Sosyal Güvenlik “Reformu”

Erinç Yeldan

IMF’nin en önemli koşullandırmaları arasında olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı geçtiğimiz hafta içerisinde jet hızıyla meclis gündemine taşındı. Yasa tasarısı emekliliğe hak kazanmak için gerekli asgari prim ödeme süresini 7,000 işgününden, 9,000’e çıkartmakta; emeklilik yaşını kademeli olarak 65’e yükseltmekte ve bağlama oranını da azaltmayı öngörmektedir. Tasarının Anayasa’nın temel hükümlerine aykırı olan yönleri ile çalışanlar üzerine getirdiği yükler, 15 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde Miyase İlknur’un araştırma yazısında ayrıntılı olarak incelenmiş idi. Ben bu yazı kapsamında tasarının özüne ilişkin saptamaları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
***
Sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması IMF’nin uzun zamandır üzerinde durduğu koşullandırmaların en önemlilerindendir. Sisteme bu yönde ilk müdahale 2000 yılı dez-enflasyon programı altında yapılmış idi. Ancak o günden bu yana sistemin mali dengesizliklerinin derinleşmesi karşısında IMF Türkiye’den yeni bir düzenlemede bulunulmasını istemektekteydi. Nitekim, IMF temsilcisi Hugh Bredenkamp 2005’in Aralık ayında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de cari işlemler açığının yaratabileceği istikrarsızlıklara karşı iki tedbir önermekteydi: “merkez bankası rezevlerinin güçlendirilmesi ve son yıllarda artış gösteren sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarının önüne geçilmesi”. IMF yetkililerine göre Türkiye’de sosyal güvenlik şemsiyesi altındaki kesime sağlanan sağlık hizmetlerinin maliyeti çok hızlı artmaktadır ve buradaki mali açıklar nihai olarak cari işlemler açığının kontrolünü de güçleştirmektedir. Dolayısıyla sosyal güvenlik sisteminde çalışanlara sağlanan hizmetler bir an önce kısıtlanmalıdır.
IMF yetkililerinin ve IMF programının yakın izleyicisi durumundaki AKP hükümetinin sosyal güvenlik sistemindeki mali dengesizliklere bakış açısı sadece prim kazançları ile giderlerin cebirsel olarak dengelenmesini gözeten teknik aktüaryel hesaplar ile sınırlıdır. IMF’nin yaklaşımına göre söz konusu aktüaryel dengelerin sağlanması için emeklilik yaşının yükseltilmesi, bağlama oranlarının düşürülmesi ve benzeri “mali” tedbirler sorunun çözümü için yeterli olacaktır.
Oysa Türk sosyal güvenlik sisteminin içinde bulunduğu açmaz basit bir cebirsel hesap uyuşmazlığından değil, esas olarak sistemin içinde bulunduğu işgücü piyasalarındaki yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de işgücü piyasaları giderek artan ölçüde kayıtdışılık ve marjinalleşme nedeniyle sosyal güvenlik sisteminin formel kapsamı dışına itilmektedir.
Herşeyden önce Türk iş gücü piyasalarında formel istihdam, toplam işgücünün ancak yarısına ulaşmaktadır. TÜİK’in verilerine göre toplam iş gücü arzı 24 milyon düzeyinde olmasına karşın, kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 50’ye ulaşmaktadır. SSK’ya kayıtlı olarak prim ödeyen işgücü sadece 6.8 milyon kişidir. Bunun ötesinde IMF programının spekülatif/işsiz büyümeye dayalı niteliği sonucu artan işsizlik giderek yapısal bir karakter kazanmış
durumdadır. 2001 krizi öncesinde yüzde 6.5 düzeyinde olan açık işsizlik oranı kriz ile birlikte yüzde 10’un üzerine çıkmış ve burada direnç göstermiştir.
Son olarak Türkiye’de çalışabilir nüfusun ancak yarısı işgücü piyasasına katılmaktadır. İşgücüne katılım oranı 2001 krizi sonrası daha da gerilemiştir. 2005 düzeyi yüzde 47 olan bu oran AB ortalaması olan yüzde 70’lere görece çok düşüktür. Bu olgunun ardında da iş bulma ümidi kalmayan kesimin iş gücü piyasasına formel olarak katılmak yerine, marjinalleşmiş/taşeronlaştırılmış faaliyetlerde kayıtdışılığı seçmek zorunluluğu yatmaktadır.
Sosyal güvenlik sistemi reform tasarısının bir diğer uzantısı da yakın günlerde “sağlıkta dönüşüm reformu” adı altında gündemimize gelecektir. IMF söz konusu yeni koşullandırmayla birlikte sosyal güvenlik kuruluşlarında sağlık harcamalarının azaltılmasının çarelerini aramaktadır. Bütün sağlık kuruluşlarını tek bir şemsiye altında toplayarak, vatandaşları “müşteri”, sağlık kuruluşlarını da birer “ticari işletme” haline dönüştürmeyi planlayan bu tasarı sonucunda zaten çok geri düzeyde bulunan sağlık hizmetlerinin daha da daraltılması ve parası olanın yararlanacağı birer ticari faaliyete dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.
IMF’nin esas niyeti, sistemin yapısal nitelikli sorunlarına çözüm aramak yerine, esas olarak “finansal sistemin sağlığı”nı sağlama dürtüsüyle cebirsel aktüaryel hesaplamalar ile çalışanların üzerinden kaynak elde etmektir.
Sosyal Güvenlik Sistemine İlişkin Veriler2005Toplam işgücü (bin kişi)24,034.1SSK Sigortalı sayısı (bin kişi)6,803.9Kayıt dışı çalışan oranı (%)49%İşsizlik oranı (%)11.2%İşgücüne katılma oranı (%)46.90%SSK Sağlık Harcamaları (milyar YTL)7.95 Toplam sağlık har. içindeki oranı (%)46.3% Milli gelire oranı (%)1.6Kaynak: TÜİK ve SSK.

yeldane@bilkent.edu.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: