EJDER’İN DÖNÜŞÜ KÜRESEL DENGELERİ SARSACAK

Dr. Evrim ŞAHİNER*

Çin kelimenin tam anlamıyla bir dev. 9milyon 596 bin metrekare büyüklüğü ile bir kıta görünümünde. 1.3 milyar kişilik nüfusu tüm dünya nüfusunun dörtte birinden fazla bir rakam anlamına geliyor. Bu görünümü ile Çin gelişme ve güç için gereken hem hammaddeye, hem de insan gücüne en çok sahip ülkeler arasında en önde yer alıyor. 1978 yılından bu yana hızla büyüyen ekonomisi ile Çin kaçınılmaz bir ekonomik ve siyasi dev olacağının işaretlerini veriyor. Buna rağmen Çin halkı hala ‘çok fakirler’ arasında yer alıyor. Kişi başına düşen gelir 900 dolar civarında. Satın alma gücüne (SAG) göre 5.000 doları bulsa da Çin, Türkiye’nin dahi çok gerisinde kalıyor. Buna rağmen Çin ekonomisi SAG’a göre Amerika’dan sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve 2003 yılı verilerine göre hacmi 6 trilyon 449 milyar doları aşıyor. Bu rakamla Japonya, Almanya gibi devleri geride bırakan Çin bu performansına şu anki nispeten az gelişmiş haliyle ulaşıyor. Eğer Çin, kişi başına düşen gelir açısından performasını iki katına çıkarabilir ise bu, dünya ekonomik büyüklüğünün neredeyse yarısı ve ABD ekonomisinin dahi geçilmesi anlamına geliyor. Eğer Çin kişi başına düşen gelir açısından ABD seviyesine ulaşabilir ise bugünkü değerler ile Çin’in kendisine en yakın ekonomiden dahi yaklaşık dört kat daha büyük bir ekonomi haline gelmesi anlamını taşıyor. Diğer bir deyişle Çin her yıl ortalama yüzde 9-10’luk büyüme rekorlarına rağmen hala bakir bir ülke ve bugünkü veriler ile değerlendirildiğinde dahi neredeyse sınırsız bir büyüme potansiyeline sahip.

Siyasi-Askeri Kartlar

Sadece bu veriler alt alta dizildiğinde dahi Çin başta ABD olmak üzere tüm küresel güçler tarafından ‘geleceğin tehlikesi’ olarak değerlendiriliyor ve aşırı büyümesinden endişe duyuluyor. Belli bir eşiği geçmiş bir Çin’i durdurmanın, isteklerine gem vurabilmenin ABD, Japonya ve Avrupa için dahi çok zor olacağı biliniyor. Bu nedenle Soğuk Savaş’ın hemen ardından hedefteki ülkelerin başında Çin yer alıyordu. Amerikan savunma uzmanları ABD’nin geleceğinin Asya-Pasifik ve Ortadoğu bölgelerinde yattığını, bu iki bölgede ağırlığını hissettiremeyen bir Amerika’nın ulusal güvenliğinin tehlikeye düşeceğini ısrarla savunuyorlardı. Her iki bölgenin kontrolü için üretilen düşman efsaneleri ise köktenci İslam ve Çin tehlikesi idi. Her iki bölge de bu iki tehlike ile korkutularak, Washington merkezli düzenlemeler geliştirilebilirdi. Nitekim Soğuk savaş’ın hemen arkasından başlayan Çin-Japonya ve Çin-Tayvan gerilimi Çin ile neredeyse diğer tüm Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri arasında yaşandı. Buna göre Çin tüm bu ülkeleri ya tehdit ediyordu, ya da toprak talepleri var idi. Çin tehdidi öylesine güçlü hissedildi ki, bölge ülkeleri Amerika’ya daha fazla yaklaştılar ve Çin’e ve Sovyetler Birliği’ne karşı Soğuk Savaş döneminde oluşturulan ‘güvenlik çemberi’nin bir benzeri, fakat bu kez sadece siyasi-askeri alanda kuruldu. Bu sayede Çin kısmen kontrol altına alınırken, Tayvan, Kuzey Kore ve nükleer silahlar bağlantısı sayesinde bölgedeki Amerikan baskısı sürekli hale geldi. Çin, Tayvan adasını bağımsız bir ülke olarak görmüyor. Aksine Çin’in bir eyaleti sayıyor ve Tayvan’ın bağımsızlığı yönündeki her adımı kendisine yönelik bir tehdit sayıyor. Tayvan ise bir Çin işgalinden korkuyor. Korkular Amerika tarafından besleniyor ve her iki taraf da dünyanın en büyük silahlanma yarışlarından birini yürütüyor. En son Tayvan Başbakanı Çin’den gelen açıklamalara karşılık olarak “Eğer sen bana 100 füze gönderirsen, ben de sana 100 tane, en azından 50 tane sana atabilmeliyim. Eğer siz Taipei ve Kaohsiung’u vurabiliyorsanız, ben de en azından Şanghay’ı vurabilmeliyim.” Şu anda Tayvan en önemli silah alıcıları arasında ve savunma bütçesi İsrail’in bütçesini bile geçiyor. Tayvan Boğazı’nın karşı tarafı ise Çin’in her geçen gün artan füzeleriyle dolu. Bu ortamda Tayvan, ABD’ye güvenirken, Amerikan askeri gücü de Pasifik’de kalmak ve Çin’i kontrol altında tutmak için iyi bir gerekçe buluyor.

Çin’in kontrolünde bir diğer siyasi ve askeri araç ise Kuzey Kore. Son derece fakir bir ülke olan Kuzey Kore’nin silahlanmada, özellikle de nükleer silahlar alanında Çin’in de yardımıyla sağladığı başarı özellikle Güney Kore ve Japonya’yı tehdit ediyor. Fakat her iki ülke de Amerikan varlığı olmaksızın Çin ve Kuzey Kore’ye karşı istedikleri güce kavuşamıyorlar. Bu çerçevede denebilir ki Amerikan varlığını bölgede meşrulaştıran ve Çin’e karşı ABD’yi burada tutan ikinci önemli gerekçe Kuzey Kore’dir.

Siyasi açıdan Çin’in kontrolünde bir diğer etken ise azınlıklardır. Özellikle Uygur Türkleri ve Tibet Sorunu Çin’in yumuşak karnını oluşturmaktadır. 11 Eylül’den sonra bu tehdide radikal dinci gruplar da eklenmiştir. Amerika’nın sözde terörle mücadelesi tüm dünyada olduğu gibi Çin’in de çevresinde bir dinci hareketlenme uyandırmıştır. Pekin Yönetimi son bir yıldır Uygur Türkleri’nin mücadelesini de El-Kaide benzeri hareketlerle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Bu sayede ABD ve Avrupa’dan gelen insan hakları eleştirilerini engellemek isteyen Çin, aynı zamanda bu konuda Amerikan politikalarına direncini de yitirmiş olmaktadır.

Ekonomi: İki Yönlü Bir Kart

Buna rağmen Çin’in bu kadar kolay dizginlenemeyeceği Washington tarafından da kabul edilmektedir ve geri kalan tüm hesaplar ekonomi alanında yapılmaktadır. İlk etapta Çin ne kadar büyük bir potansiyel tehdit olarak alınır ise alınsın Çin’i önemsemeyen hiçbir kapitalist ülkenin gelecek dengelerde güçlü olamayacağı herkes tarafından kabul edilmektedir. Buradan hareketle gerek Amerikan, gerek Japon, gerekse Avrupalı sermaye grupları Çin pazarında yer alabilmek için çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Bu gruplar içinde sadece Alman otomotiv devi Volkswagen’in önümüzdeki iki yıldaki yatırımı 1 milyar doları bulacak. Amerikan otomotiv şirketi General Motors ise 2007’e kadar 3 milyar doları aşkın bir yatırım yapacak. 2004’ün ilk altı ayında Çin’e doğrudan yatırım miktarı % 11.9’luk bir artışla 33.9 milyar dolara kadar ulaştı. Türkiye’ye iki-üç yılda dahi gelemeyen 7.97 milyar dolar Çin’e yalnızca bir ayda, Haziran 2004’de aktı. Yatırım hızı ve büyüme öylesine yüksek ki hükümet ekonomideki aşırı ısınmadan ve enflasyondaki kıpırdanmadan korkarak yavaşlama yönünde tedbirler alıyor. Çünkü Çin dış dünya için bir potansiyel tehdit ve baş edilemez bir rakip olduğu gibi, aşırı hızlanan bir Çin’i içeride de kontrol edebilmek oldukça zordur.

Bu çerçevede denebilir ki mevcut küresel güçler ekonomi alanında doğrudan yatırımlar, sermaye hareketleri ve ticaret bağlantılarıyla Çin’i dünya ekonomisine eklemlemeye çalışıyorlar. Bu sayede Çin’in mevcut düzen dışına çıkamayacağı düşünülüyor. Nitekim Çin’in özellikle enerji alanında dışa bağımlı oluşu bu teoriyi gerçekçi kılıyor. Çin dünyanın ikinci büyük petrol tüketicisi ve ihtiyacı olan petrolün üçte birinden fazlasını ithal etmek zorunda. Üstelik ithalat rakamları hızla yükseliyor. Rekor hızla büyüyen ekonomi, rekor hızda büyüyen bir petrol ihtiyacını da doğuruyor. Büyüme sonucunda Çin 1993 yılında ilk kez petrol ürünleri net ithalatçısı haline geldi, 1996’da ise net ham petrol ithalatçısı da oldu. Sadece 2003 yılında Çin’in petrol ithalatı % 40 oranında arttı. 2004’de hem ihtiyaç artıyor, hem de petrol fiyatları yükseliyor. Bu da Çin ekonomisinde önemli bir enflasyon tehlikesine yol açıyor. Tek başına enflasyon örneği bile Çin’in büyüdükçe hem bir tehdit haline geldiğini, diğer taraftan ise kontrolü daha kolay bir ülke halini aldığını kanıtlıyor. Amerikan ‘terörle mücadele ve özgürleştirme savaşları’nın Çin’in enerji kaynakları olan Ortadoğu ve Orta Asya çevresinde döndüğü dikkate alınırsa, ABD’nin Çin’in enerji ihtiyacını siyasi ve askeri bir silahlardan biri olarak gördüğü de tahmin edilebilir.

Hızlı ekonomik büyümenin Çin açısından bir diğer riski ise kitlelerin hızla konfora alışmalarıdır. İnsanlar gelişmeye kolay uyum sağlarken, gerileme anlarında kitlelerin kontrolü daha zordur. 25 yıl boyunca % 10 büyüyen bir ekonomi birkaç yıl eksi büyüme ile karşılaştığında Çin gibi devasa bir ülkede sosyal olayları kontrol etmek daha zordur. Aynı şekilde ekonomik-sosyal sınıfların hızla şekillenmesi ve aralarındaki uçurumun oluşması da bir diğer sorundur. Bu da Çin’in kontrolünde yabancı güçlere ekonomik-sosyal-siyasal üç yönlü bir silahı da sağlamaktadır.

Anahtar Kelime ‘Birlik’

Çin, büyük bir hızla küresel yarışa dahil olmaktadır. Ancak diğer rakipler, özellikle de ABD, Çin’in gelişine hazırlıklıdır. Soğuk Savaş sonrasında belirlenmiş olan hedefler bir bir uygulanmaktadır. Enerji kaynaklarında sürdürülen işgal ve silahlı mücadeleye ek olarak Asya-Pasifik bölgesinde Çin’in dengelenmesi için çeşitli kollardan çalışmalar sürmektedir. Amerikan askerleri Japonya, Kore vd. Asya ülkelerindeki üslerini muhafaza ederken Çin’in batısında Afganistan, Özbekistan gibi ülkelerde yeni üsler de edinilmektedir. Bu aynı zamanda Çin’in askeri açıdan çevrelenmesidir. Ekonomi alanında ise Çin ekonomisi, Batı ekonomisine entegre edilmekte, sürprizlere yer bırakmayacak bir şekilde küresel sisteme monte edilmektedir. Tüm bunlara karşın eğer Çin birliğini muhafaza edebilir, bölünmeden büyümeye devam edebilir ise küresel sistemin en önemli aktörlerinden biri haline gelecektir. Şu anki veriler ise bölünme ve istikrarsızlaştırma için çok sayıda açık noktanın bulunduğuna işaret etmektedir. Mevcut işaretlere karşın Çin, Batı’nın manipülasyonlarından yara almadan ve bağımsızlığını koruyarak çıkabilir ise bu durumda, yazının sınırları nedeniyle değinemediğimiz çok sayıda avantajı da devreye girecektir, ki bunları en önemlilerinden biri, tüm dünyaya yayılmış ve neredeyse orta büyüklükte bir ülkenin nüfusuna denk düşen Çin diasporasıdır.

———————————————————————-

Makalenin orjinali Cumhuriyet Gazetesi, Strateji Eki’nde 11 Ekim 2004, Pazartesi günü sayfa 14’de yayınlanmıştır.

Dr. Evrim ŞAHİNER, USAK Asya-Pasifik Masası’nda araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: