POLİTİKA VE PROPAGANDA

Yazan: Jean-Marie DOMENACH
Çev.: Tahsin Yücel

Aristoteles, özgür bireyin içinde yaşadığı sitenin(devletin) siyasal kararların alındığı bütün süreçlerde görüşünü açıklayan, oy kullanan ve oydaşma ile alınan siyasi kararların hayata aktarılmasında (yürütmede) da görev alabilen yada görevlendirilenlerden hesap sorabilen kişi olduğunu söylüyor.

Aynı Aristoteles, özgür bireylerin kendi aralarında tartışırken birbirlerini ikna etmekte yaralanabilecekleri bir bilgilenim alanında da söz ediyor: Retorik. Bu ise, akla uygun bir dayanağı olmadan, lafazanlıkla adam kandırma sanatı olmayıp kişinin savunduğu görüşü yalın, açık kuşku yaratmayacak bir kesinlikle açıklamasını, savunmasını; böylelikle güçlü, tutarlı ve mantıklı bir serinleme ile sunduğu görüşüne değerlerinin görüşleri, karşısında inandırıcılık kazandırmasını ön görüyor. Bunun tam tersine, demogoji ise, basma kalıp yargılara, hissiyata, tepkimeci davranış kalıplarına göre biçimlendiren, yönlendiren bir konuşma ya da sunum biçimi oluyor. Ayrıca, ikisi arasındaki temel nitelikteki fark da birincisinin özgür bireyler arasındaki iletişimde kullanılan bir konuşma yöntemi olmasına karşılık, ikincisinin yöneten/hükmeden konumundaki tiranlıkları seçkinleri ile bu tiranlıkların popülist politikalarından bir şeyler ummak durumunda bırakılmış öfkeli, düş kırıklığına uğramış, bilinçlenmekten alıkonulmuş kitle insanı, insanların arsındaki tek yanlı iletişimde kullanılan bir güdüleme, manipülasyon yöntemi oluşur.

İnsan ile insan arasındaki efendi köle ilişkisinin ortaya çıkışı insanın bir diğer insan ile konuşmasını da kendi içinde farklılaştırımlara uğratmaya başlamış oluyor böylece.

Romanın mirasçısı sayılabileceğimiz Roma Katolik Kilisesi Devleti, propaganda etkinliklerine tarihte ilk kez propaganda sözcüğünü kullanarak, ona ad koyan devlettir. Britanya’nın hristiyanlaştırılmasında ilk yüz yıllarda sürekli başarısızlığa uğrayan Roma Kilisesi sonunda Romada bir kolej kurmuştur: Doğu İnancın Yayılması İçin Eğitim Koleji. Burada Propaganda sözcüğü yayma, yaygınlaştırma karşılığında kullanılmaktaydı. Tarihin bilinen bu ilk resmi propaganda kurumunun, Britanya’yı Hıristiyanlaştırma politikasını temelinden değiştirerek başarılı kılması da ilginçtir.

Biraz yakıştırma olsa bile, Roma’daki Propaganda Koleji’nin bu yenilik kampanyasındaki bulgularının (innovation campaign) günümüzün İletişim Kuramcıları tarafından da kabul edilebilir şeyler olduğunun söyleyebiliriz. Modern devlet, Aristoteles’in bilgili/bilinçli ve özgür iradelere sahip bireylerin oydaşmasıyla meşruluk kazanan devlet anlayışından çok uzaklaşmış gibidir: Meşrutiyet’in yeterli kriteri, kendini kabul ettirebilmek olmuştur. Bu kabul ettirme ise, yurttaşların bilgili ve bilinçli bireyler olarak siyasal süreçlerde etkin biçimde yer alması ile değil; reklamcılığın işler tuttuğu tüketim ideolojisinden siyasal propaganda etkinliklerine, bilinç endüstrisi dediğimiz mass media’ya ve kitlesel show’lara dek uzanan bir yığın kitlesel güdüleme odaklarının aracılığı ile olmaktadır.

Nepoleon da önderleri sevdirten, büyük adamları tanrılaştıran yolların bilincindeydi, bir hükümetin her şeyden önce kamuoyunun onayını sağlamaya çalışması gerektiğini iyice anlamıştı: Haklı olmak için iyi olanı yapmak yetmez, bir de yönetilenlerin buna inanmaları gerekir. Güç, kamuoyuna dayanır. Hükümet dediğimiz nedir? Kamuoyunu kendinden yana çekememişse, hiçbir şey.

Propaganda, toplumun görüş ve davranışını, kişilerin belirli bir görüşü, belirli bir davranışını benimsemelerini sağlayacak biçimde etkileme girişimidir. Şöyle de söylenebilir: Propaganda, kitleye yönelik bir dildir; radyo, basın, sinema yoluyla kitleye ulaştırılan sözler ya da daha başka simgeler kullanır. Propagandacının ereği, propagandanın kapsamına alınan, birer propaganda konusu olan noktalarda, kitlelerin tutumunu etkilemektedir.

YENİ KOŞULLAR

Yazı, söz ve resim, propagandanın sürekli dayanaklarıdır. Ama kullanışları sınırlıydı:
-basımevinin bulunuşundan beri en güçlü propaganda aracı olan yazı’nın yayılmasını fiyatının yüksekliği ve dağıtımın yavaşlığı zorluyordu;
-söz, insan sesinin ulaşabildiği uzaklıkla sınırlıydı;
-resim, ancak pahalı yöntemlerle çoğaltılabiliyordu.
En uygun propaganda aracı gazaleydi.
Hegel, Gazete okumak yeni insanın sabah duasıdır, demişti.
Çağdaş gazete, varlığını şu etkenlere borçludur:
-rotatif’in bulunması, dolayısıyla tirajın artması ve fiyatın düşmesi;
-reklamın kullanılması, dolayısıyla yeni kaynaklar sağlanması;
-dağıtımın hızlanması (demiryolu, otomobil, uçak, gazeteleri en kısa zamanda her yana ulaştırmayı sağlıyor);
-bilişimin hızlanması (posta güvercininin yerini telgraf aldı; büyük haber ajansları kuruldu).

PROPAGANDANIN İKİ KAYNAĞI

J. Monnerot’nun yazdığı gibi: Gerçek patlayıcı maddeler gibi, insan duygunlarında saklı yıkıcı güçler de kullanılabilir, uzmanlarca istenilen yöne çevrilebilir. Bu ders unutulmayacaktır. Sovyet Rusya politikası ondan çok yararlanmış, Hitler de fazlasıyla esinlenmiştir.

LENİN TÜRÜ PROPAGANDA

Ama işçi bu açık görüntüyü kitaplardan çıkaracak değil elbette, der Lenin; onu ancak canlı açıklamalarda, belirli bir zamanda çevremizde olup bitenlerle, sözü edilip fısıldananlarla, olaylarla, rakamlarla, yargılarla, vb. ortaya çıkan şeyler hakkındaki sıcacık açınlamalarda bulacaktır. Bütün alanları kapsayan bu politik açınlamalar, kitleleri devrimci bir eylem için yetiştirmenin zorunlu ve temel koşuludur.

Bir parola, içi boş bir kışkırtma değildir, günün politik yönünü belirtir: Her parola belirli bir politik durumun özelliklerinin toplamından çıkarılmalıdır. Parolalar sıra tasarılar oluşturur, bu tasarılar politik güçleri, kitleler için çekici, somut ereklere katılıp katılmama konusunda karar vermeye zorlamayı sağlar.

Lenin Rus ordusunun milyonlarca köylü-askerinin iki temel isteğini iki sözcükte birleştirip dile getirmesini bilmişti: Toprak ve Barış. Bolşeviklerin çok az olduğu, ellerinde hemen hiçbir güç bulunmadığı düşünülünce daha da şaşırtıcı görünen bu başarıyı Troçki şöyle açıklıyor: Bolşevik kışkırtıcıların elleri altında bulunan olanakların azlığı şaşkınlık vericiydi. Öyleyse, böylesine zayıf bir örgütle, gazetelerin tirajı da bu kadar düşükken, Bolşevizmin düşünce ve parolaları halka nasıl benimsetilebilirdi? Bilmecenin yanıtı çok kolay; bir sınıfın ve bir çağın keskin gereksinmelerinin karşılığı olan parolalar binlerce yol açarlar kendilerine. Tutuşma düzeyine gelmiş devrim ortamı yüksek derecede bir düşünce iletkenliğiyle nitelenir.

Lenin’in bir çok kez yeniden ele aldığı bir nokta vardır: sosyal demokratların genellikle yetindiği şeyle yetinmek, yani işçi sınıfını yalnızca kışkırtmak ve ona yol göstermek değildir söz konusu, birer propagandacı, birer kışkırtıcı, birer örgütleyici olarak, toplumun tüm sınıflarına gitmek gerekir. Tüm halkı ilgilendiren, işçilerin de, köylülerin de, küçük burjuvaların da ilgisini çeken suçlamalara, açınlamalara başvurmak gerekir. Bunun için, her yerde ve her zaman, tüm toplum katlarında, devlet mekanizmamızın tüm iç olanaklarını tanımamızı sağlayan tüm durumlarda, adamlarımız, soysa demokratlarımız olmalıdır.

Sovyetler Birliği’nde her bölge ve her meslek için ayrı gazeteler vardır; hepsi aynı şeyi söyler, ama değişik düşünme biçimlerine uydurulmuş olarak.

Zinoviev, Kışkırtma ve propaganda bizde eğitime dayanır (…). Kışkırtma, propaganda ve eğitim Leninci öğretim anlayışına göre gerçekleştirilmesi gereken bir bütün oluşturur diyordu. O gün bugün, Jdanov’un deyimiyle parti ruhu, bilime, müziğe, yazın eleştirisine de el attı: hepsinin de görevi yani Sovyet insanını yaratmak.

Okul tüm propagandanın temel direklerinden biri olur. Sonra politika seminerleri, olgunlaşma okulları, inceleme dernekleri yüz binlerce propagandacı yada kışkırtıcı yetiştirir, bunlar da fabrikalarda, kolhozlarda, tecim kurumlarında, kısacası her yanda konferanslar verir, söyleşiler düzenlerler. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in, Stalin’in, Mao-tse-Tung’un yapıtları bu öğretimin temelini oluşturur. Bu uçsuz bucaksız çalışma, fabrikalrda kızıl köşeler, köylerde okuma evleri biçiminde yayılan sayısız kültür dernekleriyle, ordunun koruma birlikleriyle, spor kulüpleriyle, vb. desteklenir.

KURALLAR VE TEKNİKLER

O zamanlar düşünce yürütmek değildi söz konusu, her şeyden önce inandırmaktı, yenmek için inandırmak.

Propaganda yapmak, her yerde, hatta tramvayda bile düşüncelerden söz etmektir. Propaganda, çeşitleriyle de, durumlara uymadaki esnekliğiyle de, etkileriyle de sınırsızdır. Gerçek propagandacı, inandırmak isteyen kişi, düşüncesinin ve dinleyicilerinin yapısına göre, çeşitli yollara başvurur, ama, her şeyden önce, kendi kişisel inancını geçirebilmesiyle, çekiciliğinin ve konuşmasının nitelikleriyle etkir.

Haberlerin büyültülmesi, kendi işlerine gelen tüm haberlere aşırı bir önem veren bütün partici basınların sürekli olarak başvurdukları bir gazetecilik yöntemidir; bir politikacının ağzından kaçırdığı bir tümce, bilinmeyen bir uçağın yada bir geminin geçmesi tehdit dolu birer kanıt oluverir. Bir bütünde alınmış parçaların ustalıkla kullanılması da sık başvurulan bir yoldur.

Her türlü propaganda, düşünce düzeyini seslendiği kişilerin en kalın kafalısının anlama yeteneğine göre ayarlamalıdır. Düşünce düzeyi ne kadar aşağı olursa, inandıracağı insan kitlesi o kadar geniş olur.

Kalabalıkların gözüne girmek isteyen bir kimse için, ben iktidara geldiğim zaman, memurlar şu kadar aylık alacaklar, aile ödenekleri şu kadar artacak, vb. demektense, Herkes mutlu olacak demek daha iyidir.

Örnek olarak Çekoslovakya ve Polonya’ya karşı saldırıların nasıl hazırlandığını söyleyelim: önce sınır bölgelerinin gazeteleri Alman azınlıklarının karşılaştığı canavarca davranışlar üzerinde bilgiler vermeye başladılar, sonra bu öyküler bütün gazetelerce sanki değişik kaynaklardan alınıyormuş gibi, bunu sonucu olarak fazladan bir gerçeklik görüntüsü kazandırılarak yayınlandı. Malını gerçekte kendi adamı olan bir sözde müşteriye övdürten çerçinin oyundur bu.

Bu devce kamuoyu stratejisi özel görevler bile gerektirir. Bütün ülkelerde bazı gazeteler, bazı radyo yorumlayıcıları deneme balonları uçurmakla görevlendirilir. Ulusal ve uluslar arası kamuoyunun tepkisi, politikaya yön vermek için çok değerli bir belirtidir. Deneme balonu özellikle savaş propagandasında, bir de dış politikada yapılacak bir değişikliği hazırlamak için kullanılır. Bazı gözden çıkarılmış görevlerdir bunlar: kamuoyunun tepkisi olumsuz olursa, yada durumlar birdenbire değişirse, bu deneme balonunu uçurmakla görevlendirilmiş gazete yada yorumcu yalanlanır, ciddilikten uzaklaşmakla, hatta düşman hesabına çalışan bir kışkırtıcı olmakla suçlanır.

Hangi durumda olursa olsun, iyi bir düzenlemenin temel koşulu propagandanın tonun ve kanıtlamayı değişik kitlelere uygun biçimde hazırlamaktır. Kendiliğinden olurmuş gibi gelir bu, oysa aydın eğitimi görmüş bir propagandacı için köylü ve işçi yığınlarına uygun dili konuşmak çoğu zaman zordur. Burada da, Hitler etkileri çeşitlendirmenin ustası olarak tanınmıştı: eski arkadaşlarının önünde, geçmiş günlerin kahramanca çarpışmalarından söz ediyordu; köylülerin karşısında, aile mutluluğundan; kadınların karşısında, Alman analarının görevlerinden vb…

Amerikalı büyük gazete yazarı Walter Lippmann Public Opinion’da şöyle yazıyor: Önder politikacı ilkin halkın başta gelen duygusuna sığınır (…). Önemli olan, söz yoluyla, duygusal çağrışımlar yoluyla, sunulan programı halkta kendini göstermiş olan ilkel tutuma bağlamaktır.

Halkların ruhunda bilinçli yada bilinçsiz bir takım duygular vardır, propaganda da bunları bulup kullanır.

Zaman kazanmanın çok önemli olduğu bir alanda, hiçbir güç boşa gitmemeledir. Örneğin Amerikan ruhbilim okulu, ırkla ilgili ön yargıların insanda daha beş yaşında, sağlam bir biçimde yer ettiğini kesinler. Çabukluğa önem veren bir politika kampanyası, yeni izlencesini önceden var olan bu temel örneği oluşturan ruhsal güce bağlamaya çalışacaktır. Böylelikle, ünlü bir hekimin müşterilerini daha genç bir hekime bırakmasını andıran, gerçek bir kanı aşısından yararlanacaktır.

Çağdaş dünyanın politik dinlerinin de tarikatları, manastırları var: seçkinler toplulukları, yönetici okulları, gençlik kampları… bir kardeşlik havası içinde, aynı ilkelere göre yaşayan bir insan topluluğundan daha iyi bir propaganda etkeni yoktur. Dostluk, sağlık ve sevinç imgeleri bütün propagandaların ortak paydasıdır.

Yazarlar, bilginler, sanatçılar, ünlü sporcular da sırası gelince kılavuz kişi rolü oynar. Halk hayranlık duyar kendilerine, kimi zaman da körü körüne hayranlık duyar, onların politik yönelişlerinin etkisi altında kalır, aynı şeyin söz konusu olmadığını pek fark edemez her zaman. Gerçek bir güven ve hayranlık transferidir bu; yıldızlara, günün gözde şarkıcılarına bir sabun ya da bir şapka markasını salık verdirtmekle bunun da örneğini reklam sağlamıştı. Aydınların katılışı, propagandanın gözde yollarından biridir, böylelikle güvence sağlar kendisine.

En yaygın bulaşma yolu kitle gösterisi, miting yada yürüyüştür hiç kuşkusuz.
-bayraklar, sancaklar etkileyici bir dekor yaratır, en çok görülen renk de fizyolojik etkisi kaç kez belirtilmiş olan kırmızı olunca, bu etki çok daha coşturucu olur;
-amblemler ve belirtkeler duvarlara, flamalara işlenir, partilerin kolluklarında, yakalarında yer alır. Aynı zamanda hem dolaysız bir büyüleme etkisi, hem de nerdeyse dinsel bir etki uyandırır, öyle ya, bu simgeler derin bir anlam kazanır, kitleleri bir tür dinsel tören içinde çevrelerinde toplamak, bunlara özgü bir güçtür sanki;
-yazılar, dövizler partinin izleklerini söylev ve haykırışları yineleyen sloganlar halinde yoğunlaştırırlar;
-partilerin üniformaları dekoru tamamlar, her şeyden önce de bir kahramanlık havası yaratır;
-müzik bireyin kitle içinde erimesine ortak bir bilinç yaratılmasına geniş ölçüde yardımcı olur. Esinleyici etkisi gizli ruhsal yaşam, yani bütün insanlarda bulunan bir içgüdüler ve eğilimler bütünü üzerinde kendini gösterir. Bu durumda, müziğin insanlar arasında, bireysel farklar ötesinde, içlerinde uyuklayan, özdeş eğilimlerin birbirine karıştığı, ortak bir durum yaratmaya çok elverişli olmasının nedeni kolayca anlaşılmaktadır.
-Geceyse, projektörler ve meşaleler büyüyü artırır, söylenlerle dolup taşan, dinsel bir hava yaratmaya yardım ederler.
-Sonra selamlar, dinleyicilerle karşılıklı konuşmalar, yaşa sesleri, saygı duruşları, Çakotin’in kalabalık kılavuzlarına salık verdiği şu devrimci jimnastik’i oluşturur.

Kalabalığı sürükleyenin eylemi, hemen her zaman, örgütlenmiş bir partililer topluluğunca genişletilir. Neron bile alkışları başlatmakla görevli özel birlikler kurmuştu. Önceden örgütlenmiş olan ya da kendiliğinden ortaya çıkan alkışçı takımlarına bütün kitle gösterilerinde rastlanır. Gerekli yerlerde ustalıkla yerleşir, kalabalığı devinime getirir, derce derece kızıştırırlar. Çakotin’in söylediği gibi, her mitingte, her yürüyüşte, yürütenler v yürütülenler, etkenler ve edilgenler ayrımına rastlanır. Çakotin bunlar arasında aşağı yukarı değişmez bir oran bulunduğu kanısındadır (etkenler toplam nüfusun aşağı yukarı yüzde sekizini oluşturu). Öyleyse propagandanın bütün işi, uç evreleri olan toplu gösterilerde olduğu gibi, günlük çalışmasında da, edilgenleri fethetmek, canlandırmak onları da yavaş etkenlerin ardından gitmeye yöneltmektir.

Birlik aynı zamanda bir güçlülük kanıtlamasıdır da. Yandaşlarının her yerde bulunduğunu ve karşıttan üstün olduğunu göstermek, propagandanın temel ereklerinden biridir. Simgeler, belirtkeler, bayraklar, üniformalar, marşlar, propaganda için vazgeçilmez bir güç iklimidir.

KARŞI PROPAGANDA

Karşı propaganda, yani karşıtın savlarını çürütmeye çalışan propaganda,

1 Karşıtın izleklerini bulmak- Düşman propagandasının kurucu öğeleri bir bir ayrılır.
2 Zayıf noktalara saldırmak- Her türlü stratejinin temel kuralıdır bu. Karşıtın zayıf noktasını bulup kullanmak her türlü karşı propagandanın temel kuralıdır.
3 Güçlü durumlarda olan düşman propagandasına hiçbir zaman karşıdan saldırmamak- Pol Quentin haklı olarak şöyle diyor: Çağdaş propagandalarda, benimsenmek görüşü elden geldiğince kısa bir sürede değiştirebilmek için onunla savaşmayı gerekli bulduklarında, dikine saldırıyor çoğu zaman. Söz konusu propagandaların karşılaştığı başarısızlıkların yüzde doksanı bu yanlışlıktan ileri geliyor, bu türlü propagandalar fazla inanmış kişilerin kanılarını daha da sağlamlaştırmaya, bunun sonucu olarak, açık kapıları zorlamaya yarar. Bunlar şu ilk ilkeyi bilmiyorlar: bir görüşü yıkmak için, bu görüşün kendisinden yola çıkmak, bir ortak alan bulmak gerekir. Karşıtın izlediklerinin mantığa uygun bir biçimde tartışılması da genellikle bir zayıflık belirtisi olarak yorumlanır.
4 Karşıt saldırmak, küçük düşürmek- Parlamento kürsüsünde olsun, genel toplantılarda olsun, gazete sütunlarda olsun, işi “kişiliğe dökme” eski bir silahtır.
5 Karşıtın propagandasını olaylarla çelişkin duruma düşürmek- Olayların sağladığı yanıttan daha şaşırıcı yanıt yoktur. Bir tek noktada bile olsa, karşıt kanıtlamayı yalanlayan bir fotoğraf yada bir tanık ortaya çıkarılabiliyorsa, bu kanıtlama tümüyle değerden düşer.
6 Karşıtı gülünç düşürmek- Gerek rakibin biçemini ve kanıtlamalarına öykünerek, gerek hakkında birtakım şakalar, kısa, güldürücü öyküler yayarak onu gülünç düşürme çabası, Alman Nazi kaşıtlarının sürdürdüğü sözlü karşı propagandada önemli bir rol oynadı. Propaganda totaliter bir nitelik kazanıp da karşıt propagandaları ortadan sildi mi alay kendiliğinden bir tepki olur.
7 Kendi “güç iklimine” üstünlük sağlamak- Propagandanın kapalı bir kesim içinde işlemediği tartışma götürmez bir gerçek: alanı, yani kamuoyu, başka etkenlerin, özellikle de hükümet kararlarının etkisinde kalabilir. Propaganda kendi başına yürütülmez. Tutarlı bir politika ister, bu politikaya göre düzenlenmiş olmak ister. Propaganda, yalancı bir blöfe başvurmayıp da dürüstçe kullanıldığı zaman, bir politikanın açıklanmasından, doğrulanmasından başka bir şey değildir. Teknikteki gelişmeler (basın, radyo, sinema), büyük yayın kanallarının devletleştirmesi yada devletçe denetlenmesi, tek partili yönetimlerde hükümet propagandalarında çok büyük bir üstünlük sağlar kuşkusuz. Bu durumda, gizli ve yasalarla aykırı olan karşı propaganda pek sınırlı araçlarla yetinmek zorunda kalır: duvar yazıları, yazı makineleri ve bu işin gözde aracı olan teksir makineleri. Totaliter propagandanın en yaman düşmanının kendi kendisi olduğu anlaşıyor: yineleme en sonunda usanç verir, yalan haberlerin gereğinden fazla kullanması da güveni yok eder.

SÖYLEN, YALAN VE OLAY

1 Önderin gerçekten önder olarak benimsenmesi için, uyruğun onu anladığı, onu ne yapacağını sezdiği, kendisinin de onun yerinde aynı şeyi yapacağı duygusunu taşıması gerekir (bu duygunun aldatıcı olup olmamasının pek önemi yoktur). Bir hükümetin birtakım üstünlükleri bulunabilir- dürüst, açık görüşlü, becerikli olabilir- ama bu durumda halkın yalnız bir kesimini, ayni nitelikleri taşıyanları hoşnut eder. Bu biçimde yargıya varma gücünden yoksun bulunan, ama çok daha güçlü, çok daha karanlık duyguların etkisinde kalan kitle insanının hükümetin kendi duygularına özdeş duygularla davrandığı sanısına kapılacak, buna inanacak ölçüde kendini bilinçsizce onun yerine koyduğu andan sonra tutulan, sevilen bir hükümet olur. Normal zamanda gerçekleştirilmesi oldukça kolay olmakla birlikte, bu özdeşleştirme olanaksız olarak belirirse, o zaman hükümet bütün kötü duyguların yansıma noktası olur, kitle onun ancak kötülük, çıkar, ihanet ve Budalık duygularıyla davranacağını düşünür.

Yalan haber gibi yalanlama da genellikle güçsüz kalır, öyle ya, yalanlamaya girişip de “bir sanık gibi” kendini savunur “görünmek” çok zordur, öte yandan, yalanın kabalaştıkça daha etkili olduğu, düzeltilmesinin daha da güçleştiği de olu, çünkü halk, doğal olarak, şöyle bir mantık yürütür: “Kesinlikle bilmeseler, böyle bir şeyi öne sürmeyi göze almazlardı”. Hitler, yalanın inandırıcılığının çoğu zaman büyüklüğüyle orantılı olarak arttığını bilirdi: “En utanmazca yalanlar da izler bırakır, hiçe indirgenmiş bile olsa. Yalan söyleme sanatının ustası olarak tanınmış olan ve onu kusursuzlaştırmak için çalışmalarını sürdüren herkesin bildiği bir gerçektir bu”. Bir propagandanın haber almayı istediği yöne çevirmek üzere tekeli altına aldığı anlaşılınca, nerdeyse kendiliğinden bir tepki doğar. Kendi duyduğunu başkalarına da söylemek bir gereksinimdir, kulaktan kulağa haber ulaştırmanın başlıca haber alma yolu olduğunu bir toplumda, bu gereksinim toplumsal bir iş görür.

Propagandanın aşırılığı sonunda, kitle iletişiminin güvencesi zayıfladığı zaman, söylentiler yoğunlaşır, böylelikle, nerdeyse doğal bir biçimde, ters yöne haberler sağlayan, ama (çoğunlukla bilinçsiz bir biçimde de olsa) resmi propaganda kadar bozulmuş, resmi propagandanınkiler kadar yalan haberler sağlayan, gizli bir iletişim doğar. Görüldüğü gibi, iletişimi yönetmede aşırılığa kaçmak ters yönde bir güç yaratır, bu güç çok fazla olmasa bile, resmi propagandayı geniş ölçüde baltalar, kimi zaman da bir uzlaşmaya zorla onu. Karışık zamanlarda, haber susuzluğunu ya şu yada bu biçimde, ama her zaman gidermek gerekir.

Yapacaklarını önceden söyleyip de sonra gerçekten yapmak, politik taktiğin en son ustalığıdır kuşkusuz; bir kesinlik, bir karşı konulmaz güç izlenimi uyandırır, düşmanı felce uğratır. Halklar düş kurmayı severler, ama artık “masal dinlemek” istemedikleri bir an da gelir. İnsan ilk kez aldatıldı mı, kızgınlığı canlı kalır. Bazı propagandalar bir konuda yalancı çıktıkları için geniş ölçüde zayıflamıştır. Yalan en sonunda propagandaya zarar verir; söylen propaganda için temel bir öğe olsa bile, gerçekler de ondan geri kalmaz.

Propaganda zorunludur, bir partinin yada bir hükümetin onu yalana başvurma gereksinimin duymadan geliştirebileceğine de inanıyoruz. Ama propagandanın haberin ardına gizlenmesine, onu bozmasına daha fazla göz yumulmamalı. Öyle kesin, öyle ayrıntılı ki, kimsenin okumaya zaman yok, okura kolaylık sağlamak için özetlenmeleri gerekiyor. Bu ilke bir kez benimsendikten sonra, kitlenin basitleştirmeye olan doğal eğilimini izlemek pek çekici oluyor, elden geldiği kadar hoş ve çarpıcı, yani saptırmalı başlıklar vermek yetiyor; buradan salt propagandaya düşmek için, bir adımlık bir yer kalıyor, bu adım da her an atılabilir. Kimi gazete ve dergilerin parasal çıkarlarla bağlandığı da eklenirse, daha ince ve o kadar köklü olmakla birlikte, haber seçiminin burada da propaganda etkisini gösterdiği anlaşılır.

“Toplumcu gerçekçiliğin”, “parti söyleminin”, Marksçi öğretinin bütün araçlarının karşısına, Hollywood filmleri, “digest”ler, “gönül yayınları”, kimi halk romanı türleri dikiliyor, bütün bunlar belirli bir öğretiyi olmasa bile aynı yaşam biçimini, aynı ortak düşünce biçimini yayılıyor. John Bainbridge, New Yorker’da digest’lerin çok düzenli bir biçimde geliştirdikleri ana izleri çok güzel çözümlemiştir. Çokları doğrudan doğruya politik olmamakla birlikte, hepsi de aynı politik tutumu içermekte. Aynı çözümleme Hollywood filmleri üzerinde de yapılabilir.

KAMUOYU VE PROPAGANDA

Kişi için görünüşü bildirmek, kendi kesimine ve dış kesimlere göre toplumsal olarak yerini belli etmektir. Öyleyse görüşünün anlamının ortak görüşe göre yorumlanması yalnızca haklı değil, salık vermesi gereken bir tutumdur da.

Propagandanın kamuoyunun kimi oynak kesimleri üzerindeki temel işlevi görülüyor. Bu oynak kesimler çoğu zaman daha da geniştir. Bunalım zamanlarında, propagandanın kararsız kitleyi bir uçtan başka bir uca sürükleyebilmesinin nedeni anlaşılıyor. Kamuoyunun bu bulanıklığı Almanya’da, sözüne ettiğimiz deneyim sürdürüldüğü, milyonlarca insanın sosyalist çözümle Nazi çözümü arasında bir seçme yapmak durumunda olduğu günler da özellikle yaygındı. Bu insanların seçimlerini aynı nedenlerle yaptılar gerçekte, bir bunalım, iç ve dış sıkışıklıktan çıkmak, işsizliği gidermek, Almanya’ya bir çıkış noktası bulmak gerektiği duygusuydu onları buna yönelten.

Propaganda iki tür etki yapar görüş üzerinde: biri doğurtucu, biri koruyucu. Bireysel görüşü bağlardan koparıp kendini açıkça belirtmeye yöneltir; ortak, çekici, kendinden güvenen bir görüşün mantıksal, ruhsal ve toplumsal koşullarını yaratarak anlatım özgürlüğünü güven altına alır. Bu çifte işler çok değişik biçimlerde gerçekleştirilebilir.

DEMOKRASİ VE PROPAGANDA

J. Monnerot’nun dediği gibi, “düzenlenmiş işleri gözle görülmez boyutlarla kadar götürüyor”. Kitleler çağı mı, diyorduk. Evet, çünkü propaganda kitleler için yaratılmış. Radyoevlerini ve basımevlerini eline geçirmiş olan bir küçük topluluk kitleleri etki altına almanın en güçlü araçlarını elline bulunduruyor, bundan böyle onlara dayandığını, onlar adına davrandığını da ileri sürebiliyor.

Özgürlük öğretilmez, ama eğitim özgürlüğe hazırlar. Bütün insan değerleri gibi özgürlük de ancak edinilmiş bir alışkanlıklar temeli üzerinde doğru dürüst işleyebilir.

Gerçek demokrasi ancak halkın her şeyden haberdar edildiği, toplumsal yaşamı tanımaya, ona katılmaya çağrıldığı yerde var olabilir. “Tüm demokrasi, kısacası demokrasi, bilgilerin geniş, çok geniş bir biçimde yayılmasını gerektirir; hükümdar aydınlatılmalıdır. Yalnızca öğretim, yalnızca düşüncenin geliştirilmesi değil, ülke işlerinin de bilinmesi söz konusudur.” Bu satırların yazarı Alfred Sauvy’nin belirttiği gibi, hükümetler, bunu yapacak yerde, ulusu genellikle devlet işlerinden uzak tutuyor, Valery’nin alaylı bir biçimde dile getirdiği ilkeye uyuyorlar: “Politika insanların kendilerini ilgilendiren işlere karışmalarını önleme sanatıdır”. Kapitalistlerin kendi işlerinde uydukları gizlilik devlet işlerinde de bir kural sanki. Hükümetler arada sırada parlamentoya bilgi veriyorlar, o kadar. Halk propagandadan usandı, denilecek; hiç değilse “az gelişmiş” olmayan ülkelerde. Fısıltı ve kışkırtma yöntemleri uzun sürmeyecek artık. Gerçek demokrasi yalnızca halkın aydınlanmasıyla değil, katılmasıyla da yaşar. Aracı kişiler yoluyla yürütülen demokrasi, başka bir deyimle dolaylı demokrasi yetmiyor artık: dört yılda bir oy vermek, işin gerisini seçtiklerine bırakmak bir aldatmaca gibi görünüyor. Bir yüzyıldan beri, demokrasi düşüncesi daha dolaysız, günlük yaşama, insanların bütün eylemlerine daha çok bağlanmış bir demokrasiye daha etken bir biçimde katılma yönünde gelişti. Planlama çağdaş ulusların yasası oldu. Hem teknik gerçekleştirmelerin mantığa uygun bir biçimde birbirine bağlanması, hem de güçlerin bir büyük söylen yönünde toplanması anlamını taşıyor. Tarih, hepsinden önce de Fransız tarihi gösteriyor ki, insan bir şeye gerçekten inandı mı başkalarını da inandırmak ister. Propaganda, kendi kendilerine, kendi iç çağrılarına, kendi geleceklerine inanan toplumların doğal bir belirmesidir.

Propagandanın siyasal yaşamdaki yeri büyüktür. Siyasal hareketlerin geniş halk kitlelerine yayıldığı çağımızda, bu yöndeki propaganda çalışmalarının hızlanması da, doğal bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bugün, özellikle ideolojik çatışmaların araya girmesiyle, Batı anlayışında demokrasinin egemen olduğu ülkelerde olduğu kadar, Doğu anlayışında demokrasiyle yönetilen ülkelerde de siyasal propaganda, geçen yüzyıllarda görülmemiş bir yoğunluk ve etkinlik kazanmıştır. Bu propagandanın niteliği, yolları ve yöntemleri, elinizdeki kitapta bütün yönleriyle ele alınarak tarafsız bir açıdan incelemektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: