ENVER GÖKÇE’YLE SÖYLEŞİ

ESEN YEL

ZAMAN ZAMAN İÇİNDE
IŞIK DUMAN İÇİNDE

1977’nin kötü bir mayıs günü.

Sultanahmet alanı sakal ve ‘serpuş’ gösterisi yapanlarla dolu. Latin kaynaklı harflerle ama sağdan sola yazılı yeşil pankartlar özellikle ‘hat’ harikası. ‘Çağ çağ çağdaş yani orta/çağ/daş sloganlar ta Fatih Sultan Mehemmet Han’ın örs çekiç üzengi kemiklerine ulaşıyor..’ Ayasofya’yı yeniden fethe gelmiş olan orta/çağ/daş halkımızın oluşturduğu kalabalığa pek yaklaşmadan ilerliyorum.

Ara sokaklardan birinden inip Yerebatan Caddesine geçiyorum. Az sonra.. Az sonra bir sanatçıyla buluşacağız.. O günlerde edebiyatçılara da henüz ‘sanatçı’ denmekteydi. Yok canım. Hilton’da filan değil.. Yerebatan Caddesinin üçüncü sınıf otellerinden birinde. Turist Otelde..

Otelin altındaki kahvede buluyorum onu. Sanırım üçüncü görüşmemiz bu. Köşedeki, örtüsü belki de aylardır yıkanmamış masada yalnız başına oturuyor. Gözlerinde kalın camlı gözlükleriyle eğilmiş bir şeyler okuyor.

Yaklaşıyorum. Selamlaşıyoruz. Beni gördüğünde içinden geçen olumlu duygular anında yüzüne yansıyor. Dost çizgiler gül gül açılıyor. Nedense ses çıkarmamaya çalışarak bir sandalye çekiyorum. Saygıyla elini sıktığım bu saygın ‘edebiyatçı’nın üzerindeki giysilere takılıyor gözlerim. Kirli, ütüsüz. Orhan Kemal’in bir cümlesini anımsıyorum acı acı..

“Bizi ayakkabısız bırakanlar utansın..” Onlar utanmamayı sürdürüyorlar yıllardır..

Daha önce konuştuğumuz gibi kalkıyoruz kahveden Yedikule’ye.. Benim eve.. Cebimde bir taksi tutacak kadar param yok. Belki de dönüş için ayırmış olabilirim o parayı.. Giriyorum koluna. Ayaklarını sürükleye sürükleye yürüyebiliyor ancak.. Bu durumuyla Sirkeci’ye dek sürüklüyorum onu. Banliyö trenine biniyoruz.. Sultanahmet’ten gelen sesleri duydukça gülümsüyoruz birbirimize..

………

Sağlık sorunlarının ileri aşamada olduğunu ancak evde ayrımlayabiliyorum. Gündüzden hazırlıklar yapılmış Enver Gökçe için.. En azından Esen Yellerin yoksul bütçelerine uygun ama özenli hazırlıklar.. Çok özel bir şarap bile bulunmuş.. Esin ilkokul birinci sınıfa gidiyor.. Özgürçağ ondan bir yaş küçük. Henüz okula gitmiyor.. Ama şiiri biliyorlar.. Enver Gökçe’nin değerini biliyorlar..

Sofra aşaması kısa sürüyor.. Yiyebilecekleri, içebilecekleri çok çok sınırlı..

Söyleşimiz ilkel koşullarda sürüyor.. Bir ses alma cihazımız yok.. Bir fotoğraf makinemiz yok.. Enver Gökçe yanıtlıyor. Ben yazıyorum..

Soru : Yaşamınızın ilk yıllarından kısaca söz eder misiniz?

Yanıt : 1920’de Erzincan’ın Çit köyünde doğmuşum. Annemin adı Hanife. Bir de kız kardeşim vardı, Hatice. Hatice Ablamın Ankara’da evlenişi nedeniyle 929 yılında ailece Ankara’ya göçtük.

Soru : Öğrenim durumunuz..

Yanıt : Tüm öğrenim yaşamım Ankara’da geçti. İlk orta lise üniversite.. İlköğrenimimi ‘Hususi Bizim Mektep’te yaptım. Ortaokulu Cebeci’de bulunan bir ortaokulda, liseyi de Ankara Gazi Lisesi’nde bitirdim. Daha sonra Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Türkoloji Bölümüne girdim. Fakülteyi 1948 yılında bitirdim.

Soru : Hemen çoğu 1940 kuşağı sanatçısı gibi siz de, sizden sonraki kuşakların gözünden kaçırılmaya çalışıldınız. Ama artık yapıtlarınız sizden sonraki kuşaklarca biliniyor. Bu “Gözden kaçırılma” çabalarının asıl nedeni, politik yaşamınız. Bu bir gerçek. Biraz da politik yaşamınızdan söz eder misiniz?

Yanıt : Dil Tarih Coğrafya Fakültesindeyken Ankara’da, Türkiye Gençler Derneği adıyla ilerici bir dernek kuruldu. Ben de bu derneğin kurucuları arasındaydım. Derneğin siyasi bir amacı yoktu. Bu arada fakültede bir dernek daha kurulmuştu. Çalışmalarını yakından izliyorduk. Bu derneğin faaliyetleri de demokratikti. 1948 yılında bir tevkifat oldu. Beş kişi tevkif edildik. Ankara Cezaevinde üç aylık bir tutukluluk devresi geçirdikten sonra mahkemece beraat ettirildik. Türkiye Gençler Derneği, 1950 yılına kadar faaliyetini devam ettirdi. Sonra dernek üyelerinin bir kısmı Ankara dışındaki şehirlere gitti. Böylece dernek kendiliğinden kapanmış oldu. 1950 senesinde ben de iş aramak için İstanbul’a geldim. İlk vazifem Yurtlar Müdürlüğünde küçük bir memurluk oldu. Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu zamanında, bu adam üniversiteden de benim hocamdı, Çarşıkapı’da bir öğrenci yurdunda memurdum. Aynı yıl, Yıldız Öğrenci Yurdu’nun kuruluşuna katıldım. Ve sırasıyla Denizcilik Yurdunda (Ortaköy), Kadırga Yurdunda çalıştım.. (Olaylı yıllarda Kadırga Yurdunun adı sık geçer..)

Ardından “1951 Tevkifatı” başladı. İki yüz dolayında işçi, şair, yazar yani iki yüz dolayında aydın bu tevkifatta yakalandı.. (…..) Gizli bir partiye (TKP) dahil oldukları gerekçesiyle mahkemeye verildiler.. İki yıl süren ilk tahkikat sırasında birçok antidemokratik işlemlere maruz kalan bu iki yüze yakın insan içinden 168 kişi (….) hüküm giydiler..

(Bu 168 kişinin hemen tümü.. edebiyatımıza, sanatımıza, aydınlığımıza damgasını vuran insanlardı.. Vereceğim birkaç isim söylediklerimi anlatmaya yeter sanırım.. Ruhi Su, Ömer Faruk Toprak, Şükran Kurdakul, Arif Barikat.. EY)

Bu tevkifatta iki yıl İstanbul 1. Şubede, iki yıl Harbiye Askeri Cezaevinde, bir yıl Yıldız’da Güvercinlik’te, bir yıl da Adana Cezaevinde yattım.

Hapislik bitince Çorum’un Sungurlu kazasına sürgün gönderildim.. Tam iki buçuk yıl sürgün.. 1960’ta tamamlandı..

Bu arada 27 Mayıs Hareketi başladı. Daha doğrusu 27 Mayıs öncesi hareketler.. Bu arada polis kimi demokratik düşünceli kişileri toplayıp “herhangi bir yere” sürgüne yolladı.. Mahkeme kararı filan olmadan, ben de Erzincan’a sürüldüm. Sürgün 27 Mayıs tarihinde sona erdi.. Serbest bırakıldık..

Bu sıralarda çok sevdiğim kız kardeşim Hatice’yi yitirdik. O arada Ankara’da bulunuyordum. Ankara’da Telgraf isimli gazetede düzeltmen olarak çalışıyordum.
Ondan sonra 1963 senesinde yeniden İstanbul’a geldim. 1965 ya da 1966 yılına kadar, daha önce sözünü ettiğim Yurtlar Müdürlüğünde memur olarak çalıştım. Bundan sonra İstanbul’daki işimi bırakarak köyüme yerleştim..

Bu arada ‘sempatiktomi’den ameliyat oldum. Romatizmam da vardı.. Yıllardır çekerim romatizmayı.. Kaynağı hapishane..

Soru : İlk şiirleriniz 1940’ta yayımlanmaya başladığı halde, sizi ancak 1968 yılında Asım Bezirci’nin çıkardığı ‘Dünden Bugüne Türk Şiiri’ antolojisinde tanıma olanağı buldum. Sanırım çok çok okurunuz da sizi geç tanıdı. Daha önce de değindiğimiz gibi bunda politik yaşamınızın rolü büyük. Geçirdiğiniz güç yaşam koşulları fazla ürün vermenizi etkilemiş olmalı. Ancak bugün edebiyatımızın başköşelerinden birine yerleşmiş olan şiirlerinizin geleceğe kalacağı konusunda eleştirmenler birleşiyorlar. Sanat yaşamınızla ilgili neler söyleyeceksiniz..

Yanıt: Şiir çalışmalarım 1940 yıllarında başladı. Bir ara Ankara’da çıkan Ülkü dergisinde çalıştım. Bu ara birkaç şiirim ve her türlü yazım (Biri kendi köyümü tanıtan bir yazıydı.) çıktı bu dergide. Dergi, Ahmet Kutsi Tecer ve Bedrettin Tuncel’in çıkardığı bir dergiydi. Sonra Yurt ve Dünya dergisinde de bir şiirim yayımlandı. Meydan, Yağmur ve Toprak dergilerinde de şiir ve yazılarım çıktı. Sonra daha başkaları..

Benim bütün halk türkülerinin ve halk ozanlarının etkisi büyük olmuştur. Sonra ben şiirlerimde, bu halk türkülerinin çarpıcı güzelliğine çok dikkat ederim. Herhalde şiirlerimin bu şekilde türküye yakın, alımlı gözükmesinde, bu görünüşün ağır basmasında halk türkülerinin etkisi vardır.

Beni şiire ilk teşvik eden, Halil Aytekin’in kardeşi Sefer Aytekin’dir. (Şimdi patron oldu. Madenci. EG) 1938 1939 senelerinde Nazım’ı okudum. Divan Edebiyatının bütün büyük şairlerini okudum. Ses yapıları yönünden Fuzuli, Necati, Rasih, Nefi, Nedim gibi şairleri takdir ederim. Sabahattin Ali’yi okudum. Şiirleri de güzeldir.

Dost Dost İlle Kavga’da sözü edilen destanı, 1953 senesinde İstanbul Harbiye Cezaevinde yazmıştım. O zaman bin bir güçlükle dışarıya çıkardığım bu destan, maalesef sonradan kayboldu. Eldeki dört şiir, ezberimde kalan şiirlerdir..

Soru: Bir okurunuz olarak bütün şiirlerinizi beğeniyorum. Destandan kalan şiirler de çok etkileyici. Ancak Dost Dost İlle Kavga’nın başında yer alan BAŞLANGIÇ, beni çok çok etkiledi. Bu dizeleri elyazınızla yazmanızı istirham etsem..

Yanıt : Tabi. Memnuniyetle..

BAŞLANGIÇ

Zaman akar, zaman geçer,
Zaman zindan içinde;
Biz mapusta gürül gürül yatardık
Yılan çiyan içinde.
Getirdiler ite kaka bir yiğit,
Ayak çıplak
Ak bir mintan içinde.

Zaman zaman içinde
Işık duman içinde..

Ve raviyan-ı ahbar
Ve mukaddisan-ı ruzigar
Şöyle rivayet ederler kim:

Beni âdem zor bezirgan içinde
Vardı bir Balaban..

Soru : Zülfü Livaneli, Dost Dost İlle Kavga şiirinizi besteledi. Gerçekten güzel.. Serbest ölçüyle yazıldığı halde yapısı gereği olacak, tıpkı halk şiirleri gibi saza gidiyor. Bunun dışında bestelenen şiirleriniz var mı?

Yanıt : Benim bildiğim, Bir Milli Kurtuluş Türküsü Timur Selçuk tarafından; Görüş Günü, Oy Nidem adlı şiirler de Sadık Gürbüz tarafından bestelendi.

Soru : Yeni çalışmalarınız var mı?

Yanıt : Pablo Neruda’dan yeni şiirler çeviriyorum. Bu arada 1951 tevkifatının destanını yazmaya çalışıyorum. EPOPE-İLLEGAL olacak destanın adı. Destanın ağırlık noktasını Demokrat Parti döneminin çağdışı tutumu oluşturacak..

EDEBİYAT ’81
Ocak 1982, Sayı 8

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: