Ortadoğu Kazanı

Immanuel Wallerstein
30 Ekim 2004

ABD’de Başkan kim olursa olsun Ortadoğu’nun temel politik ikilemleri gelecek beş yılda aynı kalacak. Önümüzdeki dönemde can alıcı gelişmelerin ve başlıca olası değişimlerin meydana geleceği üç yer var: Irak, İran ve İsrail/Filistin.

Irak, Ortadoğu ve dünyanın geleceği üzerinde en çok etkisi olacak Irak’taki mesele ABD askeri güçlerinin ne zaman ve hangi koşullar altında ülkeyi terk edeceği olacak. Bu noktada, ABD askeri varlığı Irak’ın vücudunun reddettiği ve üstelik kesin olarak reddettiği bir doku nakline dönüştü. Er ya da geç olası kalıcı üsler de dahil olmak üzere ABD güçleri ülkeyi bütünüyle terk etmek zorunda kalacak. ABD yalnızca üç biçimde Irak’tan çekilebilir: ABD hükümetinin erken bir tarihteki bağımsız kararıyla; daha geç bir tarihte Irak yetkililerinin talebiyle; veya nihayetinde Iraklı isyancılar tarafından kovularak.

Hiç kuşkusuz ilki, ABD, Irak ve dünya çıkarlarına en çok hizmet eden alternatif olacaktır. Aynı zamanda gerçekleşme ihtimali en düşük olanıdır. ABD başkanı 2005 veya 2006’da böyle bir şey yapmanın imkansız olduğunu görecektir; çünkü her şeyden önce Birleşik Devletler içinde ABD için büyük bir politik yenilgi olarak yorumlanacaktır. Ve hakikaten de öyle olacak. ABD’de savaş karşıtı hissiyat güçleniyor, fakat henüz Kongre üyelerinin isteyerek destekleyecekleri noktaya ulaşmadı. Bütün Irak’ı işgal etme meselesinin çok büyük bir hata olduğunu düşünen askeriyedekiler bile şimdi çekilmeye ABD ordusunun suratına indirilmiş bir tokat olarak bakacaklar. Ve Birleşik Devletler’i bütünüyle desteklemiş olan başka ülkelerdeki liderler de – Blair, Berlusconi, Howard – eşit derecede endişeye kapılacaklar, çünkü onlar açısından böyle bir şeyin ülkelerinde çok olumsuz politik sonuçları olacak.

İkinci alternatif – yani Irak hükümeti tarafından çekilmenin talep edilmesi – daha olası gözüküyor. Tabii ki bu belirli ölçüde Irak’taki politik gelişmelere bağlı. Pek çok bölgede katılım bölük pörçük, hatta neredeyse hiç olmasa da, Ocak seçimleri pekala gerçekleşebilir.

Seçimlerin yapılması muhtemeldir, çünkü çok sayıda önemli aktör şu anda seçimlere angaje olmuş durumda: ABD hükümeti, geçici Irak Başbakanı İyad Allavi; Kürt liderler ve Şii din adamlarının hakimiyetindeki bir meclis için fırsat kollayan büyük Ayetullah El-Sistani.

Fakat bu Ocak sonrası meşru bir rejimi garanti etmez. Öncelikle eğer ABD güçleri Felluce’ye girerse – ki buna niyetlendikleri görülüyor – bu yalnızca Sünnilerin seçimlere katılmamasını garanti etmekle kalmayacak, şu anda Muktada El-Sadr’ın Felluce direnişini tamamen destekleme sözü verdiği de göz önüne alınacak olursa, Şii bölgelerinde yeni patlamaları ateşleme tehdidi yaratacak. Ve eğer, bu patlamalara rağmen seçimler yapılırsa, şu husus hiç bir şekilde açık değil: Allavi merkezi hükümetin denetimini sağlamlaştırabilecek mi, yoksa yerini El-Sistani’ye daha yakın ve Birleşik Devletler’e daha az bağımlı bir şahsiyete mi terk edecek?

Fakat 2005’de Irak hükümetinin bileşimi nasıl olursa olsun, öncelikli ve en acil meselesi halk desteğini ve meşruiyeti temin etmek olacak. Böyle bir hükümet Amerikan askeri varlığından hoşnutsuz olan, isyan ve ABD’nin yanıtı yüzünden hiçbir güvenliği olmayan ve büyük bir ekonomik güçlük yaşayan bir halka ne sunabilir? Böyle bir hükümetin sadece iki seçeneği olacaktır: ya ABD’nin sömürge valisine ve askeri güçlerine çok daha fazla yanaşmak, ya da onlarla arasına ciddi bir mesafe koymak.

Meşruluğu derinleştirmek açısından olsun, ABD’den ciddi boyutta maddi destek sağlamak açısından olsun, yakınlık şimdiye kadar başarılı olamadı. Buradan da şu sonucu çıkarabiliriz ki, belirli bir noktada Irak hükümeti ABD’ye karşı bir konuma geçecektir. Değişik nedenlerle bütün komşuları – Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, İran –
tarafından bunu yapmak için teşvik edilecektir. Irak hükümetinin bu komşuların ve hükümetlerinin her biri hakkında ciddi çekinceleri olsa bile, onlardan gelen baskılara kendi halkından gelen baskıyı ve ABD’nin kuşku götürmez kararsız davranışını eklersek, bütün bu faktörler Birleşik Devletler karşısındaki temel konumunu değiştirmesi için Irak hükümeti açısından yeterli olacaktır.

Fakat eğer yeni Irak hükümeti ABD’nin askeri desteği olmaksızın yaşayamayacağından korktuğu için ABD’nin karşısına geçmezse, o zaman isyan gittikçe güçlenecek ve ülkenin de facto hükümeti haline gelecektir. Bu gerçekleştiğinde Irak bir Tet saldırısı senaryosuna doğru ilerlemeye başlar. Ve ABD helikopterlerle Yeşil Alandan personelini boşaltmak zorunda kalabilir. Bu, 2005’deki bağımsız bir çekilmeden çok daha büyük bir yenilgi olacaktır.

Bu arada, İran’da hükümet aynı dönemde nükleer ülkeler kulübüne katılacak. İran bölgede büyük bir güçtür, çok eski bir uygarlığın mirasçısıdır, büyük ölçüde Sunni olan bir Arap dünyasının yanı başında bir Şii devletidir ve nükleer silahlarla çevrelenmiş bir ülkedir. Bölgesel bir güç olarak bütün ağırlığını koymak için nükleer silahlara ihtiyacı var ve bu silahları üretmek için elinden geleni yapacak. Önünde üç engel bulunuyor. En görünür olanı, ABD ve Avrupa Birliği’nin, nükleer silahların artışını önleme anlaşmasının bu şekilde ihlal edilmesine muhalefeti olacak. Bu kamuoyunca en görünür ve en önemsiz engeldir, çünkü gerçekte ne ABD, ne de AB İran’ı durdurmak için fazla bir şey yapamazlar.

Daha ciddi iki engel var. İlki İran’ın iç politikasından kaynaklanıyor. Baskıcı ve fundamentalist politikalarından ötürü iktidardaki hükümet on yıldan daha uzun süredir halk desteğini ve meşruiyetini kaybediyor. Buradaki mesele muhalefet güçlerinin İran’ın nükleer silahlar edinmesine gerçekten karşı olacak olması değil; fakat eğer kargaşa yaratabilirlerse hükümetin nükleer cephede ilerlemek için enerjisi kalmayabilir. Buna karşın, bu noktada muhalefet bir kargaşa yaratmak için fazlasıyla zayıf görünüyor ve hükümetin nükleer silahlar konusunda güçlü bir duruş sergilemesi muhtemelen ülke içinde popüler bir hamle olacaktır.

Üçüncü ve en ciddi engel ise İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini bombalama tehdididir. İsrail hükümetinin bunu yapmaktan hoşlanacağı konusunda pek bir kuşku yok. Bununla birlikte, bir İsrail saldırısı hakkında ortada üç soru var.

İsrail böyle bir saldırıyı gerçekten İran’ın nükleer kapasitesini felç edecek şekilde gerçekleştirebilir mi? İranlılar İsrail’in gerçekten yara almasını sağlayacak şekilde misillemede bulunabilir mi? Ve (ABD dahil) dünya kamuoyu İsrail’in 1981’de Irak’ı bombalamasında olduğu gibi böyle bir saldırıyı sineye çekecek mi; yoksa İsrail’i bir firavun devletine çevirerek mi tepki gösterecek?

İsrail’in İran’ı felç edebileceğinden kuşkuluyum, çünkü halihazırda İran‘ın tesislerini bunu önlemeye yetecek şekilde şuraya buraya dağıttığını düşünüyorum. Aynı zamanda İranlıların İsrail’e ciddi şekilde zarar vermeye yetecek bir güçle misilleme yapabileceğinden de kuşkuluyum.

Fakat İsrail’in zayıf noktası dünya kamuoyudur. İsrail geçen dört yılda zaten önemli ölçüde meşruiyet yitimine uğradı ve bu bardağı taşıran son damla olabilir. Dünyanın jeopolitiği bugün 1981’de olduğundan bir hayli farklı. Güney Afrika dersi şunu öğretti: bir firavun devleti olarak ayakta kalabilmek politik açıdan son derece güç bir şey.

Son olarak, İsrail/Filistin sorunu var. İsrail kendi kaderini ABD’nin Ortadoğu’daki kaderine bağladı. ABD için bir yenilgi, İsrail için de bir yenilgi anlamını taşır. Şu anda Şaron Gazze’den tek yanlı olarak çekilme numarasını deniyor, ki böylece Batı Şeria’da anlamlı bir Filistin devletine fiilen el koyma imkanına kavuşacak. Ama plan pek işliyormuş gibi gözükmüyor. Hamas değişmez bir biçimde düşmanca ve uzlaşmaz bir tutum içinde. Ve böyle bir düzenlemeyi müzakere etmeye niyetli olabilecek Filistin Yönetimi onun uygulanmasından dışlanmış durumda; dolayısıyla o da had safhada çekinceli davranmak zorunda. Her durumda, Arafat yakında ölebilir ve böyle bir şey meydana gelirse FKÖ muhtemelen Hamas’ın lehine olmak üzere pek çok parçaya bölünebilir.

Bu arada, İsrailliler arasında sağ-kanat yerleşimcilerin bu küçük tavizi bile tahayyül etmeyi reddetmesi, Likud Partisi’nin fiilen bölünmesine ve Yahudi devletinin topyekün içeriye doğru patlaması örtük tehdidine yol açtı. Gazze’den çekilme asla gerçekten tamamlanmayacak. Fakat bunu gerçekleştirmeye çalışma sürecinde Şaron Filistinlileri yeniden birleştirebilir ve geleceği belirleyecek güçte bir gelişmeyle şimdiye kadar hiç meydana gelmemiş yollarla İsrail politik toplumunu bölebilir. Ve İsraillilerin kendi arasındaki bu bölünme Birleşik Devletler içindeki politik güçlerine son darbeyi indirebilir. İsrail/Filistin sorunu nihayetinde ABD’nin dokunulmaz bir politik meselesi olma statüsünü kaybedebilir ve ABD içinde kamuoyunda bir tartışma konusuna dönüşebilir. Bu İsrail’in bekası için kötü bir alâmet olacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: