini.

Yaşar Kemal’de kaynak, kitap değil, insandır. Gençliği, ağıt toplamak için halkın arasında geçer. Anadolu’yu kasaba kasaba, İstanbul’u ev ev bilir.

23.
Orhan Pamuk, hayatının hiçbir döneminde çalışmak zorunda kalmaz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirir ve sadece askerliğini kısa dönem yapmak için gazetecilik okur. İlk başlarda ressam olmak isterken sonradan yazarlıkta karar kılar.

‘Tek parti döneminde devletten ihale alma imtiyazını yaşayarak zengin olmuş’ bir babanın talihli çocuğudur.’

Yaşar Kemal “Katip arzu halim yaz yare böyle” dizesinde işaret edilen arzuhalcilikten tüpçülüğe, İETT’de havagazı memurluğundan traktör şoförlüğüne, öğretmenlikten muhabirliğe kadar her türlü işe girip çıkar. Yoksulluğu bütün yüzleriyle tanıyan, içinde hep ‘eksik bir baba’yla büyüyen talihsiz(!) bir çocuktur.

24.
Orhan Pamuk, Anadolu’yu romanında anlatacağı Türkiye’yi tanımak için dolaşır. Kar romanı için en uygun kent Kars’tır. Yeni Hayat’ta, Anadolu, sadece bir kurgu nesnesidir.

Yaşar Kemal, Çukurova’nın bütün dağlarını, taşlarını, kuşlarını, ağaçlarını, çiçeklerini sular seller gibi bilir. Anadolu yollarında, söylencenin rüzgârıyla serinler.

25.
Orhan Pamuk, ilk ödülünü Cevdet Bey ve Oğulları ile alır. Romanını, ödül alan romanları basacağına dair söz veren Karacan Yayınları’na mahkeme kararıyla bastırır.

Yaşar Kemal, ilk ödülünü İnce Memed I adlı romanıyla kazanır. Roman, ödülün ardından hiçbir sorun yaşanmadan yayımlanır.

26.
Orhan Pamuk, romanlarını bloknotlara yazar. Bloknotların ilk okuru, İletişim Yayınları’nın dizgicisi Hüsnü Abbas’tır.

Yaşar Kemal, romanlarını daktiloda yazar. Yazdıkları, hep aynı arkadaşı tarafından gözden geçirilir.

27.
Orhan Pamuk, neredeyse her yapıtında intihalle suçlanır. Metinlerarasılık, Orhan Pamuk için vazgeçilmez bir yöntemdir.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat ve Kara Kitap romanları üzerine aynı adı taşıyan kitaplar yayımlanır.

Yaşar Kemal, intihal konusunda hiç kimseyle muhatap olmaz. Metinlerarasılık, Yaşar Kemal için pek bir şey ifade etmez. Yaşar Kemal’in romanları üzerine aynı adı taşıyan yazılar yayımlanır.

28.
Orhan Pamuk’un, ‘Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.’ dışında Orhan Pamuk’un dediği gibi ile başlayan pek fazla cümlesi yoktur.

Yaşar Kemal’in ‘Ak káğıt üstünde tanıyın beni’, ‘O iyi insanlar, o iyi atlara binip gittiler.’ gibi halkın diline yerleşmiş yüzlerce cümlesi vardır.

29.
‘Orhan Pamuk, ‘içindeki manevi boşluğu doldurmak’ için edebiyatı seçmiştir.
Orhan Pamuk, sanattan hayat yapar.

‘Yaşar Kemal, ‘içindeki manevi doluluğu boşaltmak’ için yazar.
Yaşar Kemal, hayattan sanat yapar.

30.
‘Orhan Pamuk’un kitapları yabancı dilde daha iyi durur.’ Çünkü, şiirsizdir.

Orhan Pamuk’ta yer yer çeviriyi anımsatan bir üslup görülür.

Orhan Pamuk’un 6-7 yıl dünya basınına makaleler yazacak kadar İngilizcesi vardır. Romanlarının çevirisiyle doğrudan ilgilenir.

Ayrıldığı eşi de Amerika’da doktora yapacak kadar iyi İngilizce bilir.

Orhan Pamuk’un romanları anlatım bozuklukları açısından zengin(!) örnekler sergiler.

‘Yaşar Kemal’in kitapları yabancı dile zor çevrilir. Çevrilince de değerinden çok şey kaybeder.’ Çünkü, satır aralarında gezinen lirik bir şair vardır. Ona göre roman, ‘imge yaratma’dır. Yaşar Kemal’in eşi Tilda aynı zamanda onun yabancı dilidir. On yedi romanının İngilizceye çevirir. Bir Musevi olan eşi, cenazesinin Teşvikiye Camisi’nden kaldırılmasını ister.

Yaşar Kemal’in romanları, Türkçe açısından doğru anlatım örnekleridir.

31.
Orhan Pamuk “yazı”dır. Yazı, onun için bir oyun, bir kurmaca, ustalıkla okura sunulan bir gösteri, bir eğlence, bir haz nesnesidir.

Orhan Pamuk, ‘yazı’nın bulgucusudur.

‘Yazı’lı kültüre uzak duran, her tür yeniliğe direnen ortalama okur için Orhan Pamuk oldukça soğuktur. Çünkü, Orhan Pamuk’u anlamak için sadece okumak yeterli değildir.

Orhan Pamuk romanlarının sinemaya aktarılması oldukça güçtür.
Yaşar Kemal “söz”dür. Söz, onun için yaşamak ve yaratmaktır. Yaşadığını, özlediğini, duyduğunu, kanına işleyeni yaratmaktır.

Yaşar Kemal, ‘söz’ün büyücüsüdür. Ağıt toplumu kimliğini yitirmeyen bir ülkenin ‘söz’el kültüre yakın ortalama okuru Yaşar Kemal’e daha sıcak bakar. Çünkü, Yaşar Kemal’i anlamak için okumak yeterlidir.

Yaşar Kemal’in romanları sinemaya kolaylıkla aktarılabilir.

32.
Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan tek Türk romancısı olarak tarihe geçer.

Yaşar Kemal, Nobel Edebiyat Ödülü’nü en çok alamayan tek Türk romancısı olarak gönüllerin Nobel’inde yaşar.

Sıddık Akbayır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: