Tanrı Baba bir sabah uyanınca…

HAKAN GÜLSEVEN

Bir dönem türküleri dilden dile dolanan Rahmi Saltuk, tıpkı meşhur türküsünde olduğu gibi, bir sabah uyanıp yasaklarla ve sansürle nasıl boğulduğuna bakmış, şaşırıp kalmış.

1986’nın son aylarıydı. Hava soğuktu. 12 Eylül askeri yönetimi şeklen sona ermiş ve Özallı günler başlamıştı ama ‘operasyon’lar bir türlü kesilmemişti. Darbenin gölgesi hâlâ hissediliyordu. Anlayacağınız, türkülerin bile rahat söylenemediği günlerdi. Ankara Tunus Caddesi’nde, Çağdaş Sahne’de Rahmi Saltuk konseri olduğunu duyunca, öğrenci harçlıklarımıza kıyıp bilet aldık. Salon tıklım tıklımdı. Sivil polislerin ağır bir denetimi vardı. Rahmi Saltuk siyah gömleği ve sazıyla sahneye çıktı, türküsüne başladı; herkes, kendiliğinden gelişen bir tepkiyle ayaklarını ‘rap rap’ diye yere vurarak tempo tutmaya girişti. O ‘rap rap’lar, kimsenin sesini çıkaramadığı o günlerin belki de tek ‘Buradayız’ deme biçimiydi.
1980’lerde, Rahmi Saltuk türkülerini ezberlemek gençler arasında meziyetti, bir kimlik göstergesiydi. Fakat bir türküsü vardı ki, Hacettepe Beytepe kampüsünde ve ODTÜ’de bambaşka bir anlam kazanırdı. İki kampüs de jandarma kontrolündeydi. 1980’lerin ikinci yarısında, darbe sonrası ilk öğrenci eylemleri başladığında, jandarmanın saldırıya geçeceğini anlayan öğrenciler hemen Saltuk’un Jandarma Biz Sosyalistiz türküsünü söylerdi: ‘Jandarma biz sosyalistiz / Dostuz yalnız biz sana / Kurtuluşun bizimledir / Elini uzatsana’… Sonuç pek değişmezdi. Belki de bu yüzden, kimi muzip arkadaşlar, son bir can simidi niyetine söylenen o türkünün adını ‘yusuf yusuf türküsü’ koymuştu.
Yıllar sonra Rahmi Saltuk’la oturup sohbet ettiğimizde ona ‘yusuf yusuf türküsü’nün hikâyesini anlattım; ilk kez duyuyordu, çok güldü. Geçtiğimiz günlerde, bu kez söyleşi için görüştük. Bir dönem, ülkedeki toplumsal muhalefetin müzik alanındaki en önemli isimlerinden olan, türküleri dillerde dolanan Saltuk’a artık neden eskisi kadar popüler olmadığını sordum. O bu durumu sistematik olarak maruz kaldığı sansüre bağlıyor: “Muhalefet olsun diye değil gerçekten muhalifsen, sistem seni dışlıyor. İstersen dünyanın en pırıltılı sesi ol, en iyi aktör ol. Dünyada da, Türkiye’de de böyle yok olan çok insan var…”
Rahmi Saltuk askere biraz geç gitmiş. 1980’de, o ilk darbe günlerinde yedek subaymış. 82’de yedek subaylığı bittiğinde dönemin en önemli organizatörlerinden Egemen Bostancı onunla görüşmek istemiş, bir konser dizisi teklif etmiş. Sonrasını şöyle anlatıyor Rahmi Saltuk:”Şan Sineması tabiri caizse yıkıldı. Aslında Türkiye’nin nereden gelip nereye gittiğini gösteriyor bu olay. 1982’nin 29 Kasım tarihinde ilk konseri verdim. Biletler çıkar çıkmaz bitti. Büyük izdiham oldu. Demirtaş Ceyhun’u da davet etmiştim; zorlukla içeri girmiş. Egemen Bostancı ona, ‘Yahu Demirtaş,’ demiş, ‘Biz ne müzikaller yapıyoruz, bir sürü para döküyoruz, salon dolmuyor, şu adama bak yahu, sazını alıp çıkıyor, kapılar kırılıyor.’ Sonra böyle iki konser daha… Ankara’ya gideceğiz dediler. Arı Sineması o zaman sinema olarak kullanılıyor, 1700 koltuklu. 4-5 Şubat 83 Arı konserleri. Ben sahnede konuşma yapmıyorum, türkülerimi söylüyorum. Jandarma ve Venceremos’un dışındakileri tabii. Ama Tanrı Baba’yı falan söylüyorum…
İstanbul’da yapmadığımı Arı Sineması’nda yaptım, şairleri anons ettim. ‘Büyük ozanımız Ahmed Arif, büyük ozanımız Hasan Hüseyin…’ ve durdum, ‘Büyük ozanımız Nazım Hikmet,’ dedim, 1700 kişi ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Ondan sonra konser bitti, İstanbul’a geldik… Ankara’da yeni konserler olacaktı. Fakat bana haber salmışlar Şan’dan. Gittim, Egemen Bostancı orada. Arı Sineması’nın sahibi Tarım Satış Kredi Kooperatifleri. Yani MHP’lilerin yoğun olduğu bir kurum. Egemen’e, ‘Ya Arı Sineması, ya Rahmi Saltuk’ demişler. Egemen de doğal olarak benden vazgeçti. Pek çok gösteri, konser bağlantısı vardı. ‘Kusura bakma,’ dedi. Bazısı diyor ki, bir anonstan ötürü böyle olur mu? Yahu kardeşim sen bu ülkede yaşamıyor musun? Egemen beni niye çağırıyor? ‘Abi, nasıl istiyorsan öyle olsun,’ desem, taviz versem, devam edeceğiz konserlere. Beni yokladılar anlayacağın. O tarafa yatarsam, oh ne güzel, Marmaris Festivali senin, Mersin Festivali benim, paralar geliyor, ben de rahat, Egemen de rahat… ‘Bir anlaşma yolu yok mu abi?’ dememi bekliyor. ‘Canın sağolsun,’ dedim, ‘Alıyorlarsa salonu, alıyorlar. Keyfine bak, biz yine dostuz’…”

‘Ana muhalefete bak, beri gel!’

Ondan sonra sürekli yasaklar, engeller çıkmaya başlamış. 1985’te Moda konserine yasak getirmişler örneğin. Bu yasaklar aynı zamanda ciddi bir mali külfet getiriyormuş. Her şeyi ayarlıyorlar, ses düzenleri, afişler, biletler derken, dünya kadar para harcanıyor, son anda konserler iptal edilince hepsi uçup gidiyormuş. Defalarca tekrar etmiş bu.
1988’de Ankara’da üç günlük Derya Sineması konserleri yasaklanmış. Atlayıp Ankara’ya gitmiş Erdal İnönü’den Hikmet Çetin’e kadar herkesle görüşmüş. “Bunlar muhalefet partisi ya, bir girişimleri olabilir diye düşündüm. Saffet Arıkan Bedük Ankara Valisi o sırada; Hikmet Çetin, ‘Görüşmek ister misin?’ diye sordu. Sinirlendim. Bu vali benim mahalle arkadaşım değil, niye gidip görüşeceğim ki? Çözemiyorsanız, çözemiyorsunuz. Valiye gideceğim, ne diyecek bana? Taviz mi vereceğim? İsteyeceği odur. Güya bunlar ana muhalefet partisi! Biz bunları bir şey yaparlar sanmıştık, hani bir demokratik açılım falan olur… Kazın ayağı hiç öyle değilmiş tabii.”
Nihayet, 4 Mayıs 1991’de Ahmed Arif’le beraber İstanbul’da Açıkhava Tiyatrosu’nda dev bir konser ve şiir dinletisi planlamış Saltuk. ‘Demokratik’ Türkiye’nin şiir ve türkü alerjisi tutmuş yine. Ve biliyor musunuz, Rahmi Saltuk o hiç yapılamayan konserin bilet koçanlarını hâlâ saklıyor. Çünkü çok kısa süre sonra Ahmed Arif yaşamını yitirmiş…
“Bir şeylerin o kadar yoğun olarak altını oymaya çalışıyorsun, yok sayıyorsun ki, hakikaten gün geliyor yok olmaya yüz tutuyor,” diye anlatıyor Rahmi Saltuk. Bir toplumun hafızasının adım adım ortadan kaldırılmasına hayıflanıyor…

Gencebay tabu yıkamaz!

“Orhan Gencebay, ‘Tabuları yıktım’ diye çıkmış ortaya, gazete de öyle başlık atmış; abim kendini tabu yıkan biri gibi görüyor. Öyle bir hava doğmuş ki, o küstahlığı ona yaptırıyor. ‘Tanrım benim aklımı koru,’ dedim görünce. Bunun olabilmesi için bazı şeylerin yok sayılması gerekirdi. 1983’te bunu söyleyebilir miydi? Hakkı Devrim televizyon programına çıkarmıştı Orhan Gencebay’ı, ‘Sizi de zamanında yasaklamışlardı, değil mi?’ diyor. Zannedersin ki genel bir yasak var. Televizyona çıkarmıyorlardı, o kadar. Tamam, bu yanlış. Ama o çok beğendikleri Yeşilçam’ın bütün filmleri ona çalışıyordu. Bu nasıl yasak baba?! Hakkı Devrim bunu nasıl bilmiyor? O zaman gecekondunun nabzını tutan Polis Radyosu 24 saat arabeskçilere çalışıyordu, ne yapacağız şimdi?!..”

Ahmed Arif MESAM’a sıkıştı

Rahmi Saltuk, şiirlerini türkü yapıp milyonların diline doladığı Ahmed Arif’in mirasçılarıyla ciddi bir ihtilaf yaşıyor bugünlerde. Bu yüzden, yaklaşık 1.5 yıldır Ahmed Arif’in kendi sesinden şiirleri basılamıyor. Olay özetle şöyle: Ahmed Arif’in mirasçıları şiir albümünün yeterince tanıtılmadığı gerekçesiyle MESAM’a başvurmuş ve MESAM da Saltuk Plak’ın bu albümü basmasına engel getiren bir karar almış. Rahmi Saltuk da bu işe çok sinirlenmiş ve MESAM’ı dava etmiş. İşin ilginci, birkaç küçük haber dışında basında yer almamış. Saltuk şöyle konuşuyor:
“MESAM’a ilk defa bir dava açılıyor ve bu davada Ahmed Arif ile Rahmi Saltuk’un adı geçiyor. Şimdi bu bir haber değeri taşımaz mı? Ama basına konuyu açıklayan bir metin gönderdik, çöpe atıldı…”
MESAM’ı ‘padişahlık’ kurmakla suçlayan Saltuk, Ahmed Arif’in mirasçılarına piyasanın çok üzerinde bir telif ödendiğini söylüyor. Rahmi Saltuk albümün dolduruluş sürecini şöyle anlatıyor:
“Ahmed Arif son döneminde dünyaya küsmüştü. Albüm yapmak isteyince havalara uçtum. Müzik albümü hazırlar gibi, en iyi stüdyo ve teknikleri kullandık. Çok iyi müzisyenlerlerle çalışıldı. Okan Pelit tonmaester, Mustafa Budan bağlamaları, Eylem Pelit bası çaldı. 1989’da piyasaya çıktı ve şimdi 2000’li yıllarda iyi tanıtım yapılmıyor diye bu hakkı almak istiyorlar.”
Şimdi, ortada şöyle bir sorun var: Albümün tüm hazırlık sürecini Saltuk Plak yapmış; müzikler, düzenlemeler… Yani fonogram hakkı Saltuk’a ait. MESAM’ın aldığı karar sonucunda Saltuk Plak albümü basamıyor ama fonogram hakkından dolayı bir başka şirkete de geçemiyor. Bir acayip durum. Olan, Ahmed Arif’i kendi sesinden dinlemek isteyenlere oluyor. Öyle bir albüm ortada yok çünkü…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: