” ÜÇ SİVAS ” YARGILAMASI VE AİHM KARARI ÜZERİNE Muzaffer İlhan Erdost’la Söyleşi

Işık Kansu 

Işık Kansu: Türkiye’nin Yeni-Sevr’e Zorlanması Odağında Üç Sivas kitabınız, bırakınız içeriğini, adı bile Sevr’in olumsuzluğu üzerine kurgulanmış ve Türkiye’nin Sevr Andlaşması benzeri bir bölünmeye zorlandığını duyumsatıyor. Nasıl olur da, Türkiye’nin bölünmesi için propaganda yapmaktan dava açılır ve nasıl olur da yargılanır ve mahkum olur?
   Muzaffer İlhan Erdost: Sanırım okurun belleğinden silinmemiştir. Üç Sivas kitabımda ülkeyi ve ulusu bölmek amacıyla propaganda yapmış olmaktan bir yıl hapis cezasına mahkum olmuştum.
   Ayrılıkçı Kürtlerin çıkardığı iki dergide yayınlanan yazılardan bazı pasajlar almış ve bu pasajları özetlemiştim. Bu pasajlar ve özetler benim düşüncelerim olarak kabul edildi, mahkum oldum.
   Üç Sivas, çok yönlü bir araştırma sonucu yazılmıştı. 2 Temmuz (1993) Sivas kıyınını irdelememi sürdürürken, kitabevine gelen dergileri de tarıyor, Sivas olaylarıyla ilgili yazıları ayrı bir özenle okuyordum. Ayrılıkçı iki dergide (biri Özgür Halk, öteki Sosyalist Alternatif dergileri) gördüklerim beni şaşırtmıştı.
   Bu dergilerden birinin kapağında, büyük puntolarla, Türkiye Cumhuriyetinin dağılmakta olduğu yazılıyor, “devrimci ve demokratlar” “bu tarihsel anı iyi değerlendirmeye” çağrılıyordu. Ötekinde yazılanlar ise daha da şaşırtıcıydı. Sivas’ta kurulan Türkiye Cumhuriyetinin, halkların üstünü betonladığı, Türkiye Cumhuriyetinin yıkılarak, üstü betonlanan halkların özgürlüğe kavuşacağı yazılıydı. Türkiye Cumhuriyeti yıkılacak, “egemen Türklük Anadolu’dan kovulacak”, “Kürdistan halkı bağımsızlaşacak”, üstü betonlanan “Anadolu halkları da demokrasiye ve özgürlüğe kavuşacak”tı. “Egemen Türklük” ile “Kemalizm” özdeşleştiriliyor, “soluk borusu tıkanan halklar”, yani özgürlüğe kavuşacak halklar ise, “Ermeni, Arap, Türkmen (alevi-Türk), Laz, Çerkez, Gürcü” olarak sıralanıyordu.
   Her iki dergiden, dergilerin farklı sayılarından, birbirinden farklı pasajlar aktararak, bir yerde (s. 28) “Bu görüşler şöyle özetlenebilir:”, bir başka yerde (s. 48) “Alıntılardan şu sonuçları çıkarmak olanaklı:” diye yazdığım yerde, tırnak içersinde yineleyerek alıntıladığım özetler, benim yorumum ve görüşlerim olarak savlandı. Ben yasadaki anlatımıyla ülkeyi ve ulusu bölmekten, ama alıntıların içeriğine uygunlaştırarak söylemek gerekirse, “soluk boruları tıkanan”, “üzerleri betonlanan” “Ermeninin, Arabın, Türkmenin, Lazın, Çerkezin, Gürcünün yeniden özgürlüğe kavuşması”, “Kürt halkının da bağımsızlaşması” ve “Anadolu’dan egemen Türklüğün kovulması” için propaganda yapmış olmaktan, kısacası ulusal ölçekte harakiri yapmak istemekten mahkum oldum.
   1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçeli kararına, İddianamede benim görüşlerim olduğu ileri sürülen pasajlar aynen aktarılmakta, ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik propaganda yaptığı”m belirtilerek, şu sonuca varılmaktaydı: “Yazar(…) Türkiye Cumhuriyeti Devleti parçalanıp, ırkçı görüşle çeşitli devletler kurulduğunda Türkiye’de yaşayan halklar, yani Kürtler, Çerkezler, Ermeniler, Araplar, Alevi Türkler, Gürcülerin soluk almaya başlayacağını ifade etmiştir. Bu düşünceler yazarın kendi düşünceleridir.” (Karar No: 198/20, 20. 02. 1997.)
   İddianame, Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına dönüşmüş, mahkemenin kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmıştı.

   Kansu: Bütün kararlar oybirliğiyle mi alındı?
   
   Erdost: Başsavcılık kararın onanmasına itiraz etmiş, Yargıtay Ceza Daireleri Kurulunda, itiraz reddedilmişti. Kurul Başkanı Mater Kaban, karşıoy yazısında düşünce özgürlüğüyle ilgili görüşlerini açıklamış ve Üç Sivas’tan bazı pasajlar aktararak, “Görüldüğü gibi suç oluşturduğu kabul edilen düşünceler sanığın düşünceleri değildir” sonucuna varmış, yani alıntıların benim düşüncem olmadığını örnekler vererek açıklamıştı.
   Kurul Başkanının yanında, bir üye de, Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının haklı nedenlere dayandığı gerekçesi ile itirazın kabulü yönünde oy kullanmıştı.
   Çünkü, Başsavcılığın itirazında, Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesinde yapılan değişikliğin hukuksal değerlendirmesi yapıldıktan sonra, şu görüşe yer verilmişti:
   “Suça konu olan yazılar, yazar tarafından kaynak gösterilmek suretiyle başka yayınlardan alıntılar yapılarak aktarılmış, jeopolitik, etnik ve sair özellikleri değerlendirilerek Sivas odaklı yasadışı PKK örgütünün stratejisi, faaliyetleri ve amacı ortaya konulmaya çalışılmış, bu düşüncelerin yine yazar tarafından benimsenmediği kitabın çeşitli sayfalarında vurgulanmıştır. (Örneğin 86 ve 96-97. sayfalardaki düşünceler gibi.)”
   Hemen belirteyim ki, AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) de, Cumhuriyet Başsavcılığının bu görüşüne katıldığını kararında belirtmektedir. (Paragraf: 46.)

   Kansu: Yeni-Sevr’e zorlanma, sözkonusu iki dergiden alınan alıntılarla mı sınırlı?

   Erdost: Geçenlerde yayınladığım Azınlıklar Sorunu adlı kitapçığımın girişinde, Üç Sivas’ta sergilediğim yeni-Sevr modellerini üç gruba ayırarak açıklamıştım. Birinci grupta, ayrılmak ve ayrı devlet kurmak isteyen Kürt gruplarından bazılarının, bazı yazarların, yalnızca Sevr Andlaşmasının 62-64. maddelerinde çerçevelenen “Kürdistan”ı kurmayı değil, “Türkiye Cumhuriyetini Anadolu’dan sökmeyi” ve “yoketmeyi” amaçladıkları, yayınlanan yazılardan alıntılar yapılarak açıklanmıştı. İkinci olarak, bazı illegal örgüt liderlerinin ve “bilim adamı” olarak tanıtılan bazı yazarların konuşma ve yazılarında açığa vurdukları yeni-Sevr istemleri sergilenmiş; üçüncü olarak, bu görüşler ile Türkiye’ye dışardan ama içteniçe dayatılan (örneğin Yunanistan’da dağıtılan “Ana Vatanları Kurtarma Komitesi”nin haritası gibi ya da “Üçüncü Amerikan İmparatorluğu” şablonu içersinde Türkiye’ye dayatılmaya başlanan “federasyon” gibi) yeni-Sevr modelleri arasındaki örtüşmeye, ya da amaçların örtüşmesine değinilmişti.
   
   Kansu: 2 Temmuz Sivas olayları “şeriatçı” bir başkaldırı olarak algılandı ve laik Cumhuriyete karşı eylemli bir kalkışma olarak yargıya yansıtıldı. Siz “şeriatçı” ayaklanmayı buzdağının görünen yüzü olarak nitelediniz. Bunu açıklar mısınız?

   Erdost: “Üç Sivas” yazısı beş bölümden oluşuyor: (1) Sivas 1978, 1993, 1996 Olaylarına Karşılaştırmalı Bir Bakış, (2) “Yeşil Kuşak”tan Tarikat Panislamizmine, (3) Petropolitik Savaşın Odağı Olarak Sivas, (4) Sevr Andlaşmasından Yeni-Sevr Arayışlarına, (5) Sonuçlar.
   İkinci bölümde, “Yeşil Kuşak”, “Panislamizm ve Pan-Nurculuk”, “Nakşbendilik”, “Molla Şiiliği ve Anadolu Aleviliği” altbaşlıkları altında, şeriatçı ayaklanmanın tarihsel oluşumu ve güncel yönleri irdeleniyor ve sergileniyor. Ama dinsel gericilik kullanılıyor burada. Asıl amaç başka, ya da amaçlar çatışması içinde şeriatçılar da var. Yalnızca şeriatçılar olsaydı, daha cami avlusunda Amerikan bayrağını yakıp “Dünyada Amerika, Türkiye’de PKK” yazılı bir pankartı avlunun duvarına astıkları zaman (ki bunların 8-10 kişi olduğu söyleniyor), polisin işlerini oracıkta bitirmesi işten bile değildi. Bir başka amaç için “özel” olarak korundukları açıktı. Ben bu amacı bulmaya çalıştım.

   Kansu: Buldunuz mu, ya da bulabildiniz mi?

   Erdost: Emniyet Genel Müdürlüğünün, Bakanlar Kurulu için hazırladığı raporda, “36 kişinin” ölümüne neden olan olayların “Batının stratejik uygulamalarından biri” ve “yabancı ajanların provakasyonu” olduğu görüşüne yer verilerek, “yeni dünya düzeni içersinde, Türkiye’nin, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar’da etkin görev alması istendiği”, “burada amacın Japon ve Alman sermayesinin, bu bölgelerdeki etkinliğini kırmak” olduğu yazılıyordu. Emniyet Genel Müdürlüğünün raporu, Sivas olaylarının, yerel, lokal bir olay olmadığını düşündürdü bana.
   Bir başka nokta, TBMM Sivas Olaylarını Araştırma Komisyonu tutanaklarına geçen, yerel gazete yöneticilerinin açıklamalarıydı. Bu gazeteciler, olayların, PKK olgusuyla bağlantısına değinmişler, Pir Sultan Abdal Şenliklerinin “bahane” edildiğini söylemişlerdi. Gazete yöneticilerine göre, PKK, Sivas’a yerleşmek ve buradan Samsun’a, Karadenize bir yol edinmek istiyordu.
   Sorularımın yanıtını, Kasım 1995’te, Özgür Halk gazetesinde yayınlanan “PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan”ın Novore Vremya (Rusya) muhabiriyle yaptığı konuşmanın metninde bulacaktım. Öcalan, Rus gazeteci Makarinko Vadim’le görüşmesinde, “TC’nin çöküşünün Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine bağlı olduğunu” ve Kürt sorununu, petrol ve su yolları dolayısıyla, bir dünya sorununa dönüştürdüklerini söylüyordu.
   Gene Üç Sivas’a aldığım, Alman televizyonu ARD muhabiriyle görüşmesinde, Öcalan, petrol yollarının önünü niçin kesmeye çalıştığını ve kesmek istediğini şöyle açıklayacaktır:
   “Açık söylüyorum, (…) ne su meselesinin, ne petrol meselesinin tek taraflı olarak halkımızın çıkarları aleyhine kullanılmasına izin vermeyeceğiz, hatta engelleyeceğiz. Ama bizimle de görüşerek, halkımızın da lehine olabilecek bazı hükümleri bu anlaşmalara koyarlarsa, uluslararası anlaşmalara dokunmayız.” (Özgür Halk, sayı: 56, 27 Haziran 1995.)
   2 Temmuz Sivas kıyını öncesinin haber, yazı ve konuşmalarından, PKK’nın Sivas’a yerleşmek ve (Samsun’dan Ceyhan Körfezine tasarlanan petrol boru yolunu kesmek için) Samsun’a çıkmak istemiş olmasının nedenini anlamak kolaylaşıyor. Üç Sivas’ta “petropolitik” ile ilgili bölümde bu konu işlenmişti.

   Kansu: AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) süreci sizce bir aklanma kaygısı mıydı, yoksa bir haksızlığı hak ettirme çabası mı?

   Erdost: Biliyorsunuz, cezaevine gireceğim günlerde, basın yoluyla işlenen suçların infazını üç yıl erteleyen yasa çıkmış ve infaz ertelenmişti. Üç yıl, aynı nitelikte suç işlenmemesi durumunda, “mahkumiyet hükmünün vaki olmamış sayılacağı” yasada (4454 sayılı erteleme yasasının 2/son maddesi) yer alıyordu. Bu arada, Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştı.
   Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesinden, yani ülkeyi ve ulusu bölmek suçlamasından mahkum olmuştum. Bu madde, AB ile uyum paketi içersinde, yürürlükten kalktığı için, mahkumiyet kararım kaldırılmıştı. Ama mahkemenin kararı, düzeltilmemiş karar olarak kalıyordu. Benim ulusu ve ülkeyi bölmek için propaganda yaptığım bu yargı kararına göre değişmemiş, ama suç olmaktan çıkmıştı.
   Benim için esas olan mahkemenin verdiği kararın yanlış karar olduğunun AİHM kararıyla belirlenmiş olmasıydı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı bana ulaştığı zaman, “bu kararın benim için önemli olduğunu” söylemiştim. Önemi, benim aklanmam değildi kuşkusuz. AİHM kararı, beni aklamadı. Bu kararla, beni karalayanların, haksız, yanlış karar verdiği, ortaya kondu. Benim amacım da buydu.

   Kansu: AİHM’nin Üç Sivas üzerine verdiği kararı kimileri farklı yorumlamaya kalktı. Hem de sizin kitabınızda savunduğunuzun tam tersine. Neden?

   Erdost : AİHM’nin haberi TRT 2’de ve CNN-Türk’te yayınlandı. CNN-Türk’te yayınlanan haberin altında “AİHM’nin Muzaffer Erdost kararı:” ve onun altında da, tırnak içinde, “Kürt devletini savunmak suç değil” yazısı vardı.
   Ertesi gün Yeniçağ’da (10 Şubat 2005), Hasan Demir, köşe yazısında, AİHM’nin haberine gönderme yaparak şunları yazacaktı: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, ‘Kürt devletinin kurulmasını istemek suç değil’ diye bir karar aldı ve bugüne kadar Türkiye’nin bir bölümünde Kürdistan diye bir devletin kurulmasını suç sayan Türkiye’yi mahkum etti.”
   Hasan Cemal, “Türban, şeriat, bölücü derken!” başlıklı yazısında, “Bakın, diyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden yeni bir karar var. Bu karara uymak zorundayız. BÖLÜCÜLÜK ile ilgili bir karar bu. Diyor ki, bölücülüğün, ayrılıkçılığın fikir olarak savunulması, şiddet ve kini özendirmediği sürece demokrasilerde suç değildir. Bu nedenle 1 yıl hapis cezası almış olan Muzaffer Erdost’un mahkumiyet kararını bozarken, (evet “bozarken”) Türkiye Cumhuriyeti devletini de 8500 euro tazminata mahkum ediyor.” (Milliyet, 10 Şubat 2005.)
   AİHM kararının “Kürt devletini savunmak suç değil” biçiminde sunulmasından, Üç Sivas’ta, bölücülük yapıldığı, dolayısıyla ulusal mahkemenin verdiği kararın yasaya göre verilmiş doğru bir karar olduğu anlamı çıkıyordu.
   Üç Sivas’ta Kürt devletinin savunulduğu ama şiddete ve kine çağrı olmadığı için, ulusal mahkemenin mahkumiyet kararının mahkum edildiği sonucu da çıkıyor buradan. Yani Üç Sivas, bu kez savunmadığı, karşısında olduğu bir görüşle mahkum edilmiş oluyor. Üstelik, Üç Sivas’ı bölücülükle yargılayan yargı kararı doğrulanmış sayılarak.

   Kansu: Yalnız CNN-Türk’te mi “Kürt devletini savunmak suç değil” diye yorumlanıyor AİHM kararı?
   
   Erdost: Değil kuşkusuz. Hürriyet’teki (9 Mart 2004) haberin başlığı da aynı: “Kürt devletini savunmak suç değil.”. Ama farklı yorumlar da var. AİHM’nin kararını, Anadolu Ajansı (AA), “Erdost Türkiye’yi mahkum ettirdi” başlığı altında vermişti. “Erdost’un kitabında şiddeti teşvik etmediği kanısına varan AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade özgürlüğüne ilişkin 10’uncu maddesini ihlal ettiğini belirtti.” biçiminde vermiş olması, bir bakıma doğru bir bakıma yanlıştı. Çünkü, haberin girişinde, Üç Sivas’ta bölücülük yaptığı gerekçesiyle cezalandırıldığım yazılıyor, bu doğru. Kitapta şiddete çağrı olmadığı da belirtiliyor, bu da doğru. Ama şiddete çağrı olmaması, bölücülük propagandasının tartışıldığı paragrafta değil, ulusal mahkemenin kararına ilişkin değil, hükümetin (Dışişleri Bakanlığının) görüşüne bir yanıt olarak AİHM kararında yer alıyor. AİHM’nin gerekçeli kararının 39. paragrafında, “Hükümetin, kin ve husumet gösteren başvuru sahibinin basit eleştiriyi geçtiğini” ileri sürdüğü belirtilmekte, 47. paragrafta, “Ayrıca, tartışmalı eserin bazı bölümlerinin ulusal makamlara (autorités nationales) karşı eleştirel bir karakter taşısa da, şiddete ya da kine hiçbir çağrıda bulunmamaktadır.” görüşüne yer verilmekte ve şöyle devam etmektedir: “Mahkemenin görüşüne göre, bu da gözönüne alınması gereken önemli bir husustur. Zaten, başvuru sahibi yalnızca ayrılıkçı propaganda da bulunmak nedeniyle mahkum edilmiştir.”
   AİHM, Dışişleri Bakanlığının (Hükümetin) AİHM’ye yanıtında ileri sürüldüğü gibi, ifade özgürlüğüne müdahalenin, resmi makamlara (ulusal otoritelere) yönelik “kin ve husumet” ile ilgili olmadığının, öyle olsa bile, kitapta, “kin ve şiddete bir çağrının bulunmadığının” altını çizmektedir.

   Kansu: “Kürt devletini savunmak suç değil” tümcesi, anlam olarak da olsa AİHM kararında yok mu?

   Erdost: AİHM’nin gerekçeli kararı on sayfadır ve 64 paragraftan oluşmaktadır.
   “Konvansiyonun (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin) 10. Maddesinin ihlali iddiası” başlığı altında, 36-49 paragraflar yer almaktadır.
   Başvuru sahibinin AİHM’ye savunmasının (37. paragraf) ve hükümetin karşı görüşünün (39. paragraf) özetleri ve Üç Sivas’ın özet bir değerlendirmesi yapıldıktan sonra, hukuksal değerlendirmelere geçilmektedir.
   AİHM kararında, Üç Sivas’ın birbiriyle çelişik biçimlerde medyaya yansıyan değerlendirmesi şöyledir:
   “44. Mahkeme, tartışmalı eserin, 1978, 1993 ve 1996 yıllarında Sivas’ta meydana gelen olayları, kaynaklarını ve oluşma nedenini belirlemek amacıyla karşılaştırmalı bir tarihçe biçiminde incelediğini saptar. Türü bakımından, yazarın eleştirel bir bakışla sunduğu, birçok gazete ve dergiden yapılan alıntılarla süslenmiş (émaillé), politik bir deneme şeklindedir. Serbest ve yorumlayıcı bir tarzda Sivas’ta meydana gelen olaylara yolaçan çeşitli güçlerin analizini yapmaktadır. Kullanılan dil kanıtlayıcı ve açıklayıcıdır. Yazar, angaje (engagé) ve ikna edici (persuasif) olmakla birlikte, ılımlı kalmaya ve teorisini olaylardan çıkarak kurmaya özen göstermektedir.
“45. Kuşku yok ki, ulusal mahkemelerin mahkumiyet kararına dayanak sağlayan pasajlarda (…), yazar, “çeşitli etnik kökenli halklara” ve “Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmasıyla” “bir Kürt devleti”nin kurulacağı olgusuna gönderme (référance) yapmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, suçlanan referansların basında çıkan yazılardan alıntılar olduğunu ve bunların tek başlarına başvuru sahibini cezalandırmak için yeterli olmadığını gözlemlemektedir.
   “46. Bu hususta, Mahkeme, Cumhuriyet Başsavcısının itirazına ilişkin talebinde, tartışmalı pasajların, başvuru sahibinin kendi görüşlerini yansıtmayan yazılardan alıntılar olduğu ve tek başlarına (isolée) göre değil, eserin bütünü (ensemble) bakımından değerlendirilmesini savunan yorumuna katılmaktadır. Bu açıdan, başvuru sahibinin, asıl metinde, basında çıkan bazı yazılarda ifade edilen ayrılıkçı (séparatistes) görüşleri eleştirdiğini açıkça belirttiğinin altını çizer.
   “47. Ayrıca, tartışmalı eserin bazı bölümleri ulusal makamlara (autorités) karşı eleştirel bir karakter taşısa da, şiddete ya da kine hiçbir çağrıda bulunmamaktadır. Mahkemenin görüşüne göre, bu da gözönüne alınması gereken önemli bir husustur. Zaten, başvuru sahibi, yalnızca ayrılıkçı propagandada bulunmak nedeniyle mahkum edilmiştir.”
   AİHM, Üç Sivas dolayısıyla verilen “Mahkumiyet kararı ile esere el koymanın zorunlu bir sosyal gereklilikten kaynaklanmadığını” belirterek, bunun “demokratik bir toplumda” gereksiz olduğu ve “Konvansiyonun 10’uncu maddesinin ihlal edildiği” sonucuna oybirliğiyle varıyor.
   Bu karardan, “Kürt devletinin kurulmasını savunmak suç değil” sonucunu çıkarmak, kuşku yok ki olanaklı değil.
   
   Kansu: AİHM, Üç Sivas için olmasa bile, bir başka davada, böyle bir karar verebilir miydi ya da böyle bir karar verebilir mi?

   Erdost: Olanaklı değil. Böyle bir karar, Konvansiyonun 10. maddesine aykırı her şeyden önce.
   AİHM’nin gerekçeli kararında, 10. maddenin ihlali iddiasının değerlendirildiği bölümde, ilkin 10. maddeye yer verilmiştir. Şöyle:
   “36. Başvuru sahibi, ceza mahkumiyetinin ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden yakınmaktadır. Bu hususta, ileri sürdüğü Konvansiyonun 10. maddesi şöyledir:
   “1. Her insan ifade (anlatım) özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, düşünce (opinion) özgürlüğünü ve edinilen-bilgilerin (information, haber) ya da düşüncelerin (ideès) kamusal (resmi) makamların müdahalesi olmaksızın (…) serbestçe alınmasını ve iletilmesini içerir.
   “2. Bazı ödevler ve sorumluluklar içeren bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda, ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğü bakımından gerektiği ölçüde yasayla öngörülen bazı formalitelere, koşullara, kısıtlama ya da yaptırımlara (sanctions, cezalara) tabi tutulabilir.”
   AİHM kararında, “Yüksek Mahkeme”nin, “müdahalenin, 10’uncu maddesi 2’inci fıkrasına göre, toprak bütünlüğünün korunması gibi yasayla öngörülmüş ve haklı bir amacı olması hususunu tartışma konusu yapmadığı” da (paragraf 41) belirtilmiştir.
   Açıktır ki, Konvansiyonun (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin) 10. maddesi 1. fıkrasında, herkesin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, 2. fıkrasında, demokratik bir toplumda bu özgürlüğün toprak bütünlüğünü korumak amacıyla kısıtlanabileceği, yaptırıma tabi tutulacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, AİHM, “bir Kürt devletinin kurulmasını savunmak suç değildir” gibi bir karar veremeyeceği gibi, olayımızda da toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik yasayla öngörülmüş, haklı bir amaca müdahalenin tartışma konusu olmadığı da belirtilmiştir. Yani Üç Sivas kararında ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğu sonucuna varılırken, toprak bütünlüğünün korunmasının tartışma konusu yapılmadığı özellikle belirtilmiş bulunuyordu.

   Kansu: AİHM, Üç Sivas dışında, örneğin Türkiye toprakları üzerinde bir başka devlet kurma, ya da ülke topraklarından bir kısmını ayırarak bir başka devlete katma düşüncesini (bu düşünce kin ve şiddet içermemiş olması koşuluyla) ifade özgürlüğü olarak niteleyebilir mi, ya da Kürt devleti kurulmasının savunulduğu bir kitap için “Kürt devletini savunmak suç değildir.” diye bir karar verebilir mi?

   Erdost: Burada kurulmasının savunulduğu yorumu yapılan “Kürt devleti”, AİHM’nin kapsamına giren ülkeler için sözkonusudur. Irak’ta, İran’da, Suriye’de ya da Ermenistan’da bir Kürt devletinin kurulması düşüncesi ile, AİHM kararlarının bir ilgisi olamaz doğal ki. Ama, AİHM, Yunanistan’da bir Türk devleti kurulması tasarlanacak olsa, bir “Türk devletini savunmak suç değildir” diye bir karar verdiği zaman, bu, devletin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir düşünce/ifade olduğu için, yasayla konmuş yaptırımlara neden olur. Bir başka deyişle kendi hukuksal varlığını belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bir karar verilmiş olur ki, bunun mantığı yoktur.

   Kansu: Toprak bütünlüğü konusuna sanırım son Azınlıklar Sorunu kitabınızda da değindiniz.

   Erdost: Azınlıklar Sorunu’nda, bölgesel ve azınlık dilleriyle ilgili sözleşmelere gönderme yapılmıştır. Yalnızca, bölgesel ve azınlık dillerinin “ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü çerçevesinde” korunacağının ve destekleneceğinin vurgulandığı Bölge ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartında (2 Ekim 1992) değil, Helsinki Sonuç Belgesinde (1 Ağustos 1975), Paris Şartında (21 Kasım 1990), Moskova Toplantısı Belgesinde (3 Ekim 1991), Viyana Bildirisinde (25 Haziran 1993) “devletlerin toprak bütünlüğünün korunması” ilkesine özel bir ağırlık verilmiştir.
   Konvansiyonun 10. maddesi 2. fıkrasında, ülke bütünlüğünün yasayla korunması yanında, örneğin Viyana Bildirisinde, “bütün halkların, kendi kaderini tayin hakkına sahip” (madde 2/1) olduğu belirtildikten sonra, bu hakkın, “siyasal birlik ya da ülke bütünlüğünü, tamamen ya da kısmen, zarara uğratacak ya da parçalayacak herhangi bir tasarrufu teşvik eder ya da buna yetki verir anlamda yorumlanamayacağı” (madde 2/ııı) vargısı yer alır.
   Paris Şartında, katılımcı devletler, bu devletlerin “bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüklerini ihlal eden etkinliklere karşı demokratik kurumları savunmak kararında” olduklarını imza altına almışlardır.

   Kansu: Son soru: Türkiye’nin yeni-Sevr’e zorlanmasını “paranoya” diye değerlendirmeye kalkanların para–noyası nedir?
   
   Erdost: Türkiye’nin yeni-Sevr’e zorlandığını yazanları, yani beni de “paranoyak” olarak değerlendirenler kuşkusuz ilgi alanım içersinde. Bu karalamayı, Azınlıklar Sorunu’nun ilk bölümünde yanıtladım.
   Bizi “paranoyak” olarak niteleyenlerin “para-noyası”na gelince, bu benim çalışma alanım dışında kalıyor.
                                                            25 Şubat 2005, Ankara  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: