Cahit Arf – “Anlamak” Tutkunu Bir Matematikçi

Doğan Hızlan

Tosun Terzioğlu ile Akın Yılmaz‘ın hazırladığı “Anlamak” Tutkunu Bir Matematikçi – kitabı: Arf Halkaları, Arf Kapanışı, Hasse-Arf Teoremi buluşu ile dünya matematik tarihinin önemli adları arasında yerini alan bir bilim adamının sadece mesleki başarısını anlatmıyor, Kansu Şarman’ın kitabında verdiği adla Türk Promethe’lerden birinin, cumhuriyet tutkunu, ülkesini seven bir bilim adamının genç kuşaklara örnek olacak yaşamını bütün ayrıntılarıyla bize aktarıyor.

Üniversitede birçok kürsünün, TÜBİTAK’ın kurucularından, ilk başkanı Cahit Arf 1910’da Selánik’te doğdu, 26 Aralık 1997’de İstanbul’da öldü.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde, ODTÜ’de hocalık yaptı.

Bugün Türkiye’deki en önemli matematikçileri o yetiştirdi, bir kuşağı o eğitti. Fransa’da okudu, Almanya’da doktora yaptı.

O kuşak, sözlükteki tek kelimeyle özetlenebilir: İdealist. Bu kavramın bütün çeşitlemeleri, tonlamaları onların kişiliğinde anlam bulur.

Maddi durumunu düzeltmesi için, özel ders vermesi tavsiyesinde bulundular:

“Ona öğrenci bir kız bile buldular. Başka bir Fransız lisesinde okuyan, tombulca bir kızcağızdı bu. Israrlara dayanamayan Cahit ders vermek için kızın evine gitti. Aile çok zengindi ve lüks bir yaşamları vardı. Daha o akşam bu işten vazgeçti Cahit, ilk ve son özel hocalık deneyimi oldu bu…”

Cahit Arf, entelektüel çevreyle de ilişkilerini artırmıştı İstanbul’da, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ile buluşup konuşuyordu.

1933 Üniversite Reformu ile o ve genç bilim adamları üniversiteye girdiler.

Her zaman bir hoşgörüyü, ince alayı dilinden bırakmadı. Öğrencilerle yakınlığının ardında bu özelliği vardı. Sözgelimi, Vagon-Li baskınında öğrencilerle birlikte baskına gitti, amacı onlara göz kulak olmaktı. Bir öğrenci avizeyi kırmaya kalkınca, mantıklı bir şekilde yaklaşarak; yapma, karanlıkta kalırız diyerek, önledi.

Askerde topçu olmuştu, matematikçiliği işe yaramıştı. Bir gün, balistik dersi veren topçu subayı, top mermisinin namludan çıktıktan sonraki seyrini uzun uzun anlatırken, Cahit Arf’ın dinlemediğini fark etmiş ve sormuş:

“Anlat bakalım, topu ateşledikten sonra mermi ne yapar?”

Arf’ın yanıtı kısa:

“Herhalde oturup bir yorgunluk kahvesi içer.”

Sonuç: İki gün katıksız hapis cezası almış.

Cahit Arf’ın uluslararası bilim adamı kimliğinin yabancı öğretim üyelerinin buraya gelişini nasıl kolaylaştırdığını, genç kuşak bilim adamlarının da dışarıya gidebilmesini nasıl hızlandırdığını, yaptığı yardımları okuduğunuzda, kıskançlığın olmadığı bir bilim ortamını öğrenirsiniz.

Cahit Arf, Nihal Adsız’ı arkadaşları Pertev Naili Boratav’a, Sabahattin Ali’ye yaptıkları yüzünden sevmiyor. Láleli’deki evde komşu olunca, Adsız’ı kızdırmak için banyoda Enternasyonal’i söylüyor.

1948’de İnönü Ödülü’nü alıyor. Ödüllere tepki her zaman aynı hırçınlıkta, kızgınlıkta seyretmiştir. İş Mecmuası’ndaki A.H. imzalı bir yazıda da, ödül alan Yahya Kemal’i eleştirdikten sonra, bakın ne diyor:

“Prof. Bay C. Arf’ın ‘Elástik bir düzlemde sabit gerilmeli serbest sınırları olan denge durumlarının belirtilmesi hakkında’ isimli etüdü! Böyle bir müellif ismi ve böyle bir başlık taşıyan “bilim” mahsulünün ortaya atıldığı memleketin “edebiyat” ve “şiir”inden hayır beklemek, gözü kör edilen insanın görmesini istemek değil midir?”

İyi arkadaşlarından biri de Mustafa İnan’dı. Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı kitabında; yaşamını yazdığı İnan.

Onun gibi, sadece bilim düşünen, özel ders vermeyen birinin elbet maddi sıkıntı çektiğini söylemeye gerek yok. Yurtdışında Fransa’dan Amerika’ya kadar her zaman çalışabileceği bir kürsü bulmasına rağmen, hep ülkesine yararlı olmak istedi.

Söylediği bir sözü belleğimize kazımalıyız:

“Bilgiyi ve onun ürünü olan teknolojiyi üretmeyen toplumlar, bağımsızlıklarını ve dolayısıyla mutluluklarını yitirirler…”

Cahit Arf, kitabın adına esin kaynağı olan, anlamak üzerine ne diyor:

“Matematiğe olan ilgimin asıl, bendeki ‘anlama’ tutkusundan kaynaklandığını Orta Doğu’daki dönemime kadar pek fark etmemiştim. ANLAMAK, derken kelimeyi büyük harflerle kullanıyorum.”

Konu başlıklardan açılmışken, benim yazımın başlığını da bir anekdotla açıklayayım: Tosun Terzioğlu bir gün Cahit Arf’ın Bebek’teki evine gidiyor ve sohbete koyuluyorlar. Konu su sıkıntısına geliyor, ‘Hocam siz ne yapıyorsunuz bu konuda?’ diye sorunca, Arf ‘Ben onu hallettim’ diyor. ‘Eski bir su motorunu tamir ettim, artık kuyudan gürül gürül su geliyor. Bu derdimiz de bu vesileyle su sorunumuz kalmadı’ diyor. Terzioğlu’nun anlattığına göre, motor tamir etmeyi ayrı bir sever, matematikçiler için söylenen ‘el becerisi yoktur’ düşüncesinin aksine, oldukça da mahirmiş Cahit Arf.

Fotoğraflar bölümünü, Meslektaşlarının Gözüyle Cahit Arf yazıları izliyor.

Cahit Arf kitabını meslektaşları, yetiştirdiği öğrenciler, elbet yutarcasına okuyacaklardır.

Ama ben, o grubun dışındaki bir okur gözüyle, bu kitabı, cumhuriyetin inançlı kuşağından birinin yaşamını mutlaka okumalarını isterim. Bugün geldiğimiz yerin taşlarını onlar döşediler. Bu kitap anımsamanızı sağlayacak.

OĞUZ ATAY’IN KİTABI

BİR BİLİM ADAMININ ROMANI VE CAHİT ARF

Bir Bilim Adamının Romanı, TÜBİTAK’ın Bilim Adamı Yetiştirme Grubu’na ait bir proje kapsamında yaşama geçirilen ısmarlama bir kitaptır. TÜBİTAK’ın ilgili çalışma grubunun birincil amacı, gençlerin bilimsel araştırmacılığa özendirilmesini sağlamaktır. Bunun için de Türkiye ortamında bir bilim adamının tabandan tepeye nasıl yetiştiğini anlatan bir roman yazılması istenir. Yaşamıyla romana konu olacak bilim adamının seçiminde ise, o sırada TÜBİTAK Bilim Kurulu başkanlığı görevini yürütmekte olan Cahit Arf etkili olur; 1967’de yaşamdan ayrılan çok sevdiği arkadaşı, İ.T.Ü. İnşaat Bölümü öğretim üyelerinden Mustafa İnan’ın bu biyografik roman için en uygun kişi olduğunu düşünmektedir Cahit Arf.

Bu süreçte kitabı yazacak yazar olarak Önce Haldun Taner belirlenir, ancak Taner zamanı olmadığını söyleyerek kabul etmez. TÜBİTAK’ın belirlediği isim ise Orhan Hançerlioğlu’dur. Daha sonra Mustafa İnan’ın oğlu Hüseyin İnan, Oğuz Atay’a karar verir.

Romandaki çerçeve öyküde İnan’ın yaşamını anlatan profesör de özde gerçek yaşamdaki tanıdık bir yüzden yola çıkılarak oluşturulmuş biridir ve bu kitabında Atay’a büyük yardımı dokunmuştur. Atay’ın romanı yazarken kendisine duyduğu hayranlığı çevresindekilere sık sık dile getirdiği, dünya çapında üne sahip bu matematik profesörü, Cahit Arf’tır. O dönem TÜBİTAK’ta görevli olan Namık Aras da, Cahit Arf’ın kendisine, “Bir Bilim Adamının Romanı’ndaki profesör benim” dediğini söylemektedir. Oğuz Atay da bunu doğrular gibi konuşuyordur: “Bu çalışmalarımda özellikle matematik profesörü Cahit Arf bana çok yardımcı oldu (…) Benim kitabı bütün boyutlarıyla düşünmemde Cahit Arf’ın payı büyüktür. Düşüncelerim, Cahit Arf’ı tanıyınca sadece düşünce olarak kalmadı, onun kişiliğinde somutlaştı.”

KİTAPTAN

MÜHENDİS OLUP PARA KAZANMAK YERİNE ÖĞRETMEN OLUP PARA KAZANMAMAYI SEÇTİM

Ne var ki babasından gelen bir mektup, Cahit’in mezuniyet sevincini yarım bıraktı. Avundukların şirketi bir süre önce iflas etmişti; Yusuf Bey artık işsizdi ve bu kötü haberi bildirmek için oğlunun sınavlarının bitmesini beklemişti. Elindeki franklar tükenmek üzereydi ve Cahit’in Türkiye’ye dönmekten başka çaresi yoktu… “Türkiye’ye döndüm. Maarif Vekáleti’nin açtığı Avrupa imtihanlarına İzmir Sultanisi beni namzet gösterdi… Hem Ecole Polytechnique’i, hem Ecole Normale Superior’u kazanmıştım. Polytechnique’i bitirirsem mühendis olacağım ve para kazanacağım, öteki tarafa girersem öğretmen olacağım ve para kazanmayacağım. Memleketin öğretmene ihtiyacı var diye düşündüm, o zamanın hacası öyleydi. Ecole Normale’e girdim…”

ARF HALKALARI
VE ARF KAPANIŞI’NIN ÖYKÜSÜ

İstanbul’a geldiğimde, bir yerde yeni yapılacak bir binanın şerefine neşredilecek bir kitap için makale istediler. Acele, determinantlar hakkında bir şeyler yazdım. O önemli bir şey değildi… Harp senelerinde İstanbul’da Patrick Du Val adında bir adam geldi İngiltere’den. Bir cebrik eğrinin bir noktası civarındaki singularitelerin hususiyetlerini belirten bir teori vardı; Du Val ondan bahsetti. Yalnız bu, düzlemde geçerli idi. ‘Ah,’ dedim, ‘bu iş olur!’ Üç boyutlu uzayda da, “n” boyutlu uzayda da ve analize hiç ihtiyaç yok. Du Val’e konuyu bir seminerde anlattım; ‘Sırf cebrik kavramlarla bu işin içinden çıkılır’ diye iddia ettim. ‘Eh, yap bakalım öyleyse’ dedi. Bir hafta üniversiteye gitmedim, eve kapandım. Hafta sonunda bir şeyler çıktı ortaya işte; bu da dünyaya yayıldı. Bu işte birtakım halkalar vardı; o halkalara Arf Halkaları, kapanışlarına da Arf Kapanışı deniyordu. Yani bu şekilde, başkasının yüzünden şöhret sahibi oldum. Oysa asıl yapmak istediğim işler, beni hiçbir zaman pek fazla tanıtmadı…

Doğan Hızlan
4 Şubat 2006
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3882277_p.asp

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: