Nâzım’ı Büyük Şair Yapan Nedir?

Asım Gönen

Sömürü temeli üzerine kurulan her türlü toplumsal düzenin bir mezar kazıyıcısı mutlaka vardır. Önemli olan o mezar kazıyıcıyı tanımak ve onunla kardeşleşmektir. Önemli olan doğmakta olana, doğurtanla birlikte omuz vermektir. Dönemine bu gerçeklikle tanıklık etmeyen sanatçı büyük sanatçı olamaz. Bu gerçeklikler temelinde ürün veren sanatçıyı ise hiç bir güç tarih sahnesinden silemez, onun büyüklüğünü zedeleyemez.

Kavuşmak mümkün değilse
Ararken ölmezsem
Beni muhabbette gerçek saymayın.

Sadi

Sevmek böylesine yiğit sorumluluk gerektirir. Sevmek ona denir ki, uğrunda her türlü tehlikeyi göze alabilesin. Sevmenin karşılıklı kenetlenişi böyle ise olur. Yoksa en ufak bir sallantıda yıkılır gider.
Nâzım ülkesini de, halkını da severken bu gerçekliğe mührünü basarak düştü yola. Sevgisi ülkesiyle ve halkıyla ve de dünya emekçileri ile öyle kenetlendi ki, hiçbir hile, hiçbir yalan yanlış onun kişiliğine leke süremedi. Sanatı ile halkı arasına baskılar girdi, birinci ikinci yeniler girdi, para etmedi. Şimdi de içi boşaltılmış bir Nâzım Hikmet’i halkı ile sanatı ve kendisi arasına koyarak onun kitlelerle bağını koparmaya çalışıyorlar. Şimdiye kadar ne kadar başarılı oldularsa, bundan sonra da o kadar başarılı olacakları ortada. Çünkü onlar batırmaya çalıştıkça, Nâzım en görkemli haliyle biraz daha su yüzüne çıkıyor. Görkemliliği daha büyük ışıltılarla insanlığı aydınlatıyor.
Nâzım büyük sanatçı idi, çünkü büyük sanat yapıyordu. Nâzım büyük insandı, çünkü insanlığın özlemi olan sömürüsüz bir yaşamın ideolojisi ile donanımlı ve o yaşama ulaşmanın kavga eriydi. Ömrünün sonuna kadar da öyle kaldı.

Vaziyeti telhis edelim hele.
Benerci inkilapçı bir gençtir.
Hazım zamanlarını, boş gecelerini değil,
boydan boya ömrünü vermiştir ihtilale…

Nâzım Hikmet

Nâzım’a doğrudan doğruya saldıramayanlar, onun Sovyetler Birliği’ndeki son dönem yaşaminda, Sovyetler Birligi’ndeki uygulamalardan son derece rahatsız olduğunu öne sürerek, politik görüşünde yanıldığını ifade etmeye çalışıyorlar. Kendi kafasındaki bulanıklığı aşamayanlar, Nâzım’ın kafasındaki netliği elbette görme olanağından da yoksun olacaklardır. Önce şunu belirtelim ki, Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nde uygulanan toplumsal işleyiş, sosyalizmden adim adim sapma egilimine girmişti. Nâzim’ı rahatsız eden sosyalizm değil, köşe başlarına yerleştirilenlerin uygulamaya başladıkları geriye dönüşün çirkinlikleri idi. Geriye dönüşün mimarlarının sosyalizme bağlı olanlara uyguladıkları baskılardı. Sovyetler Birliği’nde sosyalizm çöktü deyimini diline dolayanlar öncelikle şunu bilmezlikten geliyorlar. Orada çöken sosyalizm degildi. 1952’lerden sonra uygulamaya adım adım konan ne idiyse 1990’lı yıllarda çöktüğü ilan adilen de o idi.
Burada kapitalizmin açmazlarını sosyalizme ödetme gibi çirkin bir politik oyun yatıyor aslında. Sözde aydın geçinenler, böylece sosyalizm iyi olsaydı çökmezdi gibi bir uydurmayla kapitalizmi övmeye çalışıyorlar.
Nâzım 1930 küsurlu yıllara kadar Sovyetler’e gidip geldi ve sosyalizmin inşaasini gördükçe sevincinden şiirlerinde altin sularda kugular gibi yüzdü.

Dinle neft,
Yedi kat yerin altindan işit beni:
-Sen bilirsin ki, biz
alnimizin teriyle,
ve ölen ustamizin
ölmeyen gözleriyle
yeni bir dünya kurmak isteriz,
Isteriz ki, kaninla sen
bereketli bir rahmet gibi besleyesin
yeşil filizli sarmaşiklarini…
Isteriz ki, uzak Sibirya köylerinin işiklarini
karli gecelerde kizil laleler gibi yaksin kaninla,
isteriz ki, gençlik iksiri gibi aksin kanin,
yüz elli milyonun damarinda,
Isteriz ki dinleyelim barişin musikisini
fişkiran fontanlarinda,

Isteriz ki
Fakat
eger,
sivrilirse sinirin ufkunda düşman süngüler
tel direkli gemilerin yagli gölgesi
düşerse yeşil sularinda altin baliklar yüzen denizlere
duyulursa şehirlerin üstünde hirildayan sesi
kara kanatlari ingiliz bayrakli katil çelik kuşlarin

….
kan akarsa eger,
söyle neft,
cevap ver,
korumak için sosyalist vatanini
hazir misin akitmaya kanini?

1927

Nâzim’ın Türkiye’deki büyük tutukluluk dönemine kadar Sovyetler’de gördüğü uygulamalardan ve uygulayıcılardan rahatsız olduğuna dair bir tek satırı, birtek dizesi yoktur. Sovyetler’de geriye dönüşün Kruşçevci mimarlarini bagrina basanlar, Nâzim’ı asıl bunun rahatsız ettiğini gizlemeye çalışsalar da, bu gerçeği ters yüz etmekte başarılı olamayacaklardır. Çünkü gerçek onun dizelerinde hiçbir karanlığın karartmayacağı kadar büyük parıltılarla vuruyor alınlara.
Nâzım’ın içini boşaltarak onu Nâzım’ın karşısına koyanların en önemli açmazarından biri de, “politik içerik şiiri mekanikleştirir” savlarıdır. Bu anlayış temeli üzerinde şiir tarafsız olmalıdır, şiirde siyasal içerik ve ideoloji olmamalıdır. Yoksa “şiir mekanikleşir” iddiası, toplumun yeni bir yaşam için uyanmasını istemeyenlerin siyasetine alkış tutmuyor mu? Siyasetin olmadığı bir eylem, hareket biçimi var mıdır acaba?
“Politik içerik şiiri mekanikleştiriyor” diyenlerin asıl zorları, politik, siyasal ve ideolojik donanımlarının olmayışının sonucudur. O donanımı elde etme çabasına girmemiş, tembelliği ve o rahatı tercih etmişlerdir. İkincil olarak da, yeni bir yaşam biçimi yerine, eskinin nimetlerinden yararlanma ve mücadeleyi göze almama durumudur. Bu tercihlerin oluşturduğu içsellik ise büyük şiirlerin içselliği olamaz. Bu yüzden bu tür anlayışın şairleri, hep yüzeyden gelen hafif kırıntıların, hafif duyarlıkların, öykümsülüklerin, içe kapalı anlaşılmazlıkların şairleri olmuşlardır. Özellikle devrimci donanımlı kişiliklerin yarattığı görkemli şiiri yaratamayan içi boş şairler için, o şiiri yazamayınca, “politik, siyasal içerik, ideoloji şiiri mekanikleştiriyor” demek kalıyor geriye. Hani kedi ciğere yetişemeyince onu karalarmış ya onun gibi bir şey bu.
Nâzım’ı büyük şair yapan büyük ideolojisi idi, materyalist felsefesi ve büyük halk ve insanlık
sevgisi idi. O edindiği bu değerleri, kültür birikimini sosyalizm ve sömürüsüz bir yaşam için seferber ederken, onu son dönemlerinde Sovyetler’de sosyalizmden rahatsızmış gibi göstermek, orada burjuvazinin iktidarı yeniden ele geçirişini gizlemeye çalışmaktan başka ne olabilir ki. Faşizmi sosyalizmmiş gibi gösterip, sosyalizme kara çalmak, emekçilerin ufkunu karartamayacaktır. Nâzım’ı asıl kimliğinden koparamayacaktır.

“Kalküta şehrinin ufkunda güneş
yükseliyordu.
Atlari işiktan, migferleri ateş
bir ordu
bozgun karanligi katmiş önüne geliyordu.
Güneş yükseliyordu….
Kalküta…..”

Türkiye işçi sinifina selam,
Meydanlarda hasretimizi haykiranlara,
topraga, kitaba, işe hasretimizi,
hasretimizi, ay yildizli esir bayragimiza

Düşmani yenecek işçi sinifimiza selam,
Paranin padişahligini,
Karanligin yobazin
ve yabancinin roketini yenecek işçi sinifina selam,

1962

Dinleyin, duydugunuz çakallarin ulumasidir.
Saflari siklaştirin çocuklar,
bu kavga faşizme karşi, bu kavga
hürriyet kavgasidir.
1962

Seslendigi hangi çocuklardir, ugruna hala mücadele azmi ile dolu oldugu nedir, açikça belli degil mi, hem de ömrünün son yillarinda.

15 Şubat 2002

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: