Karadeniz’in hırçın ve duygusal çocuğu Kazım Koyuncu

kkazim.jpg

NEDEN?
Müziğiyle, duruşuyla Karadeniz’in hırçın ve duygusal çocuğu Kazım Koyuncu ile söyleşi yapmadan önce heyecanlıydım. O, bizim sesimiz, isyanımız, ruhumuzdu adeta. Memleketimin sorunlarını, kimselere yaranmadan yüreklice dile getiriyordu. En son Çernobil olayının etkilerini anlatmak için ortalıktaydı. Nereden bilecekti Çernobil’in bir kurbanının da kendisi olduğunu? Kansere yakalanmıştı. Hastalığını anlatırken gülümsüyordu. Şaşkınlıkla, kabullenmişlik aynı anda yüzüne yansıyordu. Ve belliydi bu hastalığı yeneceği. O hırçın Karedeniz, evlatlarına direnme gücünü de vermişti çünkü. Ve haylaranları; milyonlar ona sevgisini veriyordu. En son KTÜ’de verdiği konser o büyük sevginin ispatıydı. Salonu dolduran yürekli canlar, hüzünle harmanladıkları coşkularıyla Kazım’a güç verdiler. O başaracak; daha çok horon tepeceğiz, daha çok ağlayacağız sevdalarımız için…Kazım sahneden inmeyecek….

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin bu süreçte size ödül vermesini nasıl karşıladınız? Trabzon sizin memleketiniz sayılır neler hissettiniz?

Kazım KOYUNCU : Bir kere buradan, Karadeniz’den ödüllendirilmek çok güzel bir şeydir. Karadenizliler pek kolay kimseyi ödüllendirmezler. İkincisi gazetecilerin böyle bir şeyi yapıyor olması beni daha da fazla mutlu eden bir durum oldu. Açıkçası çok mutlu oldum. Çokta böyle seyahat yapma zamanları değildi bu zamanlar. Memlekete gelmek iyi olacaktı ama böyle bir şey olmasaydı gelemeyecektim. Biraz gücümü toparlayıp geldim. Benim için çok önemli bir ödül…

Tüm Karadeniz, hatta tüm Türkiye, bu hastalığınızı öğrendiğinde çok üzüldü. Siz neler hissettiniz?

Kazım KOYUNCU : Hala tam olarak bir şeyler hissedilmiş değilim (gülüşmeler) hastalık ilginç bir şey…çokta bir şey hissetmiyorum. Sadece son bir yıldır kanserle ilgili bir takım etkinliklere katıldım. Yaklaşık bir yıl sonra da kendim kanser oldum. Tuhaf bir tesadüf bu…

İstanbul’da Trabzon derneklerinin başlattığı etkinliklerden söz ediyorsunuz değil mi?

Kazım KOYUNCU : Trabzon derneklerinin Çernobil’le ilgili kampanyası geçen yıl başladığında basın açıklamasında ben de vardım. Ondan sonra başka bir iki etkinlik vs derken başımıza böyle bir şey geldi…bilmiyorum…çok yadırganacak bir şey de değil herkesin başına gelebilecek bir şey. Mücadele etmek lazım…

Kaş yaşındasınız?

Kazım KOYUNCU : 33

Bizim yaş gurubumuz bundan daha fazla etkileniyor diyorlar. Çernobil olayı olduğunda burada mıydınız?

Kazım KOYUNCU : Çernobil olayında buradaydım ben. Memleketten 1989’da ayrıldım….

Mücadeleniz sürecek mi? Bu konunun sürekli gündemde tutulması lazım. Bu bölgede kanser vakalarındaki artışı görüyoruz ama insanlar pek de üzerine gitmiyor gibi…

Kazım KOYUNCU : Şimdi şimdi bir şeyler yapılıyor. Özellikle Trabzon derneklerinin yaptığı faaliyetler, sonuçları ne olursa olsun; bir çok şeyi başarabilirler, başaramayabilirler de ama böyle bir toplumsal meselenin üstüne gidilebilmesi noktasında çok ciddi çalışmalar diye düşünüyorum. Şimdi öfke çok doğal bir durum. Ben de bazen öfkeleniyorum. Yalnızca kendi üzerimden değil genel olarak; Çernobil, sahil yolu katliamları vs…ama öfkeden başka şeylere ihtiyacımız var. Birilerini organize etmek, bir şeyleri harekete geçirmek lazım. Bu anlamda sivil toplum örgütlerine çok önemli görevler düşüyor. Özellikle Karadeniz’de…her ne kadar bilim çevreleri Karadeniz’de çok ciddi bir kanser artışının istatistikti olarak olmadığını söylese de..

Moraliniz nasıl? Bu hastalıkta moral çok önemli diyorlar…

Kazım KOYUNCU : Ben o morali çok anlayabilmiş değilim. Moral nedir? Yani…genelde iyi oluyor. Bazen işler iyi gitmiyor. Çok fazla bir yerlerinize ağrı geldiği zaman moraliniz bozuluyor vs… ama genel olarak moralim iyi…iyiyim yani…

Bu arada ailenin durumu da önemli. Bir röportajınızı okudum. Babanız Cumhuriyet Gazetesi okuyormuş…hastalığınızı oradan öğrensin istemişsiniz. Sahiden böyle mi oldu?

Kazım KOYUNCU : Çok yumuşak hatları ile biliyordu. Ancak gazeteden daha net öğrendi.

Tepkisi nasıl oldu?

Kazım KOYUNCU : Onun tepkisi beni korumaya, benim üzülmememe yönelik, soğuk kanlı bir hali vardı.

Güç verdi…

Kazım KOYUNCU : O da küçük bir kanser süreci yaşadı. Mesane kanseri yaşadı. Onu atlattık. Yılda bir kontrollere gidiyor. Aslında kanserin büyük bir korku olduğunu biliyor ama bu kadar da korkmamak gerektiğini o da biliyor. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Çok korkardım ben kanserden ama sonuçta işin içine girince, başına gelince insanın korkudan başka şeylere ihtiyacın oluyor. Daha çok cesarete, daha çok bilgiye ve güce ihtiyacı oluyor. Böyle olunca korku ya da ölüm korkusu gelmiyor insanın aklına…bazen düşünüyorsun da ölümü her zaman düşünmek lazım…

Bu durum müziğinize yansıdı mı?

Kazım KOYUNCU : Müzik devam ediyor. Müzik olmasa olmazdı…mesela şimdi beni buraya getiren şey bu ödül ve yarın vereceğim konser. Beni çok heyecanlandıran şeyler. Aldığım iki kemoterapiden çok daha etkili…

Ve size büyük bir ilgi var…ben radyoda program yapıyorum oradan gözleme imkanım oluyor. Şarkılarınız sürekli isteniyor. Sizi soruyorlar, bilgi aktarmamızı istiyorlar. Bu da son iki üç yıldır arttı sanırım…sizi Zuğaşi Berepe’den bu yana takip ediyorum ama Gülbayaz dizisinin etkisi mi oldu? Ne dersiniz?

Kazım KOYUNCU : Gülbeyaz’ın çok büyük etkisi oldu. Gülbeyaz’dan sonra zaten popüler bir halk sanatçısı olma yolunda ilerledim… (gülüşmeler)

Ama çizginiz popülerleşmedi…

Kazım KOYUNCU : Elbette, Gülbeyaz bir şeylere sebep oldu ama burada hiç mütevazı davranmayacağım. Kimsenin de -ki burada yalnızca sanatçılardan söz etmiyorum- yaratamayacağı bir sevgi süreci yarattığımızı düşünüyorum son bir iki yıldır…bu, yalnızca Gülbeyaz’la falan açıklanacak şeyler değil…yaptığımız konserler, kurduğumuzu ilişkiler, hayatta genel olarak yaptığımız işler, bizi seyirciyle, dinleyenle yan yana getirdi ve şimdi korkunç bir bağ var aramızda. Çok farklı kesimden, çok farklı düşünceden insanlarla çok enteresan, ortak bir çok noktada buluşabiliyor bizi sevenler. Bu anlamda kendimi çok şanslı ve şansız hissediyorum. Bu kadar büyük bir güzelliğin içerisinde tam böyle bir yoğunluğun içerisinde o kadar insanı üzüyor olmakta bir taraftan beni ekstradan üzen bir durum…ama bu kadar popüler kültürden uzak durup bu kadar da seviliyor olmakta başka bir güç veriyor açıkçası… Ben gerçek hayatın içerisinde o sevgi ilişkisini yakalayabilmiş az sayıdaki sanatçıdan biriyim. Keşke daha fazla olsa..

Umarım çıkacak. Bu toprak verimli bir toprak. Onu iyi işlemek önemli…bu arada benim dikkatimi çeken bir isim var Umay Umay. Birgün Gazetesi’nde sizinle ilgili bir çok yazı yazdı. O da Trabzonlu…

Kazım KOYUNCU : Burada şimdi…

Öyle mi…sizi yalnız bırakmıyor, destekliyor anlaşılan…

Kazım KOYUNCU : Umay, bir gün benim ilk albüm çıktığı zaman yolda yürüyor bir şarkı duyuyor. Kalbi acıyor. Güliç gibi isimli şarkı. Şarkıyı zaten onun albümünde de birlikte söylüyoruz. Şarkının sonunda da söylüyor zaten; ‘Bir gün yolda yürüyordum. Bir şarkı duydum kalbim acıdı.’ Ondan sonra Umay’la müzik üzerine kurduğumuz ama bütün hayatı da bir şekilde ilgilendiren çok enteresan bir dostluğumuz başladı. Hele özellikle hasta olduktan sonra anladım ki illa yanımda olması gereken biriymiş çünkü o gerçek bir sanatçı… belki albüm yapabilir, yapmayabilir, adı duyulabilir duyulmayabilir ama… O gerçek bir sanatçı.

Zuğaşi Berepe’den söz edelim biraz. Sanırım 96’lı yıllardı. Üniversite camiasında tanınmaya başlamıştınız. Rock tınıları o albümlerde ön plandaydı. O süreçte neler yaşadınız? Çünkü Lazca söylediniz. İnsanlar, Laz kültüründen habersizdi. Sizin çıkışınızla ilgi çekmeye başladı…

Kazım KOYUNCU : İki şey vardı. Birincisi bizler çok genç çocuklardık. Rockçıydık. Aslında dışarıdan bakıldığında büyük sorumluluklar taşımayacak, oldukça bireysel durumlarına, kendi hallerine düşkün gençlerdik. Bu da doğaldı. Ama çok da öyle değildi (gülüyor) Korkunç sorumlulukları da içinde barındıran tuhaf gençlerdik. Türkiye’de 89 döneminde böyle gençler vardı. Ben öyle bir çocuktum mesela, serseri, uzun saçlı, küpeli memleketten gelmiş öyle bir çocuktum ama bir taraftan halkımın sorunları, siyaset vs…biz tam o dönemde böyle bir müziğe başladık. Hem Rockçıydık hem de halkın sorunlarına duyarlı gençlerdik..

Rock müziğinin özünde de o var değil mi?

Kazım KOYUNCU : Artık yok öyle şeyler…eskiden öyle şeyler söylüyorlardı. Şimdi hikaye oldu. Bizde o vardı. Kendi bireysel özgürlüklerine çok düşkün gençler hem de mesela Lazca’nın yok olmasından çok büyük rahatsızlık duyan, o kültürün yok olmasını istemeyen insanlardık… Kenarda kalanların sesi olduk. Hala da öyleyim.

Sonra solo albümler çıkmaya başladı. Rock’tan otantik bir yapıya kaydınız….

Kazım KOYUNCU : Aslında Zuğaşi Berepe’nin son dönemlerinde tartıştığımız, konuştuğumuz bir şey vardı. Daha otantik bir çalışmaya yönelmek istemiştik… Ama bunu yapamadan gurup dağıldı. Ben çok da içime sinmeyen bir birinci albüm yaptım. Askere gidiyordum. Bedelli hikayeleri filan…bir an önce o işi halletmem lazımdı. Yarım yamalak bir albüm çıktı. Tam da istediğim gibi olmadı. Fakat içimdeki zaten o eski rock ateşi biraz müzikal olarak sönmüştü. Sonra işte öyle çalışmalar geldi. İkinci albüm yine elektrik gitarın, akustik gitarın ağırlık kazandığı bir çalışma oldu. Çok otantik değil çok da modern değil. Arada bir yerde. Ama ikinci albüm daha beni anlatan bir şey…

Sizin albümlerinizde şöyle bir şey var ki beni çok etkiliyor. Hüzünlü şarkılarda yüreğimiz acırken hareketli parçalarda coşkuya kapılıyoruz. Bu herkesin yapabileceği bir şey değil…her iki türü de muhteşem yorumluyorsunuz

Kazım KOYUNCU : Teşekkür ederim. Burada, Karadeniz’de olan bir şey bu aslında. Bizde, duygular radikal..

Uçlarda yaşıyoruz…

Kazım KOYUNCU : Bu o kadar güzel bir şey ki. Bence Karadeniz ,Türkiye’nin en talihsiz bölgesi. İçine en fazla edilen bölgesi…doğasına bir sürü şeyine…kültürel yapısı itibariyle, kültürel agresifliği itibariyle, çok enteresan kişilikleri itibariyle çok özel bir yer. Buradan çok acayip hayatlar, buradan çok ilginç hikayeler…her şey çıkabiliyor…fakat işte bu benim müziğime de böyle yansıyor. Aşk varsa Karadeniz’de sonuna kadar vardır. Cinayet sebebi bile olabilir. Bunu olumlamak için söylemiyorum asla. Ama horon varsa ölene kadar da horon olabilir. Heyelan gibi bir yerdir burası. O yüzden Karadeniz, masalsı acayip tuhaf bir yer. Ve müziği yaparken çok şanslısınız. Sadece bazı şeylerden arınarak müzik yapmak gerekiyor. Ben bunu tam yapabildiğimi düşünmüyorum ama bunun için hazır olduğumu düşündüğüm bir süreçtir bu süreç…

Nereye doğru evrilecek?

Kazım KOYUNCU : Kendim biraz yorum yapmayı düşünüyorum artık. Karadeniz’e kendimi biraz daha katıp, kendi rüyalarımla burayı biraz daha birleştirmeyi düşünüyorum. Çokta kopamıyorum. Fakat teknik olarak kendimi kısıtlamıyorum. Enstrümanlar bağlamında, tulum kemençe benim için çok önemli ama trompette olabilir. Klarneti de çok severim. Şunu anladım ki önemli olan ses. O sesi çıkarmak için de çok temiz düşünmek, güzel rüyalar görmek lazım…

Çok temiz düşünüyorsunuz belli halinizden. Dediniz ya bir sevgi seli oluştu. Bunu herkes söyler, sıradan bir söz gibidir. Ama burada yaşıyoruz bunu…

Kazım KOYUNCU : Teşekkür ederim… Bir şarkının gerçekten güzel olması lazım. Onun ‘olması’ lazım. Kimseye göre değil ama. Aklında, hayalinde bir şeyi hakketmesi lazım. Ortaya bir şarkı çıkıyorsa onun hayatta bir şeyi karşılaması gerekiyor. Buna inandığın zaman bunu yaptığın zaman da insanlarda karşılık buluyor…

Radyoda Düşler Ülkesi diye bir program yapıyorum. Düşler Ülkesi’ni dinleyenler Trabzon’un yaramaz çocukları. O yaramaz çocuklara ne dersiniz…?

Kazım KOYUNCU : Oh… o kadar güzel dedin ki ‘yaramaz çocuklar’ deyince…benim kardeşlerim yani…yaramazlıklara devam etmek lazım. Hayat başka güzel olmuyor. Hayatta yerinde durmamak, muhalif olmak, hep karşı çıkmak gerekiyor. Genellikle güzellikleri oradan buluyoruz. Ve genellikle o güzellikleri karşı çıkanlar değil, karşı çıkmayanlar yaşıyor sonra…(gülüşmeler) fakat eninde sonunda anlıyorlar. Bundan beş sene önce Viya albümüm yayınlandı. Sanki gazete çıkarıyormuşum gibi sahil yolu projesinden söz ettim orada. İnsan albümünde sahil yolunu yazar mı? Ama yazmak zorundaydım. Çok gücüme gidiyordu. Kimse bir şey söylemiyordu. Ben de memlekete geldiğim zaman çok sinirlerim geriliyordu. Onu yazdım. 5 sene sonra sahil yolu bitti. İnsanlar sahilimiz yok oldu diyorlar. O dönemde çok kızıyordu insanlar. Akrabalarımız bile kızıyordu. Ama o yaramazlığımdan gurur duyuyorum. Ya da başka bir şey…Fırtına Deresi için de öyle. Bunlar olmasa bu hayat çekilmezmiş. Bu yüzden yaramazlığa devam edeceğiz. Merak etmesinler yanlarındayım…

Kazım’ın ardından dostlarının yazdıkları…

Saz benizli, dal incesi, koca yürekli çocuk dünyadaki tüm alkışlar, şarkılar ve devrimler, sana armağan olsun görüşmek üzere
Leman Sam

Yaşamımızın birçok yerinde ve zamanında buluştuk Kazımla. Bir üniversitenin avlusunda, amfsinde ya da dışında üniversiteler bizimdir demek için ya da stüdyonun birinde aynı türküyü seslendirip dilden dile, yürekten yüreğe ulaşmasını sağlamak için, aynı sahneyi paylaşıp o görkemli, coşkulu kalabalığın içinde hep bir ağızdan dünya halklarının kardeşliği için, özgürlüğü için, eşitliği için, insanca yaşam için söyledik şarkılarımızı.

Bir haykırışsa yaşamak; avazımızı sağırlar duysun, çığlıklarımızdan geceler irkilsin, dilsizler konuşsun, kör yürekler görsün, yer-gök selamlaşsın sevdamızla. Haykırıyoruz bir kavga soluğuyla bir kez daha: KAZIM
Hilmi Yarayıcı

Dünyayı değiytirmek için, nefes almaya bile ihtiyaç duymayan dost; ya bu hasretlik ne olacak?
Şevval Sam

Aşık Mahsuninin ölüm haberini alan biri, arkadaşına Duydun mu Aşık Mahzuni ölmüş demiş. Arkadaşı da Ona şu yanıtı vermiş; üzülme ölmesine, ya doğmasaydı!

Kazım da böyle benim için Kumral bir çocuğun yaz öyküsü. Bütün hayatı ve Karadeniz kültürüne getirdiği açılım, öyle hesapsız, çıkarsızdı ki bütün dolaysızlığıyla girdi kalbimize Ve hep orada yaşayacak
İlkay Akkaya

Konserlerine giden, şarkılarını dinleyen herkes Kazım’ın arkadaşıydı. “Yüreği yakışıklıydı” o yüzden yalnız sevgi değil tutkuydu Kazım’a duyulan. Sahneler Karadeniz rüzgarını, horon dalgasını çok özledi. Ah Kazım, seni ne kadar özledi arkadaşların…
Hatice Tuncer

Kazım Koyuncu’nun varlığı, ruhu, cismi, sanatı, dostluğu, sıcaklığıyla ve arkasından sürüklediği sevenleriyle ve bütün insanlık erdemleriyle, ben kendim olarak dünyanın tüm sömürücülerini ve onların uşaklarını lanetliyorum.
Erkan Oğur

Kazım, kısacık hayatında yapacağını yaptı ve çekip gitti. Bu adeletsiz ve kirli dünyaya fazla dayanamadı. Mayıs ayında filizlenmiş çay bahçesi gibiydi. Sevenleri çoktu. Ne mutlu ona. Kalanlara selam olsun.
İ. Hakkı Demircioğlu

Karadenizin hırçın dalgalarının, yeşil dağlarının asi çocuğunu birgün bir gemi aldı ve sonsuzluğa götürdü. Ama yapmak istediği müziği ve dost gülümsemelerini bize bıraktı.
Fuat Saka

Kazım’ı ilk kez laz rock grubu Zuğaşi Berepede dinledim. Müziği algılayışı, duruşu ve estetiğini çok beğenmiştim. Güzel bir yolculuk çok çabuk bitti. Üzgünüm
Bülent Ortaçgil

Karadenizin hırçın dalgaları gibiydi yüreğin, sevenlerin o dalgaların notalarında sürdü takalarını ve o dalgalara geri gönderdik seni Yurdum kadar güzel insan.
Ayten-Edip Akbayram

Kazım, halkın içinden çıktı, halkın yarattığı markaydı. Güneş doğudan doğar, batıdan batar. Güneş battığında gördüğüm yıldızlardan biridir Kazım. Her gün yeni bir başlangıçtır. Benim gönlümde tekrar Kazım düşüncesi doğacaktır.
Şenol Güneş

Kazım’a

Karadeniz dalgaları, kıyı boyunca yükselen Lazca, Pontusça, Türkçe, Gürcüce, şarkıların kardeşliği ile coşunca Denizin Çocuklarından biri de bu coşkuya katıldı. Bizleri, kimi zaman ağırbaşlı, dingin; kimi zaman başeğmez, asi Karadeniz’in türküleriyle buluşturdu. Bu coğrafyaya barışın ve kardeşliğin hakim olacağı umudunu yitirmeden, müziği ile farklı dillerin, kimliklerin yan yanalığını, birlikteliğini dile getirme mücadelesi veren sanatçı arkadaşımız Kazım Koyuncu’yu unutmayacağız.

AŞKVA HİM N3AŞA KEXTU. HİM GURİ ŞKUNİS SKUDASERE HİM LAZEPE ŞKALA ORT ASERE. (O, artık göğe yükseldi. Sesi, bizim sesimizde devam edecek)
Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu

Albümlerini dinlediğimde, hah işte bu çocuk kalıcı olur, uzun soluklu olur demiştim. Müziği kalıcı oldu ama kendisi bizi terketti, özlüyorum.
Cahit Berkay (Moğollar)

Kazım Koyuncu, kısa hayatında müzik adına önemli bir misyonu gerçekleştirdi. Arkadaşlarıyla birlikte yerel kültürden evrensel ve çağdaş bir yorum çıkardı. Yarattıkları bu vizyon önümüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacaktır.
Taner Öncü (Moğollar)

Kısacık ömrüne dünyaları sığdırmış, genç, tutkulu, heyecanlı, yetenekli bir adam

Kazımla aynı sahneyi paylaşmak büyük bir keyifti. Kişisel kaygılardan uzak aynı müzikal amaç için yanyana omuz omuza olmak. Bunu gerçekten önemserdi.

Böyle yaratıcılığının zirvesinde Birden bire Yokluğu ne büyük bir eksiklik. Hem bizler hem de dünya için

Ne müziğine ne de dostluğuna doyabildiğim sevgili Kardeşim! Unutulacak gibi değil!
Bayar Şahin

Çok çaldım Kazımın şarkılarını radyodan. Ne şanslıyım ki tanıştım, dost oldum sonradan. Şimdi pişmanım keşke daha çok çalsaydım

Bugün bile çalınca, hala kim bu şarkıyı söyleyen diye soruyorlar bana. Artık yok ama hala doğru işler yapıyor Kazım Koyuncu.
Nihat Sırdar

Kazım Koyuncu hem müzisyen kimliğiyle hem de insani yönüyle, hayatın içinde nasıl durulması gerektiğinin en güzel örneğidir. Onun bu denli sevilmesinin arkasında yatan gerçek ise, halkın içinden hiç kopmamış ve yaşatmaya çalıştığı değerler, halkın kendi öz değerleri oluşudur. Böylesi bir insanı tanımak ve onun arkadaşı olmaktan onur duyuyorum. Her ne kadar bedeni toprakta olsada, sevgisi milyonların yüreğinde sonsuza dek yaşayacak Ayrıca Halkevlerine şahsım adına teşekkür ediyorum çünkü Kazım Koyuncunun da isteyeceği şey, halk adına ürettiklerinin doğru olan yerden halka sunulmasıydı.
Gökhan Birden

Kazımın müziğiyle bir turne yolculuğu sırasında tanıştım. Bu yolculuk ömrüm boyu sürecek.
Gürol Ağırbaş

Şarkışı ölse ölmez şarkısı, susmaz gülüşü, söylenir şarkısı.
Feridun Düzağaç

Duymamak mümkün değilse de erken gitmenin kederini, biz yine de dinlemeliyiz Kazımın türküsünü.
Volkan Konak

Kazım Koyuncu benim müzik hayatımda en önemli dönüm noktalarından biridir, aynı zamanda müzikal anlamda ondan çok şey öğrendim kısacık süreç içerisinde. Hayatıma kattığı güzelliklerden dolayı ona müteşekkirim. Kazım Koyuncu ile tanışmamız ve vedalaşmamız göz açıp kapayıncaya kadar yaşandı adeta. Neden bütün güzel şeyler böyle kısa sürüyor. Müzik adına yapacak o kadar güzel projeleri vardı ki Kazım Koyuncunun ölümü müzik camiası için çok büyük bir kayıp oldu. Ben kendi adıma bu güzel insanı tanımış olmaktan ve onunla çalışma fırsatı bulmuş olduğum için mutluluk duyuyorum.

Seni hiç bir zaman unutmayacağım güzel insan.
Hülya Polat

Yaşamıyla, sanatıyla ve örnek kişiliğiyle halkın gönlünde haklı bir yer edindi Kazım.
Grup Yorum

Hepimizin eksik yönünü tamamlayan bir müzisyen kendimle gireceğim çelişkileri çabuklaştıran ve kolaylaştıran bir müzisyendi.
Haluk Levent

Kazımın çok farklı ve güzel tınlayan bir sesi vardı. Müziğinde rock müziğinin coşkusuyla Karadeniz yöresinin hareketli ezgileri evrensel bir sentez olarak ortaya çıkıyordu. Kazım ve arkadaşlarının yaptıkları müziği çok kendine özgü buluyordum. Dünyanın her yerinde bu özgünlüğü nedeniyle ilgi bulacağını düşünüyordum. Şimdiye kadar yaptıkları, Karadeniz ve rock müziğinin gelişimi açısından önemliydi. Yaptıkları daha başlangıçtı diye düşünüyorum.

Onu unutmayacağım. Zaten müzik tarihindeki yerini aldı.
Nejat Yavaşoğulları

Çok değerli müzisyen dostumu bir kez daha saygı ile selamlıyorum.
Yaşar Kurt

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: