Ücretli İşgücü İle Sermaye (3)

Derleyip Uyarlayan: Nezih Gençler (*)

Üretici sermayenin çoğalışı ücretin üzerine ne etki yapar?

Burjuva toplumunun üretici sermayesi çoğaldığı zaman, bu demektir ki, sermaye, daha genel bir iş birikişini elde eder. Kapitalistler sayıca ve önemce artarlar. Kapitalistlerin çoklaşması, işverenler arasındaki rekabeti artırır. Kapitalistlerin önemi; sanayi savaş alanına daha devcesine iri savaş aygıtları, savaş alet ve silahları ile birlikte daha yaman işçi orduları sokulması ile gittikçe artar.

Bir işverenin öteki işvereni kökünden yolup atarak onun sermayesini ele geçirebilmesi ancak daha ucuza mal satması ile olur. Topu atmadan, iflas etmeden ucuza satmak için, ucuza üretim yapmak, yani elden geldiği kadar verimliliği artırmak gerekir. Verimlilik; özellikle işin daha büyük bir bölümü ile makine sisteminin daha genel olarak sanayiye sokulması ve devamlı mükemmelleştirilmesi ile artar. Aralarında işin bölündüğü işçiler ordusu ne kadar büyürse, makineler ne kadar devcesine bir oranla sanayiye sokulursa, üretim masrafları da o kadar azalır, işgücü o kadar daha verimli olur. İşte işbölümü ile makine sistemini arttırmak ve elden geldiği kadar büyük oranlarda işbölümü ile makineleri işletmek için işverenler arasındaki genel uğraşış ve yarışma bundandır.

Fakat madem ki işveren, daha büyük bir işbölümü sayesinde, yeni makinelerin kullanılması ve mükemmelleştirilmesi sayesinde doğa güçlerini daha yararlı bir şekilde ve daha büyük bir oranda kullanıştan dolayı, aynı işgücü ve aynı birikmiş emek tutarı ile rakiplerinden daha büyük tutarda ürünler, metalar yaratmanın yolunu buluyor, madem ki, örneğin, rakibinin yarım metre kumaş dokuduğu aynı süre içinde o, bütün bir metre kumaşı dokuyabiliyor. Bu durumda, o malların fiyatları ne olacaktır? İşveren nasıl davranacaktır?

Kapitalist fazladan ürettirdiği yarım metre kumaşını önceki fiyatına satabilirdi, ama bu onun rakiplerini yolup atmasının ve kendi sürümünü artırmasının yolu olamazdı. Halbuki onun üretimi genişleyip yayıldıkça, aynı şekilde kendisi için sürüm ihtiyacı, mallarını satma gereği de genişler, daha kuvvetli daha pahalı olarak kurduğu üretim araçları işverene pekala malını daha ucuza satması için olanak sağlar, ama aynı güçlü üretim araçları aynı zamanda işvereni daha çok mal satmaya, malları için sonu gelmezcesine daha büyük bir pazar ele geçirmeye zorlar. Demek ki, işverenimiz yarım metre kumaşını, rakiplerinden daha ucuza satacaktır.

Fakat her ne kadar başkalarına yarım metre neye mal oluyorsa kendisine bir metre ona mal olmuş ise de, kapitalist rakiplerinin yarım metreyi sattıkları kadar ucuza bütün bir metreyi satmayacaktır. Satarsa, fazladan hiç bir kâr elde etmeyecek ve sattığına karşılık üretim masraflarından başka bir şey eline geçmeyecektir. İş böyle olunca, kapitalistin daha büyük olan geliri daha yüksek bir sermayeyi işe sokmuş olmasından ileri gelecektir, yoksa sermayesine başkalarınkinden daha büyük bir verim verdiğinden ileri gelmeyecektir. Zaten bu kapitalist, malın fiyatında yüzde bir kaç indirim yapsa amacına ulaşır. Daha alçak fiyatla satış yapmakla rakiplerini pazardan söküp atar ya da en azından rakiplerinin pazarının bir parçasını eline geçirir. En sonunda, şunu da unutmayalım ki, akar (cari) fiyatı üretim masraflarının üstünde veya altındadır, bu altında veya üstünde oluş, bir malın, sanayiye uygun düşen veya uygun düşmeyen bir mevsimde satışa çıkarılmış olmasına göredir. Daha kullanışlı yeni üretim araçları kullanan kapitalistin bir metre kumaşının pazar fiyatı, aynı kumaşın ondan önceki üretiminin normal masraflarının üstünde veya altında oluşuna göre, metalarını, başka başka yüzdeler hesabı ile, gerçek üretim masraflarının yukarısında satacaktır.

Fakat kapitalistimizin ayrıcalığı uzun sürmez, öteki rakip kapitalistler aynı makineleri, aynı iş bölümünü işletmelerine sokarlar, aynı miktarda veya hatta daha büyük miktarda sokarlar ve bu işletmelerin düzeltilişi öyle genelleşir ki, o anda kumaşın fiyatı yalnız eski üretim masraflarının aşağısına değil, belki yeni masrafların da aşağısına düşer.

Demek ki kapitalistler, yeni üretim sanayine sokulmazdan önce ne durumda idiyseler, şimdi gene birbirlerine karşı aynı duruma gelirler. Ve eğer bu araçlarla, iki kat ürünü aynı fiyata verebiliyorlarsa, şimdi artık iki kat ürünlerini eski fiyatın da aşağısında vermeye zorlanırlar. Bu yeni üretim araçları bir kere yerleştiler mi, aynı gidiş o gün yeniden başlar: Daha büyük işbölümü, daha çok makine sistemi ve makinecilik, daha büyük miktarda işbölümü ile makinelerin kullanılışı ve rekabet. Sonuç gene bir önceki tepki olacaktır.

Böylece üretim tarzının ve üretim araçlarının nasıl devamlı alt-üst olduğunu, devrim üstüne devrim geçirdiğini görüyoruz; nasıl işbölümü peşinden zorunlu olarak daha büyük bir işbölümünü sürükler, makineciliğin kullanılışı, ardından daha büyük bir makinecilik kullanışını getirir, bu da daha büyük miktarda bir işi peşinden sürükleyip getirir, bunları da görüyoruz.

İşte sanayi üretimini devamlı ileriye fırlatan ve sermayeyi, işin üretici güçlerini gerginleştirmeye (yoğunlaştırmaya) zorlayan kanun budur. Ve üretici güçler, bir kere gerginleştirilince, bu kanun, sanayici işverenin üretimini durmak dinlenmek nedir bilmeden geliştirir ve üretimin kulağına boyuna şunu fısıldar: Yürü! durmayalım, düşeriz! Yürü!

Bu kanun, ticaret devirlerinin inip çıkma sınırları içinde, bir malın fiyatını zorunlu olarak üretim masraflarına eşit bir seviyede tutan kanundan başka bir şey değildir. Bir sanayici işverenin iş dövüşüne giriştiği üretim araçları ne kadar yaman ve yüce olursa olsunlar, rekabet ve üretim araçlarını genelleştirecektir ve genelleştirir genelleştirmez de, sermayenin daha büyük verimli oluşunun biricik yararlılığı, öncekinden, on, yirmi, yüz kat daha artık ve daha çok ürünü aynı fiyata teslim etmenin kapitalist için gerekli (kaçınılmaz) olmasıdır. Fakat şimdi işverenin eskiden belki bir kat daha fazla sürüm yapması gerektir. Ta ki daha aşağıya düşmüş olan satım fiyatı, sürümlendirilen daha büyük ürün kitlesi tarafından telafi edilsin. Çünkü şimdi daha büyük ve yığınsal satış zorunludur.

Hem yalnız bir yararlılık kazanmak için değil, belki bizzat üretim araçları, görmüş olduğumuz gibi, gitgide daha pahalılaştığından üretim masraflarını kapatmak için de zorunludur: Hem bu yığınla satış, yalnız işveren için değil, fakat rakipleri için de bir can pazarı, hayati bir sorun olduğundan, eski dövüş -bu arada icat edilen üretim araçları daha verimli olduğu oranda daha etkin bir yamanlıkla- patlak verir. Derken, işbölümü ile makinelerin kullanılması uçsuz bucaksızcasına bir yayılımla gelişir durur.

Demek ki, kullanılan üretim araçlarının gücü ne olursa olsun, rekabet, bu altın yumurtlayan gücün yumurtalarını çalmaya çalışır, bunun için de malın fiyatını üretim masraflarına doğru indirir, böylece aynı para tutarına karşılık gittikçe daha büyük kitlesel ürün teslim etmeyi, ucuza üretim yapmayı kanunlaştırır. Demek ki böylece, sermayeci, uğraşa uğraşa, aynı iş süresi içinde daha çok ürün sunmaktan, sermayenin daha güçlü ve verimli şartlarda üretime katılmasından başka bir şey kazanmaz. Bu yüzden üretim masrafları kanunu ile rekabet sanayici işvereni devamlı ardından kovaladığından ve rakiplerine karşı geliştirdiği her silah kendi aleyhine çevrildiğinden kapitalist yorulmak nedir bilmeksizin, eskilerinin yerine, yeni makinelerle yeni işbölümü metotları sokarak, sürekli rekabetin üstesinden gelmeye çalışır ve şüphesiz, bu yenilikler daha pahalıya mal olur, ama patron, rekabetin tavsatmasını beklemeksizin, onlarla her gün daha geniş, yeni ve ucuz üretime devam eder.

Şimdi tüm dünya pazarı üzerinde dövüşen şu ateşli çırpınmayı göz önüne getirelim; her sermaye çoğalışının, birikişinin ve dolaşımının nasıl gittikçe daha hızlı bir aralıksız işbölümüne vardığını ve her gün nasıl eskilerini mükemmelleştirerek daha devcesine büyük miktarlarda ve yeni makineler kullandığını anlayabiliriz.

Peki, üretim sermayesinin çoğalmasıyla atbaşı giden bu şartların ücretin belirlenmesi üzerine yaptığı etkiler nelerdir?
Daha büyük bir işbölümü, bir işçinin 5, 10, 20 kişilik iş yapması demektir. İşbölümü arttıkça, işçiler arasındaki rekabet de 5, 10, 20 kat artar. İşçiler şimdi yalnız kendilerini birbirlerinden daha ucuza satarak aralarında rekabet yapmakla kalmazlar; bir tek işçinin 5, 10, 20 kişilik işi başarması yüzünden de rekabete düşerler. Ve sermaye tarafından sokulan ve daima daha çok kuvvetlenen işbölümüdür ki, işçileri bu çeşit rekabete zorlar.

Demek iş daha az sevimli, daha çok tiksindirici oldukça, rekabet artar ve ücret eksilir. İşçi bazen çok saat çalışmak, bazen aynı saat içinde daha çok iş sunmak yolu ile, daha çok çalışarak, ücretinin kitlesini olduğu gibi tutmaya çalışır. Demek yoksulluk içinde ezilen işçi, işbölümünün artan etkilerinin sonucu rekabetin yıkıcılığını her gün biraz daha fazla hisseder. İşbölümü sonucu, işçi ne kadar çok çalışırsa, o kadar az ücret alır ve bunun açık sebebi de, işçinin, iş arkadaşları ile rekabete düşmesi; her işçinin, kendi işgücünü, arkadaşından daha kötü şartlarda satmaya zorlanmasıdır. Ve sonunda işçi yine kendisi ile rekabete düşmüştür. Kendi kendisi ile! Çünkü her işçi, işçi sınıfının bir üyesidir.

Maşinizm denilen makineler sistemi, kalifiye işçileri yolup, yerlerine vasıfsız işçileri geçirerek, erkeklerin yerine kadınları, yetişkinlerin yerine çocukları getirerek aynı etkileri daha büyük miktarda yaratırlar. Nereye yeni bir makine sistemi sokulursa, orada işçileri kaldırım üstüne yığınla atarak; yerine daha verimli bir makine sisteminin geçtiği, geliştiği, mükemmelleştiği her yerde, işçileri demet demet işletmeden kapı dışarı ederek gelişen maşinizm, aynı etkileri her geçen gün daha büyük miktarlarda açığa çıkarır. Yukarıda, kısaca, sanayiciler arasındaki savaşın taslağını yapmıştık. Bu savaştaki özellik şudur ki; bu savaşlar, işçi ulusunu iş başına toplamaktan çok, işten çıkarmak ile kazanılır. Generaller yani kapitalistler, kim daha çok sanayi askerine izin verecek, işçileri işten atacak diye rekabete düşerler.

Doğrusu, iktisatçılar bize makinelerin artık kıldığı (lüzumsuz hale getirdiği) işçilerin yeni çalışma kolları bulduklarını hikaye ederler. Olan bitenler bunun yalan olduğunu açık-seçik gösteriyor. İşten çıkarılan işçilerin yeni iş kollarında işleyecek iş bulacaklarını doğrudan doğruya ve açıkça hiç kimse garanti edemez. İktisatçılar yalnız şunu açıkça söylerler; “işçi sınıfının öteki kısımları için, örneğin; sanayi işkolunda bulunan gençler için yeni çalışma araçları kendini gösterecektir.” Eh! bu da, sokağa atılan işçiler için büyük bir avunma ve tatmin değil mi ya! Kapitalist beylerinin işletip soyacakları taze kan hiç eksik olmayacak! Ölülerinin gömülmesi, ölülerin kendilerine bırakılacaktır! Bu öyle bir teselli ki, burjuvalar onu hem kendi kendilerine hem işçilere verirler. Eğer, bütün üreticiler sınıfı maşimizm tarafından yok edilseydi, sermaye için o ne korkunç bir şey olurdu ki, gündelikçi işgücü olmayınca, sermaye de sermaye olmaktan çıkardı!

Fakat tutalım ki, maşinizm (makineleşmek) sonucu doğrudan doğruya işten kovulan işçiler ile iş bekleyen bütün işçiler yeni bir iş buluyorlar. İnanılır mı ki, bu yeni işteki ücretleri, eski ücretleri kadar olsun? Böyle bir iş, bütün ekonomi kanunlarına aykırı olurdu. Modern sanayinin nasıl daima daha karışık, daha yüksek bir çalışmanın yerine, daha basit, daha aşağı bir çalışmayı geçirmeye özendirdiğini görmüştük.

Maşinizm sonucu bir sanayi kolu dışına fırlatılıp atılmış bir işçi yığını, başka bir kolda daha düşük ücret, daha aşağı bir fiyat ile iş bulabilir. Bizzat maşinizm imalatında çalışan işçiler bir istisna gibi anılır. “Sanayi daha çok makine sistemi ister ve tüketirse” denilir, “makinelerin sayısı, dolayısı ile makinelerin yapılışı, demek böylelikle de makineler yapmakta çalışan işçilerin sayısı zorunlu olarak artacaktır. Ve bu sanayi kolunda kullanılan işçiler vasıflı ve hatta usta işçilerdir. Ücretleri de yüksek olacaktır.”

19. yy. başlarına kadar yarı yarıya doğru olan bu söz, 1840’dan beri bütün geçerliliğini yitirdi. Çünkü genel ve yaygın olarak, makineler pamuk eğirmekte ne kadar kullanılırsa, makine yapmakta da o kadar kullanılır oldu ve makine fabrikalarında çalıştırılan işçiler, son derece geliştirilmiş makineler karşısında artık basit bir alet rolünü ancak oynayabiliyorlar. Fakat makine tarafından kovulan bir adamın yerine, üç çocuk ve bir kadın çalıştırılmıyor mu? Halbuki, bir adamın ücreti, üç çocukla bir kadına yetmiyor muydu? Asgari ücret, insanlığın bakımına, tutumuna ve üremesine yetmeyecek miydi? Şu halde, işverenlere pek candan gelen bu deyiş tarzı neyi ispat eder? Şundan başka hiç bir şeyi: Bir tek işçinin ailesini yaşatmak için, eskisinden dört kat fazla işçi varlığı sömürülüyor.

Dediklerimizi kısaltalım: Üretim yapan sermaye ne kadar çoğalırsa, işbölümü ile maşinizmin kullanılışı o kadar çok yayılır, rekabet, işçiler arasında o kadar daha çok yer tutar ve işçi gündelikleri o kadar daha çok daralır. Şunu da sözümüze katmış olalım ki, işçi sınıfı toplumun yukarı tabakalarından da kendisine üye toplar. Rekabet sonucu iflas eden ve ellerini kaldırıp teslim olmaktan başka çareleri kalmayan bir yığın küçük sanayicilerle küçük iratçılar, İşçi sınıfı içine akın ederler. İşte böylece iş istemek için yukarıya kalkan ellerin ormanı gittikçe daha çok sıklaşır ve sıklaşan eller ise gittikçe daha çok cılızlaşır.

Sermayelerin yığını ve sayısı arttıkça, sermaye çıkarının eksildiği, sermayenin çoğaldığı ve bu yüzden sanayicilerin ve bu şekilde de işçi adaylarının saflarının kabardıkça kabardığı vs… bütün bunları daha geniş anlatmaya gerek yok, uzun sözün kısası, işverenler, daha yukarıda çizdiğimiz çerçevede daha önceden mevcut olan devcesine büyük üretim araçlarını daha büyük bir miktarda işletmeye zorlandıkça ve bu amaçla bütün kredi zembereklerini harekete geçirdikçe, sanayi krizleri gittikçe daha sıklaşır: Bu krizler sırasında ticaret dünyası ancak zenginliğin, ürünlerin ve hatta üretici güçlerin bir parçasını cehennem tanrılarına kurban ederek tutunabilir. Krizler, buhranlar artar. Buhranlar gitgide daha sıklaşır, gittikçe daha yamanlaşır, çünkü ürünler yığını ve bu yüzden de geniş pazar ihtiyacı çoğaldıkça, dünya pazarı her gün biraz daha, biraz daha darlaşır ve sömürülecek pazar gittikçe azalır. Zira bir önceki her kriz o zamana gelinceye dek fethedilmeden kalmış, yahut ticarete henüz üstünkörü açılmış olan bir pazarı, dünya ticaretine, dünya alış verişine boyun eğdirir.

Bununla birlikte sermaye yalnız ve yalnız iş ile yaşamaz. Aynı zamanda da hem seçme ve yüce hem de kaba bir efendi, bir sahip olan sermaye, mezarı içinde boğulup giden baştan başa işçi katomlarını (yüzer yüzer boğulmuş işçileri) ardından sürükler. Böylece, görüyoruz ki, sermaye çabuk çabuk çoğaldığı zaman işçiler arasındaki rekabet sonsuzcasına daha bir çabuklukla çoğalır. Bu demektir ki, işçi sınıfı için çalışma imkanları, geçim araçları daha büyük bir oranda eksilir ve bununla birlikte, sermayenin çabucak büyümesi gündelikçi iş için en uygun şarttır.

Buraya kadar işveren düzeninin ekonomi-politik temelini incelemeye, sanayi toplumlarında işgücü ile sermaye arasındaki ilişki ve çelişkileri anlamaya çalıştık. Arz ve talep dalgalanmalarının sebepleri ve sonuçları üzerinde durduk.

Bir sonraki bölümde, bu ekonomi-politik incelememizi tarihi ve sosyal boyutlarıyla ele almaya çalışalım.

(*) Karl Marx’ın konu ile ilgili broşürünü dilimize çevirip Türkçe yeniden söyleyen Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dan derleyip uyarlayan: Nezih Gençler

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: