ALTININ HİKAYESİ

Bir ülkedeki iktisadi gelişmeleri doğru kavrayıp yorumlayabilmenin koşullarından biri, emperyalizmin dünya ölçeğindeki politikalarını genel-özel diyalektiği içinde irdeleyebilmektir. Marksizm’in kapitalizmi tahlil eden çok kapsamlı değerlendirmelerine rağmen, döneme özgü gelişmeler bir yeniden üretim gerektirmekte; olguları doğru okuyabilme isabeti; canlı tutulmuş bir okuma, araştırma ve algı açıklığını ihtiyaç haline getirmektedir. Böyle bir yeterliliğin olmadığı durumlarda, ülke ekonomisinde yaşanan dalgalanmalar, bir kahvehane sohbetinde rastlanabilecek gerekçelere dayandırılabilmekte ve sonuçta, krizin müsebbibi veya aracısı çevrelerce ortaya atılan sahte nedenlere kanılabilmektedir. Son olarak yaşanan krize dair, geçen sayımızda yaptığımız değerlendirmede konuyu ABD’nin politikalarıyla ilişkilendirmiş; çeşitli ülkelerde etkisi görülen krizin Türkiye’de daha şiddetli yaşanmasını ise Türkiye ekonomisinin kırılganlığına bağlamıştık. Bizler sorunu böyle değerlendirirken, kimilerinin krizi Çin, vb. ülkelerin Türkiye’den yoğun miktarda altın satın alması ile gerekçelediğini gördük. Gerek bu konuyu değerlendirmek gerekse altının ekonomideki yerine dair anımsatmalar yapmak açısından, altının hikayesini yazmaya karar verdik.

Değişimin takas yoluyla yapıldığı ilkel biçimlerinden sonra, yavaş yavaş bir değişim aracı yaratma sürecine girildi. Her yerde ortak değere sahip olan taşlar; altın, gümüş gibi kıymetli metaller bu tür bir değişimin aracı haline geldi. Bu araçlar içinde altın; diğer metallerden kolaylıkla ayırt edilebilmesi, elde edilmesinin çok zor olması ve dolayısıyla kıymetli olması, az miktarlarda taşındığında bile büyük bir değeri karşılaması gibi özellikleri ile çok ayrıcalıklı bir konuma geldi. Daha sonra onun yerine gümüş, vb. kullanılmış ise de uzunca bir süre, hatta köleci dönemde bile para yerine kullanılan sikkelerin daima ya altından olduğu ya da önemli oranda altın içerdiği görüldü. Çünkü değeri, bulunduğu yerden ve egemenlik ilişkilerinden bağımsızdı. Koşula göre değişmesi mümkün değildi.

Bugün Amerikan ekonomisinin dünyaya egemen olduğu ve doların rezerv para olduğu koşullarda, dünyanın neresinde olursa olsun, 100 dolar, ederi kadar başka paralarla takas edilebiliyor. Kağıt para bu anlamda bir değer taşıyor. Ama bunun olmadığı bir dönemde her koşulda, altın, değişim ve birikim aracı olmuştur. Para, bir ülke sınırları içinde bir değişim aracı iken altın, dünya genelinde bir değişim aracı olmuştur. Kapitalizmin en gelişkin döneminde bile altın bu ayrıcalıklı konumunu sürdürdü. Devletlerin, ülkelerin zenginliği, sahip oldukları altın rezervleri ile ölçüldü.

20. yüzyılda, kapitalizmin emperyalist aşamaya gelişi, uluslararası bankaların oluşması ile beraber; uluslararası değişim, uluslararası paralarda belli bir pariteye geçerlilik kazandırdı. Bu, emperyalist tekellerin bankacılık sisteminin evrimleşmesinin sonucuydu. Tekellerin dünya genelinde egemenliğini sağlamasıyla birlikte, ulusal paraların da belli bir kurla dünya genelinde alım satımı yapılmaya başlandı. Ama bu kurallar her şeyin iyi gittiği koşullarda geçerliydi. İşlerin bozulduğu noktada gene ulusal paralar hızla değer kaybedebiliyor ya da değer kazanabiliyor; altında ise fazla bir değişim yaşanmıyordu. O koşullarda da altın ülkelerin zenginliklerinin ölçüsüydü. Bu durum belirli oranlarda İkinci Yeniden Paylaşım savaşına dek sürdü. Savaştan üretici güçlerini yenilemiş, sermaye birikimini yetkinleştirmiş olarak çıkan ABD, egemenliğini dünyaya dayatırken, kurduğu dolar-altın eşitliği, bunun araçlarından biri oldu. Buna göre, 1 ons altın 40 dolara eşitti. Dünyanın neresinde olursa olsun bu eşitlik geçerliydi. Artık altın biriktirmek şart değildi, bunun yerine dolar da biriktirilebilirdi. Bu durum ABD’ye büyük avantajlar sağladı. Altın madenlerinin kendisinde olmasına gerek yoktu; çünkü istediği zaman istediği kadar dolar basabiliyor ve bunu altına çevirebiliyordu. Başlangıçta her şey ABD’nin istediği gibi gelişti. Amerikan Merkez Bankası sürekli altın basar konumundaydı. Bu muazzam bir zenginlikti. Marshall planıyla Avrupa yeniden inşa edildi; kendisine bağlı işbirlikçi bir kapitalizm geliştirildi. Ama o koşullarda da eşitsiz bir gelişimin önüne geçilemedi ve hızla gelişen Japon ve Alman ekonomileri ABD’nin ekonomik ağırlığını sarsmaya başladı. Sonuçta 1 ons altın 40 dolar eşitliği bozuldu. Bugün Çin’in yaptığı gibi Almanlar ve özellikle Japonlar Amerikan pazarına çok ucuz ürünler sürerek yüklü miktarda dolar kazandılar ve bu dolarlar karşılığında ABD’den altın talep ettiler. ABD, karşılıksız bastığı dolarların bu şekilde geri dönüşü karşısında yeterince altın bulamadı ve sonuçta ons-dolar eşitliğini bozdu.

Bugün artık dolar veya herhangi bir ulusal para ile altın arasında, dünyada kabul gören bir denge yoktur. Ve artık güvence salt altınla sağlanmıyor. Diğer bir ifade ile, Merkez Bankaları yumurtaları aynı sepete koymuyor; altının yanında Dolar, Euro, vb. de bulunduruyor. Merkez Bankası, elindeki birikimlerde, birinden diğerine geçiş sırasında; altın veya örneğin Euro miktarını arttırabilir. Sahip olduğu yumurtaların rengini değiştirebilir; bu Merkez Bankası politikasıdır. Önemli olan toplam rezervdir . Söz konusu geçişler önemli bir değişime sebep olmaz.

Geçmişte Sovyetler Birliği, kapitalist kuşatılmışlık koşullarında, Ruble bir değişim aracı olarak kabul görmediğinde, muazzam miktarda bir altın stoku biriktirdi. Bu stoku piyasaya sürdüğünde ise altın fiyatlarında ciddi değişimler olabiliyordu. Rusya’nın da bugün önemli düzeyde altın üretim kapasitesi var. Bu kapasite borsada bir manipülasyona yol açabilecek ve fiyatları belirleyebilecek düzeydedir. Benzer bir durum Güney Afrika veya Kanada için de geçerli.

Kimi ürünlerin uluslararası pazardaki fiyatlarına etki etmeye verilebilecek örneklerden biri de Çin’in alım-satım kapasitesidir. Mesela dünya ölçeğinde bakır konusunda önemli bir rekabet yokken, dünya nüfusunun dörtte birini barındıran Çin devreye girdiğinde, kendisi dünyanın en büyük bakır üreticisi olsa da fiyatları etkileyecek boyutlarda bakır alımı gerçekleştirebiliyor.

Verdiğimiz bu örnekler, fiyatların değişimine dair örneklerdir. Kriz ise farklı bir olgudur. Ve bir ülkenin diğer bir ülkeden altın alması ile tetiklenmez. Başka ülkelerde yüzde 10’lar düzeyinde gözlenen etki, Türkiye’de yüzde 30’lar düzeyinde yaşandı. Bu, Türkiye’de ekonominin bıçak sırtında olmasından siyasal güvensizliğe dek çeşitli nedenlerle oluştu. Aslında Türkiye’deki etkiye açıklık ve kırılganlığı hemen her gelişmede izlemek mümkün. Filistin’e saldırı oldu, borsa yüzde 3,6 düştü. Lübnan saldırısının üçüncü gününde borsanın kaybı yüzde 12 idi. Endonezya’da bile bu oran sadece yüzde 3 civarındaydı.

Sonuçta Türkiye, kırılgan ekonomisi sebebiyle krizin faturasını diğer ülkelere göre daha ağır ödedi. Bunun, altın piyasasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Zaten Türkiye, altın ihraç eden değil, tersine yılda yaklaşık 2 ton külçe altın ithal edip işledikten sonra satan ve bundan zarar değil kar sağlayan bir ülkedir. Bir an için kriz sürecinde Türkiye’den Dolar karşılığında altın satın alınmış, yani dendiği gibi yüklü miktarda altın satılmış olduğunu varsayalım. Bunun ülke ekonomisine zarar verip krizi tetiklemesi için satış sonrasında Doların düşmüş olması gerekiyor. Halbuki o süreçte Dolarda değer artışı yaşanmıştı.

Türkiye ekonomisi o kriz sürecini atlatabilmiş değildir. Daha önce de yapıldığı gibi salt bir erteleme söz konusudur. Sıcak para girişi için faizler yüksek tutulmakta ve günü kurtarma yoluna gidilmektedir. Bu anlamda Türkiye her an benzer sarsıntılardan geçebilir. Özellikle sonbahar sonrasında, önümüzdeki kış dönemi, AB konusundaki beklentiler tıkandığı oranda geciktirilmiş krizin dışa vurması beklenmelidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: