Scorsese’nin Gözünden Bir Efsane, Bob Dylan

Martin Scorsese Bob Dylan’ın müzik kariyerinin ilk yıllarını anlatan “Bob Dylan: No Direction Home” isimli bir belgesel hazırladı.

Tam olarak ne zaman başladı bilmiyorum, ancak son dönemde tabiri caizse bir Bob Dylan patlaması yaşanıyor. 2004 sonbaharında Rolling Stones dergisi Tarihin En İyi Beş Yüz Şarkısı” listesini yayınladığında listenin bir numarasında Bob Dylan’ın yedi dakikalık “Like a Rolling Stone” parçası vardı.2005 ilk baharında Martin Scorsese Amerikan PBS televizyonu için Bob Dylan’ın hayatıyla ilgili “Bob Dylan: No Direction Home” isimli bir belgesel film çekti. 26 Eylül 2005 akşamı yayınlanan belgeselin yayınından bir hafta önce DVD’si piyasaya çıktı ve Amazon’da bütün DVD satışlarında 5 numaraya yükseldi. Eylül ayı boyunca New York sokakları belgesellin tanıtım afişleriyle doluydu.200 dakikadan uzun süren film, Dylan’ın müzik kariyerinin ilk yıllarının anlatıyor. Minnesota’da başlayıp, New York’un Greenwich Village klüplerinde ve New Port Folk Müzik festivalinde devam eden, 1966 yılında İngiltere turnesinde tepe noktasına ulaşan yaratıcılığın hikayesi… Robert Allen Zimmerman’dan Dob Dylan olmaya doğru giden yolda başına gelenler…

Filmde Scorsese daha önce yayınlanmamış Dylan görüntüleri kullanmış, basın toplantıları, konserler ve stüdyo kayıtlarının kamera arkası görüntüleri. Aynı zamanda Dylan’ın yakın arkadaşlarıyla (bir dönem kız arkadaşı olan Joan Baez dahil) ve Dylan’ın kendisiyle yapılan uzun röportajlar var.

Bob Dylan sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda bir ozan… Scorsese’nin belgesel filmi bütün müzik sevenlere Dylan efsanesinin yıllar geçtikçe eskiyeceğine, daha da büyüdüğünü gösteriyor…
***
Gerçek adıyla Robert Allen Zimmerman, 24 Mayıs 1941’de Minnesota’da dünyaya gelmiştir. Rusya Yahudisi bir göçmen ailenin çocuğudur. 10 yaşında şiirler yazmaya, 12-13 yaşlarındayken piyano ve gitar çalmaya başlar.1960’ta okulu bırakır ve New York’a gider. Greenwich Village’teki folk klüplerinde sahne almaya başlar. (Bilenler bilir, Greenwich Village, New York’un Ortaköy’üdür).

Gitarla birlikte aynı anda ağız armonikasi çalarak ilginç bir stil yakalar. İşte o sıralarda, sahnede Bob Dylan adını kullanmaya başlar. Kendisi inkar eder ama rivayet odur ki, bu isim Galli şair Dylan Thomas nedeniyle seçilmiştir.

NEW YORK TIMES’DAN GELEN ÖVGÜ
1961’de Bob Dylan adı folk müzik çevrelerinin dışına taşar. ‘Gerde’s Folk City’ adlı klüpte çalarken onu dinleyen eleştirmen Robert Shelton, New York Times’ta bu genç yetenekten övgüyle bahseder. Bir ay sonra da Columbia Records’tan John Hammond gelip Bob Dylan’la kontrat imzalar.

Şarkı yazarlığında henüz kendine pek güvenemeyen Dylan, ilk albümde kendisinin yalnızca iki bestesini seslendirir, geri kalanını Blind Lemon Jefferson ve Bukka White gibi blues şarkıcıların bestelerine ayırır.

İlk albüm ümit verici(!) olsa da hiç kimse 1963 yılında gelen ikinci albüm “The Freewheelin” gibi bir şahesere hazır değildir. Albümde, Amerikan Pop müziğinde o zamana kadar benzeri görülmemiş şiirsel bir ses, “Blowin’ in the Wind” ve “A Hard Rain’s A-Gonna Fall” gibi sonradan ‘marş’ niteliği kazanacak parçalar ve “Girl From the North Country” ve “Don’t Think Twice, It’s All Right” gibi nefes kesen baladlar, yer alır.

Sonraki yıllarda “The Times They Are A-Changin'” ve “Another Side of Bob Dylan” albümlerini çıkarır. Bu ikincisinde yer alan bir de ‘Ballad in Plain D’ şarkısı vardır ki, Bob Dylan’ın uzatmalı sevgilisi Suze Rottolo’dan ayrılışının acı fakat tek yanlı çizilmiş bir resmi gibidir.

Bu olaydan yirmi küsur yıl sonra Bob Dylan ‘Keşke o şarkıyı yayınlamasaydım..’ demiştir.

DYLAN, JOAZ BAEZ İLİŞKİSİ
Kız arkadaşından ayrıldıktan sonra Bob Dylan, Joan Baez ile takılmaya başlar. Duygusal tarafı bir yana, bu ilişki ikisi için de yararlı olur: Baez, Dylan’ın henüz yayınlanmamış bestelerini alır, karşılığında onu kendi konserlerine çıkararak hayranlarına tanıttır.

1965 başlarında Bob Dylan, folk müziğin gerektirdiği akustik sınırların ötesine geçmeyi kafasına takar. Yarı akustik yarı elektrikli seslerden oluşmuş “Bringing It All Back Home” albümünü dokuz kişilik bir grupla kaydeder. Bu albümde yer alan “Mr. Tambourine Man” şarkısını akustik kaydetmiştir. Albümün çıkmasından bir hafta sonra “The Byrds” grubu bu şarkıyı elektrikli seslerle yeniden kaydeder ve folk-rock kategorisinde listebaşı olur.

(Kolomb’un Amerika’ya o kadar yaklaşmışken Bahama adalarında takılıp kalması ve sonra Amerigo Vespucci’nin Amerika anakarasına ayak basan ve kıtaya adını veren ilk kaşif olmasını hatırlattı bu da bana.. Siz okyanuslarca yol geliyorsunuz, ‘şu albümün bir kısmını elektrikli aletlerle seslendireyim..’ diyorsunuz. Arada her nasılsa akustik sesli bıraktığınız bir şarkıyı sadece bir hafta sonra başka birisi elektrikli seslerle kaydedip malı götürüyor. Bob Dylan herhalde biraz bozulmuştur bu duruma, ne dersiniz?).

“Mr. Tambourine Man” şarkısı daha sonraları “Çağdaş Terimler ve Deyimler Sözlüğü” gibi bir şey olur. Şarkının içerdiği deyimler ve kullandığı kelimelerin zenginliği ve Bob Dylan’ın şair tarafını net olarak anlatır.

LIKE A ROLLING STONE KIRKBEŞLIĞI
Dylan’ın folk şarkıcılığından rock starlığına geçişi sancılı olur.1965’te Newport Folk Festivali’nde yeni şarkılarını Paul Butterfield Blues Band eşliğinde söylerken yuhalanır ve sahneden çekilir.

Kendi ünü Joan Baez’in ününü geçmeye başladığında Joan Baez’le ilişkisinde sorunlar çıkar. (Barbra Streisand ile Kris Kristofferson’un başrolleri paylaştığı ‘A Star is Born’ filminde işlenen temanın, kadınla erkek rol değiştirmiş versiyonu gibi düşünün) Bob Dylan o sıralarda, menajerinin bir arkadaşı olan Albert Grossman’ın karısı Sara Lowndes ile ilişkiye girer. Kısa süre sonra da evlenirler.

O günlerde çıkardığı “Highway 61 Revisited” albümünde yer alan ‘Like a Rolling Stone’ ayrıca 45’lik olarak yayinlanir ve Billboard 45’likler listesinde iki numaraya kadar yükselir. Altı dakikadan daha uzun süren bu asabi şarkı, 45’lik olarak çıkmış en uzun süreli şarkıdır.

Bir sonraki albüm, 1966 tarihli “Blonde on Blonde”, bir diğer dönüm noktasıdır. Bob Dylan o sırada henüz 25 yaşındadır ama kendi neslinin “en önemli sesi” olarak görülmektedir. Üstünde bunun inanılmaz baskısını hissetmektedir. 29 Temmuz 1966’da geçirdiği ve neredeyse ölümüne yol açabilecek motosiklet kazasından sonra, Woodstock, New York’taki evinde karısı ve yeni doğan oğlu Jesse ile inzivaya çekilir.

Birkaç yıl sonra çıkardığı “Nashville Skyline” hayranları arasında hayalkırıklığı yaratır. Hele ondan sonra gelen 1970 tarihli “Self Portrait” eleştirmenlerce ‘sahici bir felaket’ olarak nitelenir. 1971 tarihli “Tarantula” ise, Dylan’ın başarılı çalışmalarından çok uzaktır.
Bob Dylan 1973 sonunda “Planet Waves” albümünü çıkarır ve 1974 Ocak ayından itibaren Amerika turnesine çıkar. Bu albüm Dylan’ın listebaşı olabilen ilk albümüdür. Bu turne sırasındaki konserleri efsane olur. Toplam 40 konserlik seri için toplam 658.000 kişilik yer olmasına rağmen, organizatörlere yazılı olarak iletilen taleplerin sayısı on iki milyon bileti geçmiştir. Konser kayılarından oluşan iki LP’lik “Before the Flood” albümü listelerde 3. Sıraya kadar çıkar.

Dylan’ın 1974 konserleri geri dönüşünün zeminini hazırlar ve 1975 yılında yayınlanan “Blood on the Tracks” isimli albüm (dağılan evliliğinin hikayesininden esinlenerek hazırlamıştır) Dylan’ın listelerde bir numaraya ulaşan ikinci albümü olur.

1980’ler Dylan açısından eski başarılarından uzak geçer. Konserlerine devam etmesine ve her bir kaç yılda bir albüm çıkarmasına rağmen eski bir rock efsanesi, yaratıcılıkta şaşırtıcı derecede zorlanmaktadır.

DOKSANLARIN SONUNDA GELEN GRAMMY ÖDÜLLERI
90’lar boyunca, Dylan zamanını konserlere ve resim yapmaya ayırır. Belli aralıklarla eski folk şarkılarından toplama albümler yayınlasa da Dylan’ın yeni şarkılarını dinlemek için 90’ların sonunu beklemek gerekir.

Dylan’ın yedi yıl aradan sonra yayınladığı ve yeni şarkılarının yer aldığı ilk album olan “Time Out of Mind” 1997 yılında yayınlanır. Son derece iyi yorumlar alan albüm beklenmedik bir şekilde ilk 10 listesine girer. Albümün başarısı Dylan adının yeniden gündeme gelmesini sağlar. 1998 yılında, Time Out of Mind üç dalda Grammy ödülü kazanır, (En İyi Albüm, En İyi Modern Folk Albümü ve En Iyi Erkek Rock Müzisyeni dallarında). Dylan’ın son albümü 2001 yılında “Love and Theft” adıyla yayınlanır.

Kaynak : İstanbul Postası

Müzik Editörü

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: