Kardeş Türküler ile ropörtaj

Müziğimizin en temel özelliği çok dillilik ve çok kültürlülük anlayışından hareket etmesidir… Bütün dünyada savaşın konuşuldugu şu günler, Kardeş Türküler grubu yeni albümleri Hemavaz ve diğer albümlerinden seçtikleri repertuarlarından seçtikleri parçalarıyla Avrupa turnesinde göçün, sevdanın, barışın, kardeşliğin türkülerini söylediler bizlere. Trakya’dan Mezopotamya’ya uzanan değişik kültürlere ait türküleri ve şarkıları özgün bir şekilde biz dinleyicilere ulaştırdılar. Bir kez daha, bizlere bırakılan o yüce ve zengin mirasın, farkına ve tadına vardık. Böyle bir konser öncesi, BGST Kardeş Türküler grubunun solistlerinden Vedat Yıldırım’la, bîrnebûn dergisi adına arkadaşımız Cahit Duran bir söyleşi yaptı.

– Okuyucularımızın büyük bir çoğunluğu BGST, yani Kardeş Türküleri yakından tanıyor. Siz bize biraz grubu ve özelinde kendinizi tanıtır mısınız?

Kardeş Türküler, çoğunluğu Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’ünde biraraya gelen öğrencilerin 1993 yılında başlattıkları bir konser projesi idi. Üniversite bünyesinde başlatılan bu konserler zamanla diğer okullara ve bazı sivil toplum kurumlarının gecelerine de sunuldu. Bu arada mezuniyet zamanı geldi. Biz mezuniyet sonrası da sanatsal faaliyetlere yarı-profesyonel şekilde devam etmek istiyorduk. Bu amaçla tiyatro, dans ve müzik kulübü kökenli bir grup arkadaş Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST)’nu kurdu. Kardeş Türküler BGST içinde yeralan bir proje idi. İlk albümümüzün çıktığı yıl olan 1997’de dikkat ederseniz grubumuzun ismi yoktu. Albüm ismi olan Kardeş Türküler dinleyicilerimiz tarafından zamanla grup ismi olarak benimsendi.

Ben, Ankara-Bala’nın Kesikköprü köyündenim. Ankara’dan İstanbul`a B.Ü. İşletme Bölümü’nde okumak için geldim. Bir taraftan öğrenimimi sürdürürken, diğer taraftan da müzikle uğraştım. Anadolu ve Mezopotamya’nın yerel müzikleri ile haşırneşirliğim Kardeş Türküler’le başladı.

– Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz, vermek istediğiniz mesaj nedir?

Müziğimizin en temel özelliği çok dillilik ve çok kültürlülük anlayışından hareket etmesidir. Türkiye’deki halkların kültürel zenginlikleri üzerine kurulu bir müziktir. Bu kültürlerin hem farklılıklarını hem de yüzyıllar boyunca beraber yaşamanın verdiği etkileşimden kaynaklanan geçişkenliği verme gayretindeyiz.

Müzikal tarzımız zaman içinde biçimlenmeye başladı ve halen de yeni deneyimlerle biçimlenmeye devam ediyor. Üzerinde devindiğimiz kültürel haritada yolumuzu şaşırmamamız için bize kılavuzluk edebilecek belli ilkeler koymaya özen gösterdik.

En önemli çıkış noktamız müziğimizin geleneksel miras üzerine kurulması gerektiği idi. Herşeyden önce bu mirası iyi tanımak gerekiyordu. Bu müziği yapan insanları, kültürlerini, dillerini, nasıl yaşadıklarını, halet-i ruhiyelerini anlamak. Bunun için, onların yazınsal metinlerine ulaşmak, elden geldiğince tarihlerini öğrenmek; sonra da müziğin dünyasına girmek. Onları bu sefer de bu özel dünyadan tanımak; makam yapısını, vokal yapısını, çeşitli söyleyiş tavırlarını açığa çıkartmak vs. Daha sonra, kendi anlayışımızı bu veriler üzerine inşa etmek.

– Kimlere ulaşıyorsunuz ve aldığınız tepkiler hangi yönde?

Konser vermeye başladığımız ilk dönemlerde müziğimizin alımlayıcıları gençler ve üniversite öğrencileriydi. Ama zamanla dinleyici kitlemiz zenginleşti. Yani her yaştan insanlar, aileler de konserlerimize gelmeye başladı. Bizim bu insanlara ulaşmamız biraz da Türkiye’deki ortamla da ilgili. Kardeş Türküler’in üzerinde durduğu “halkların kardeşliği”, “farklı kültürlerin biraradalığı”, “çokkültürlülük” özlemi toplumun bir çok kesiminin de ortak isteği. Konserlerimiz de böyle bir özlemin duygusal anlamda dile getirildiği ortak buluşma anları oluyor.

– Etnik müziğe yönelmenizde, bu projenin biçimlendiği dönemin mi etkisi oldu?

Kardeş Türküler projesinin biçimlendiği dönem 1990 ların başına denk gelir. Bu da bir rastlantı değildir. Bu dönem, Türkiye’de kimlik siyasetinin ön plana çıktığı, halkların seslerini duyurmaya başladığı, Kürtçe, Lazca, Ermenice albümlerin, gazetelerin, kitapların çıktığı, nispeten özgürlükçü bir dönemdi.

– Repertuarınızı nasıl belirliyorsunuz ve tercih ettiğiniz belirli yöreler, belirli ozanlar var mı?

Tabii ki projeye göre değişiyor. Örneğin Doğu Albümü projesi gündeme geldiğinde, grup olarak oturup, o kültürel coğrafyanın renkliliğini ve zenginliliğini 60 dakikalık bir kayıt içinde en iyi nasıl ifade edebiliriz diye düşündük. Çokdilli yapılar kurmaya çalıştık. Yani Kara Üzüm Habbesi örneğinde olduğu gibi aynı şarkı içinde birden çok dilin kültürel geçişkenlik çerçevesinde birarada kullanılabileceği denemeler yaptık.

Yine, son Albümüz Hemavaz’da Maraş bölgesindeki alevi müziğini temsil etmeye çalışırken, üzerinde ısrarla durduğumuz ve kimilerince özellikle gözardı edilmeye çalışılan Alevi müziğindeki çokdilliliği vermeye çalıştık. O bölgenin hem Kürtçe hem de Türkçe deyişlerine ulaştık. Ayrıca bölge ozanlarının söyleyiş tavırlarını vermek bizim için önemli idi. Bu ozanlar içinde en özgün tavrı koruyanları örneğin Ali Murtaza Dede, Sadık Hüseyin Dede’yi seçtik.

– Aralık 2002 de son albümünüz “Hemavaz” ı biz dinleyicilere sundunuz, Hemavaz nasıl albüm oldu?

Son albümümüzde kabaca ilk albümümüze benzer bir yapı var. Doğu albümümüzden farklı olarak, daha geniş bir coğrafyanın müziklerini ele aldık. Onun dışında ilk kez çingenece ve rumca şarkıları seslendirdik. Ayrıca önceki albümlerimizde de denediğimiz ve geliştirilmesi gereken bir alan olduğuna inandığımız anlatısal müzik çalışmaları bu albümün de belli özelliklerinden sayılabilir. Siya Şaperên, Voghperk-Siya Wan ve Cukhdag Mom bu alandaki denemelerdir.

– Peki senin grup içindeki fonksiyonun nedir?

Ben grup içinde şarkı söylüyorum ve düzenlemelere yardım ediyorum.

– Kürt müziğinde ve dünya müziğinde sizi en çok etkileyen isimler kimlerdir, veya kimlerden feyz alıyorsunuz?

Yöre dışındaki Kürt müziği ile tanışmam, bir çok orta anadolulu Kürt gibi, 1970’lerin sonlarında Şiwan Perwer’in, Nizamettin Ariç’in, M.Arif Cizrewi’in ve Aram Tigran’ın Almanya’dan gelme kötü kayıtlı kaçak kasetleri ile oldu. Ama çocukluğumuz boyunca ninelerimizin söylediği stranlar, lawêjler ya da düğün ortamlarımızda söylenen govendler hep kulağımızda idi. Zamanla Kardeş Türküler yapısı içinde yaptığımız araştırmalarımızlarla, dengbej geleneği ile de tanışma olanağımız oldu. Şakıro, Meryemxan ve Gerebetê Xaco gibi bu geleneğin büyük isimlerini elimizden geldiğince dinlemeye, onlardan feyz almaya çalıştık.

Dünya müziği alanında etkilendiğimiz belli bir isimden söz etmek zor. Bu alanda bir çok müzik dinliyoruz. Ama bunların bizi ne derecede ve nasıl etkilediklerini sözlere dökmek gerçekten zor.

– Konuyu az değistirelim, gündemdeki bir konu olan Kürtçe ve Kürtçe eğitimin “yasalarca” serbest kalması, sence Kürtçe müziği nasıl etkileyecek?

Kürtçenin serbest kalmasıyla beraber bu alana ticari bakanlar Kürtçe şarkılar söyleyip, Kürtçe albümler çıkaracaklardır. Ama furya sona erdiğinde böyle bir girişimi kültürel kaygıyla değil de, ekonomik amaçla yaptıkları anlaşılacaktır. Fakat herşeye rağmen bu özgürlükçü ortam Kürt kültürünün, Kürt dilinin evlerden ve kapalı salonlardan, sokaklara çıkmasını sağlayacaktır. Kürt kültürünün kendini gündelik popüler kültür içinde ifade etmesinin zemini hazırlanacaktır.

– Sevgili Vedat, gelelim senin Orta Anadolulu olmana. Nerden ve nasıl Bala`ya yani Kesikköprü`ye gelmişsiniz, hiç bilgin var mı bu konuda? Dedeleriniz veya büyükleriniz eskileri hiç anlatırmıydı?

Dedelerimiz çok eskilere gitmezdi. Ama hep Urfa’dan geldiğimiz anlatılırdı. Ve Orta Anadolu’ya Adıyaman-Malatya üzerinden geldiğimizi söyleyenler de vardı. Geçenlerde bizim köyden bir amcayla konuştum. Bizim Suruç bölgesinden geldiğimizi ve Heciban Aşiretinin bir kolu olduğumuzu söyledi. Öte yandan biz buralara ekonomik mi yoksa zorunlu iskan nedeniyle mi gelmişiz, hala bilinmiyor.

– Merak edip araştırdın mı?

Tabii ki merak ettim, elimden geldiğince büyüklerime sormaya çalıştım. Ama net cevaplar alamadım. Daha sonraları tesadüfen bîrnebûn dergisi elime geçti. Çok heyecanlanmıştım. İlk kez, bizleri yani Orta Anadolu Kürtlerini anlatan yazılara, bilgilere ulaştım. Oradaki bir takım yazılar üzerinden bilgi edinmeye çalıştım.

– Peki sizin oralarda Kürt köylerinin çevre köylerle kültürel etkileşimi nasıl?

Benim köyümün bulunduğu coğrafya aynı zamanda Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Neşet Ertaş gibi ozanların içinden çıktığı Orta Anadolu Abdal geleneğinin de biçimlendiği bölgedir. O insanlarla iş ve ticaret alanında ortaklıklarımız olurdu ve halen oluyor. Son 30-40 yıl içinde evlenmeler de olmaya başladı. O insanların kültürlerini de hafızalarımızda bulunduruyoruz. Bizim düğünlerimizde Kürt havalarını o köylerden gelen abdallar çalarlar.

– Geldiğin yöreden derlediğin parçalar var mı?

Bizim olduğumuz bölge Ankara’nın Konya sınırına yakın bölgesidir. Güneyimizdeki Cihanbeyli ve Kulu bölgelerinde Kürt kültürü ve türküleri bize göre daha iyi korunmuştur. Bu bakımdan çok zengindir de. Benim bildiğim yöre türküsü, örneğin o bölgenin en çok söylenen govendi olan “le le Kinê”dir. Ama şimdiye kadar o bölgeye dair türküleri derleme şansımız olmadı…

– Peki düşünüyor musunuz, veya önümüzdeki projelerinizde bir bölge türküsü yeralacak mı?

Tabii ki. Ama bu bir de önümüzdeki projelerin içeriğine de bağlı….

– Yöre müziğini dinliyor musun veya takip ediyor musun?

Yöre müzisyenlerinden Serbılınd Kanat’ı ve kısa bir zaman önce aramızdan ayrılan Kürt Remzi’yi dinlediklerim arasından sayabiliriz. Koma Xelikan’ı duydum ama henüz dinleme olanağım olmadı.

– En son hangi kitabı ve CD’yi aldın ve son dönemlerde kimleri dinliyorsun?

Bu aralar Kürt edebiyatını Kürtçe’den öğrenmeye çalışıyorum. İshak Tepe’nin Kürt masallarını anlatan Apê Kal adlı kitabını okuyorum. Ayrıca son dönemlerde musevilik üzerine 1-2 kitap okudum.

Müzik olarak da bana Fransa’daki bir tanıdıktan İranlı Kürt Müzisyen Ali Ekber Moradi’’nin Ehl-i Hak Mezhebinin müziklerini anlatan 4 CD’lik bir çalışması geldi. Ayrıca Nizammetin Ariç’in daha piyasaya çıkmamış olan „Kurdish Ballads“ adlı albümünü dinliyorum.

– Sohbetimizin sonuna geldik maalesef, bu arada son olarak senin bîrnebûn hakkındaki düşüncelerini alabilir miyim?

İnsanlarımız yaklaşık 300 yıldır Orta Anadolu’dalar ve kültürlerini bu zaman zarfında korumayı bilmişler. Fakat son yıllarda, özellikle yeni yetişen kuşak, kendi anadiline gereken özeni göstermiyor, dilini deforme ediyor, bir nevi kültürel karmaşa içinde. Bîrnebûn gibi yayınların varlığı, genç nesilin 300 yıldır korunan bu kültürün sahiplenmesi açısından yararlıdır. Bu anlamda bu tip çalışmaları herzaman desteklemek gerekiyor.

– birnebun’u takip ediyor musun?

Çok düzenli olmasa da İstanbul’da Medya Kitabevi ‘nden tedarik edip, okuyorum.

– Sohbetin için tesekkür ediyorum.

Gelek spas heval Cahit. Sorularına sağlık…

Söyleşi: Cahit Duran / 7 Ocak 2004

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: