Sabahat Akkiraz ile Söylesi…

sa-p6.jpg
1955 yılında Kangal’ın Yortan köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgilenmeye başladı. Ortaöğrenimini Almanya’da tamamladı. İlk plağını 13 yaşında doldurdu. Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, Davut Sulari etkilendiği kişiler oldu.»Gül Yüzlü Sevdiğim« adlı ilk albümünü 1983 yılında çıkardı. 2 yıl sonra da Türkiye’ye yerleşerek çalışmalarını sürdürdü.Bugüne dek yorumladığı türkülerin önemli bir bölümü kendi derlemelerinden oluşan 15 albüm hazırlayan Akkiraz, Musa Eroğlu, Arif Sağ, Yavuz Top, Zafer Gündoğdu, Erdal Erzincan ve Erol Parlak gibi yönetmenlerle çalıştı.Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser verdi. Londra Jazz Festivali, Lyon Doğu Festivali gibi çeşitli festivallere katıldı.Grand Union Orchestra ile »Echoes From Anatolia-Anadolu’dan Yansımalar« adlı çalışmayı hazırladı. 1999 yılında Queen Elizabeth Hall’de »Women of Tradition« projesinde Türkiye’yi temsil etti. Aynı yıl »Echoes from Anatolia« konserleri Redgold Music tarafından kaydedildi ve dünya pazarlarına sunuldu.

Etnik müziğin önemli bir merkezi olan Theatre de la Ville bünyesinde program yapan ilk Türk sanatçı oldu.

Fransa’da yılın en başarılı etnik müzik sanatçısı seçilen Akkiraz’a ilişkin Fransız-Belçika ortak yapımı bir belgesel hazırlandı.
***
Her türlü abartinin her türlü yakistirmanin ötesinde toplumumuzun aydinlik bir simasi, çok sevilen bir sanatçi olarak gerçekten toplumun gönlünde yer eden ender insanlardan birisisiniz. Bu gerçek size gösterilen ilgiden yurt içi yurt disindaki insanlarin egilimlerinden bunu anlamak çok güç degil bende gazeteci olarak bunu gözlemleyebiliyorum. Sesinizin güzelligi, etkileyiciligi, onun ötesinde yapinizla, görüs ve düsüncelerinizle halk üzerinde bir sevgi atmosferi yaratabilen bir insansiniz. O yüzden bugün belki bir radyo programi oldu ama dergi ve kitap çalismasi için çok kisa da olsa, klasikte olmus olsa bir yasam, bir geçmise dönmek istiyorum. Çok kisaca neler söylersiniz ilk çocukluk günleriniz kafanizda olusan imajlar o ana sizi götüren seyler yani yetistiginiz ortam çocuklugunuz gençliginiz biraz geçmise dönsek dogdugunuz diyarlardan baslayarak.

– Benim baba yurdum Arguvan Kizik köyü. Türkü diyari Sivas’a gelmis iki-üç asir olmus ailem. Köyümüz var, ozanlar diyari Kangal Yaylacik köyündenim. Böyle gözünü açtiginiz zaman her Alevi evinde saz oldugu gibi, böyle bir saz. Âsiklar, ozanlar etrafimizda. Muhabbetler cemler. Soruyorlar, kimden etkilendiniz, kim sizi yetistirdi? Buna ihtiyaç olmadi. Çünkü sabah 5’lere kadar bir Feyzullah Çinar muhabbeti, bir Davut Sulari muhabbeti, bir Muhlis Akarsu muhabbeti. Aile dostumuz, onlari dinleyerek çocuk yasta benim kulagim doldu. Çok güzel diyar benim diyarim.

Ocakzadelik var mi? Kutsi olarak dedeler deniliyor, sizin ailenizde bir sey var mi?

– Biz Sah Ibrahim talibiyiz. Ailemiz, cemlerde kurbanci hizmetinde bulunur.

Soyca ailece cemlerde bir 12 hizmetten birisini siz üstlenmissiniz. Babadan ogula geçiyor ve o hizmetten dolayi da dedelerle ozanlarla diger ailelerden fazla bir baglantiniz var mi?

– Muhakkak öyledir; ama ailede anne tarafindan Müslüm Sümbül gibi ozanlarimiz da var. Baba tarafindan yine büyük dedelerim saz çalip söylermis. Ailemizde bu gelenek var. Dedemizi kaybettigimiz zaman sonradan bilgilendim; çünkü Almanya’da büyüdük. Bir hata yapsak, babam derdi: Biz Aleviyiz, bize yakismaz! Ben de düsünürdüm, niçin böyle diyor? Kendimizi sonradan, okuyarak ögrendik. Dedem de vefat ettigi zaman, beni sazla kaldirin diye vasiyeti vardi. Böyle bir gelenegimiz var. Ben seviyorum.

Kendi yörenizin disinda baska gelenler var miydi? Insan iliskilerinden biraz daha bahseder misiniz?

– Cemlerde zaten dedeleri dinlerdik. Çayirli’dan dedeler gelirdi.

Kimler gelirdi mesela?

– Bizim dedemiz Izzettin Dogan. Onun disinda ozanlarin konuk olmalari var. Babam çok seviyor. Çok küçük yasimda ilkokulu bitirdim. Mahmut Erdal dedi ki, kizin sesi güzel! Firdevs ebem de cemlerde deyis söyler. Kadinlar çok nadir söylerler.

Gümüshane Siran yöresinde dedenin koydugu kurallardan birisidir. O yüzden bu gün bile söylenir. Ben Siran’liyim diger yörelerden ben de sizi duydum. Ilk kez bizde zorunluluk ceme girecek kadinlar üç tane deyis ezberlemek zorunda diye dede bir kural koymus.

– Ben de derlemelerim de rastliyorum. Bizden evvelki jenerasyonda, o analarimizin bizim okudugumuz, dedelerden alip okudugumuz deyislere istirak ettiklerini görüyorum. Siz haklisiniz, deyisleri söylüyorlar. Ezbere biliyorlar. Hatali okudugum zaman, beni ikaz ediyorlar; sözleri yanlis okudugum zaman ikaz ediyorlar, bu böyle idi. Böyle dinledik.

Kulaginizdaki dolgunluk o cemlerden dedelerden âsiklardan kalma desek olur mu? Muhabbetlerde bulundunuz mu, ne kadar bulundunuz?

– Muhabbetlerde aksamdan baslarlar, sabaha kadar sürerdi. O çocuk yaslarda hiç uyumazdim. Hâlâ da ben uykucuyum, düzenli yasiyorum 12’de yatarim; ama muhabbet oldugu zaman kesin uykum gelmez sabaha kadar dinlerim.

Analar, dedeler, âsiklar, ozanlarin ailenizin de içinde olmasindan dolayi kendi eviniz bir çekim merkezi. Her evde o sans yok belki de?

– Feyzullah babanin Mahzuni babanin bizde konuk edilmeleri, babamin çok inançli ozanlari çok sevmesinden ileri geliyor. Babam Mahzuni’yi rüyasinda görmüs; bana gidip sormami söyledi. Kaybetmeyi istemiyor, çok seviyor belki aileden.

O kültürel yapiyi sizin yörenin çok canli tuttugunu anliyoruz

– Mamas köyümüz eski bir köy. Ozanlari var Katibi, Suzani yasayan bir tek kisi kaldi. Benim bu sene ki kaynagim Cemal dede.

Ona nasil ulasabiliriz onun adresi var mi nerede kendisi?

– Kendisi Izmir’de adresi su an yok; ama sonra veririz. Cemal dede müzikle ugrasan bir adam Sivas’ta bandodan emekli. Müzik bilgisi çok; ama bizim kaynagimiz yöre kültürü, çok etkili. Biz de kasetlerle ugrasiyoruz.

Daha sonra hayat ne oldu? sizleri nereye götürdü?

– Biz Türkmen usagiyiz. Çadirimiz sirtimizda göçmek, yeni yerler görmek. Mersin dogumluyum. Ankara’da büyüdük, ilk mektep bitti orada. Ilk mektep biter bitmez, Mahmut Erdal bana okutturuyorlar, bu arada sizin ailenin, sesi güzel kizin sesi güzel. Tamam. Bu arada okuyorum. Hadi bir plak yapalim, bu sirada babamlar yurt disindalar. Küçük yastayim, plagi yaptim; ama babam istemiyor. Küçük yasta dünyaya bakisla olgun yasta bakis ayridir. Yanlislar yapmayayim diye izin vermedi; ama küçük yasta plagimi yaptim.

Yurt disi nasil bir serüven, nasil bir baslangiç nasil oldu?

– Köy kökenli bir aileyiz. Yoksuluz, gece kondularda yasadik. Birçok seyi yasadik. Belki de türkülerimin böyle olmasi, bunlari anliyor olmamdandir. Gurbeti yasiyorum, köyü yasiyorum.

Almanya’daki yillariniz nasildi?

– Orada yine isçi çocuguyum. Yine müzik devam ediyor. O zaman Daim baba geliyor; mesela konsere gidiliyor. Biz onlari buluyoruz, onlar bizi buluyor. Eve geliniyor bir hafta kaliniyor. Daim baba ile çok ilginç bir seyim vardir benim. Ufak yaslarda çok bagirarak okurdum. Rahmetli Daim baba dedi, kizim engin söyle. Bizde engin söylenir, o kadar dövüsür gibi türkü söylenir mi? Deyis söylenir mi? Sesinin tonunu bul! Beni egittiler de. Ahlaken olsun, bu kültürü verirken olsun, egittiler. Bunu ben yillar sonra anladim. Arif hoca ile çalisirken anladim. Güzel bir ses tonu hoca ile birlikte yakaladik. Deyislerimiz daha bir güzel oldu. Onun o egitici lafi kulagimda kaldi.

Nasil basladi, ilk konser, ilk etkinlikler, ilk kaset?

– Daim baba ile olsun Mahmut Erdal’la olsun, konserlere götürüyorlardi beni; ama yasim küçük oldugu için, babam kisitlama yapiyordu bana. Ama Türkiye’ye 75’lerde dönüs yaptigimiz zaman, radyo imtihanlari olsun o zaman tamamdir, yas kemallerini buldu. Kararlarini daha akillica verebilir, daha engin oldu, diye rahatça kasetlerimi yaptim. 12 kasetim var. Konserlerim daha seçici olarak bugün Avrupa festivalleri var. Caz festivalleri var. Alevi deyisi olarak çok begendiler.

Derlemecilikten girdik, o zaman müzigin evrenselligi var, baska temalar var. Caz, hafif müzik, klasik müzik Anadolu’da onbin yillik bir kültürün ürünü olarak halk müzigi türküler, türküler halkin ortak dili, duygusu, bagirmasi, yergisi, sevinci, sevgisi, sitemi. Her seyi türkülere dökmüs halk. Destansi anlatimlar var türkülerde ve yazili bir kaynak olmamasina ragmen, sözlü bir kaynagin, kültürün en önemli unsurlarindan birisi türküler, siirler, deyisler. Birbirlerinin içine geçmis seyler, o zaman siz de Anadolu’dan gelen birisi olarak, Anadolu insaninin bir parçasi olarak, onlarin hislerine tercüman oldunuz. Tabiiki küçüklükten beri yasadiniz, paylastiniz. Fakat bir de bunun evrensel bir dili var. Bunu Anadolu insani söylüyor. Sizin gibi degerli sanatçilar bunu söylüyor; ama bu bir evrensel yankilanma bulabiliyor mu? Daha dogrusu nasil ki farkli uluslarin müzikleri diger uluslarin üzerinde etkili olabiliyorsa, sevilebiliyorsa, türküler de baska milletleri etkileyebilecek güçte midir? Siz o kanida misiniz? Dil olarak belki bir sey anlamiyor, fakat melodik ses tinisindan bir seyler anlayabiliniyor mu? Sizin gözlemleriniz nedir?

– Oguz Aral aydin bir insan. Bir gün bize dedi ki, bir Alevi sanatçisi olarak ya da türkü söyleyen bir insan olarak, Anadolu’da sizin ilerlemeniz siyasi olarak mümkün degil. Paraniz yok. Her alanda kisitlisiniz. Hiçbir seyiniz yok; ama sizin elinizde olan bir sey var. Ayni zencilerde, ayni Kizilderililerde oldugu gibi, güzel bir müziginiz var. Bu müzigi siz alip dinlenebilir bir halde Avrupaliya Amerikaliya söylerseniz, sen bu is için en büyük hizmeti yapmis olursun, dedi. Ve yillardir bize teklif edilen caz festivallerini 97’de ilk kabul ettik.

Nasil oldu bu? Çok ilginç bir sey bu?

– Caz da biliyorsunuz, serbest okunan bir müzik tarzi. Halkla alakali. Bu beni ilgilendirdi. Bizim yaptigimiz da bu idi. Dedelerimiz ozanlarimiz da dogaçlama okuyordu. Bu bana çok yabanci degildi. Ilk defa bir halk müzigi sanatçisi, bir caz festivaline davet edildi. Ama deyis agirlikli olan ben, Londra’da Haci Bektas gecelerine katiliyordum. O tarzi çok begendiler. Çünkü, farkli olan o bizim yaptigimiz is. Ahenk çok farkli, onu sevdiler. Konserlerde önce hayranlik vardi. Sonra profesyonellik olustu. Onlar için doldurabilmek önemli idi. Bize iki gün verdiler. Bu müzik doldurabilir, dediler. Londra disi üç konserimiz var. Paris’te üç ayri merkezde var. Bir de 10.17’sinde olan gece çok özel. O geceden hanim müzisyenler Türkiye’den de Sabahat Akkiraz. Yunanistan, Iran, Cezayir, Ispanya yaklâsik on konser. Biz finalini yapmaya gidiyoruz. Final çok önemli. Konser de zaten bir açilis konseri, çok önemli. Bir de final çok önemli. Bu ayin 17’sinde biz finalini yapmaya gidiyoruz. Londra’da ve dünyanin en büyük salonlarindan birisi. Bunlarla ilgili Cumhuriyet’te bir yazi çikacak oradan da alabilirsiniz. Sizin o evrensellik hakkindaki yaklasim, çok dogru bir sey. Onlarin sazlari ile gitarlari ile piyanolari ile bir ortak çalisma yaptik. Zaten onlar da begendiler, size eslik edelim dediler. CD teklifleri de var; ama ben otantik olmasindan yanayim.

Dogal dokusu bozulmadan yüzyillardir gelen yapi, geldigi gibi kalsin diyorsunuz. Çagimizda müzik aletleri bakimindan ses tonlari bakimindan yeni yeni gelismeler oluyor; fakat baglamanin sapi uzundu kisaltilir mi, üçlü baglama, besli baglama.. Bir seyler oluyor; fakat siz özde sunu mu söylüyorsunuz, halk müzigi halkin yarattigi bir sey ise halkimizda hâlâ varsa, halkin sorunlari düsünceleri varsa, yüzyillardir yasamis oldugu toplumun seviyesinin disinda, baska bir sekle bürünmemis ise, bu halk burada ise, sorunlar burada ise, yanik bagri burada ise, yanik bir sevdadir türkülerim diyorsa, türküleri söylemeye devam diyorsa, böyle mi söylensin diyorsunuz?

– Ben böyle yasayarak geldim. Bunu yapiyorum. Ama benden sonra, efendim uzay çagi, iste gökte uçan tayyara diye söyledi, o da diyecek galaksi aya gidiyorum, bunlari söyleyecek o çagi yasayacak.

Çok zengin inanç ve kültürün içinden geliyorsunuz. Alevilik Bektasilik deyince ne dersiniz? Çok sey vardir; ama sizin düsünceniz nedir?

– Çok zor bir soru bu Mevlana’ya demisler aski tarif et, çok zor bu soru demis. Yasaniliyor bazi seyler tarif edilmez

Yasaniliyor, ama ne yasiyorsunuz Alevilikte? Neyi yasiyorsunuz, ne var onda?

– Duygularimi ve inancimi tarif etmem tabii ki zor. Yasadiklarimi da tarif etmem tabii ki zor; ama bir daha dünyaya gelsem tabii ki Ali olarak gelmek istiyorum.

Niçin? Ali için mi, Veli için mi? Niçin Haci Bektas’ta göz yasi döküyorsunuz?

– Insan degerleri var. Bir de Ali var. Dini imani kendinin olsun; ama Ali bizim olsun.

Konserlere gidiyorsunuz. Birçok kurumlara gidiyorsunuz, görüsüyorsunuz. Baskanlar var, yazarlar var, örgüt liderleri var. Türkiye’de, Avrupa’da, Almanya’da yüzlerce binlerce sayi ile ifade edilebiliyor, genel olarak halkin beklentilerine niçin yanit veremiyor? Sizce bu kurum ve kuruluslar nerelerde hata yapiyorlar?

– Kusur görmek kendi kusurunu görmektir en basta. Sivas olaylarindan sonra duygusal bir süreç yasadik. Örgüt edilmedigimiz için, baskanlik yapan, görev verdigimiz insanlarin, belki bana kizacaklar; ama söz sirasi geldi, dogru söyleyecegim, hep yetersiz olmalari, çogunun kendilerine çalismasi diyorum ben. Halk da kitleden uzaklasiyor, sanatçi da uzaklasiyor, çünkü benim inancim siyaset üstüdür.

Bir sanatçi olarak sikâyetlerinizi nerelerde yogunlastiriyorsunuz? Alevi Bektasi toplumu gerçek aydinini yaratamadi mi? Ya da gerçek aydin olarak çikanlar, topluma bir seyler veremedikleri gibi, onlara öncülük yapma, bilgi aktarma konusunda yeterli çabayi gösteremediler mi? Buna sanatçilari da dahil edebilir miyiz?

– Ben inanca bagliyorum efendim. Her iste inanç vardir ben sanatima inanirim; adam marangozdur kendine inanir, yapacagina inanir. Ben cidden örgütlülük olsun diye hepsini siralamayayim. Almanya’daki fedarasyonda bilir, Cem’de bilir. Inancim dogrultusunda birçok gecelere katildim; ama hiç hosnut olmadim. Asil Alevilik ilkesine aykiri davrandilar. Oradaki ince noktayi hemen belirtelim ki, biz bazen herkesten daha büyük ilgi görmekten de rahatsiz oluyoruz. Bir yere üç tane sanatçi gidersin beni bes yildizli otele koyar, arkadasimi eve misafir edersen ben rahatsiz olurum. Haci Bektas’ta yasadik. Sanatçilarin sevkini kirmasinlar, inanca hizmet eden insani harcamasinlar. Bir yerde bazi insanlar yakilacak, aç kalacak Muhlis Akarsu gibi, Hasret Gültekin gibi, Edibe Sulari gibi. Hiç kimse adini anmaz; ama onlarin görmedigi saygiyi baskalarina göstereceksin, biraz vefa istiyoruz.

Bu ses olabilir, Alevi Bektasi toplumunun içerisinde. Sanatçilara yönelik. Onlarin da bazi sitemleri var. Siz bir sanatçi olarak, aynen yazarlar, örgüt liderleri, Alevi Bektasi toplumunun sesi olma yönünde bir gösterge yapan çaba harcayan sanatçilarin da tam görevlerini yaptigina inaniyor musunuz ya da elestiri yapacak misiniz?

– Felsefemizde bize verildi ki hep incitmekten korkarim ben. O yüzden her koyun kendi bacagindan asilir; ama ben çok dikkat ettim. Gerek isimde gerek iliskilerimde kendi ögretilerime tabi olmaya çalistim. Onure de edildim. Tacim dedenin yerine. Büyük sanatçi mi var; ama bir de simdiki insanlari düsün, derlemeler yapiyoruz eserlerini okuyoruz, birazcik olsun nur içinde yatsinlar biraz kadir sinas olsun.

Halk ozanlari sanatçilari çok elestiyorlar gerçek üreten bizleriz, sanatçilar bizlerin eserini aldilar. 30 halk ozani ile görüstüm; bunlarin çok ciddi yakinmalari var ses sanatçilarina.

– Ozanlik geleneginde insanlar kendileri yasar, kendileri söyler. Davut baba gibi büyük ozanlar geldi geçti. Gerçek ozanlar Daim baba, Feyzullah Çinar, Davut baba, onlar bu konuyu gündeme bile getirmezler agizlarina almazlar, onlar dönemlerinin en büyük insanlari.

Halkin içinden geldiniz. Daha çok olumlu yanlar olumsuzluklari içimizde halledelim, olumluluklari ön plana çikaralim, diyorsunuz ve bu toplumun sesini solugunu, kültürünü, türküsünü, evrensel bir mesaj olarak disa dogru yansitmaya hep beraber çalisalim, hizmet bilelim. Peki ne yapalim, aydinlar-yazarlar az çok okumuslar-okumamislar, örgütler-aydinlar, çünkü bugün radyolarimiz dergilerimiz var; ama ciddi manada eger üretken bir hale gelmezse, bu toplumun üstünde bulunanlar, yazarlar-aydinlar ciddi manada topluma tekrar bir dönüsüm yollari veremezlerse, toplumda bir yilginlik, geri adim atma olabilir, o yüzden ne yapalim?

– Pir Sultan simdiki talibin Hünkâri. Çoktuk, o türküler o zamanda söylendi, simdi de söyleniyor. Biz sadece Türkiye’de kaset satip, sadece bizim kitle ile beraber olacagiz, dünyada bu isi bizden daha iyi yapan yok. Vizyonu genis tutacagiz. Hedefi genisletecegiz, müzik konusunda biz bunun en iyisini yapacagiz. Repertuvar seçerken hiç sorun yasamiyoruz. Feyzullah Çinar 70’li yillarda Fransa’da CD yapti bir milyon satti. Davut baba gitti, Amerika’da konserler verdi.

Bir Alevi Bektasi enstitüsü var mi? Yapacak çok isimiz var.

– Türkiye’nin en büyük arsivini yapmaya çalisiyoruz. Alevi Bektasi konusunda yüzlerce kaset doldurduk. Ankara’da ozan avina çiktik. Türkü aldik. Biraz cimrilik var ozanlarda. Malzemeyi beraber götürüyorlar. Bu dünya kimsenin etrafinda dönmüyor. Sen düzeyini yap. Zülfü Livaneli diyor ki isini iyi yaptigin zaman, iyi müzik yaptigin zaman, kesinlikle dinletirsin ve aç kalmazsin. Biz yillardir Türk halk müziginde kaliteli müzik yapiyoruz. 12 tane kaset yapmisiz; 30 milyona yakin albüm satmis.

Zamaninizi ayirdiniz tesekkür ediyoruz toplumumuzun böyle söylesilerde düsüncesini derlemek çok iyi oldu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: