Yılmaz Erdoğan böyle anlatır

Seyirciyi ‘Dallas’lı, devrimcili 1980’lere götüren ‘Vizontele Tuuba’ cumaya vizyonda. En az ilki kadar kahkaha vaat ettiklerini söyleyen Yılmaz Erdoğan, ‘Kendi dilimi oluşturmam anlamında bu ilk filmim’ diyor

Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen filmi ‘Vizontele’ye imza atan biri olarak sette ‘Biraz masraflı olmuyor mu?’ sözünü duymak Yılmaz Erdoğan’ı rahatsız ediyor. Ama bu sözü söyleyen de dinleyen de kendisi. Zira ‘Vizontele’nin devamı niteliğindeki ‘Vizontele Tuuba’nın senaristi, yönetmeni ve başrol oyuncusu olduğu gibi, yapımcısı da o. 3.5 milyon seyirci çeken bir filmin yönetmeni de bunu söylerse diğerleri ne yapıyor? Yılmaz Erdoğan, ‘Vizontele’nin 2 Şubat 2001’de gösterime girdiğini, 19 Şubat’ta kriz patladığını ve dolardaki dalgalanmadan dolayı öyle sanıldığı kadar çok para kazanmadıklarını söylüyor.

‘Ezberinizde yer açın’

Yılmaz Erdoğan, 12 Eylül’ün kaotik ortamının Türkiye’nin uzak bir yerinde nasıl cereyan ettiğinin komedisini yaptığı ‘Vizontele Tuuba’ya güveniyor. En az ‘Vizontele’ kadar kahkaha vaat ediyor, seyircilere “Ezberinizde yer açın. Bu filmi de ezberleyeceksiniz” diyor. Güvenmesi normal. Çünkü söylediğine bakılırsa filmin internet sitesi (vizonteletuuba.com) şimdiden 1 milyon ‘tık’ almış. Erdoğan’la ‘Vizontele Tuuba’yı konuştuk.

‘Vizontele Tuuba’ için ‘Yılmaz Erdoğan’ın 12 Eylül’le hesaplaşma filmi’ diyebilir miyiz?

Hesaplaşma biraz ağır bir laf. Çocukluğumun bittiği gün olarak tanımlıyorum 12 Eylül’ü. Kızım 10 yaşında, ben onun yaşındayken ciddi siyasi çatışmaların ortasındaydım. Öyleydi o zaman ülke. Ama buna bir hesaplaşmadan çok ‘tanıklığını anlatıyor’ demek daha doğru.

12 Eylül darbesi pek çok insan gibi sizi de derinden etkilemiştir. Kafanızda nasıl çözdünüz 12 Eylül’lü?

Ben o zamanlar iki parçalı bir hayat yaşıyordum. 1985 yılına kadar öyle oldu. Yarısından çoğu Ankara’da, kalanı da Hakkâri’de. Bendeki duygusu yarı yarıyaydı. İklim Hakkâri’de başka, Ankara’da başkaydı. Ben bu filmde Hakkâri’dekini anlatıyorum. Zaten 12 Eylül 1980 günü ben Hakkâri’deydim.

Demokasiden yana olan aydın bir kişinin 12 Eylül darbesinden olumlu bir şeymiş gibi söz etmesi mümkün değil. Ama o dönem her şey çok güzeldi de sadece 12 Eylül kötüydü demek de yanlış olur. Kötü şeyler kötü şeylere yol açtı diye tarif ediyorum 12 Eylül’ü. Ondan öncesi çok kötüydü, onlar çok kötü bir şeye yol açtı, ondan sonrası da çok çok daha kötü şeylere.

Benim hayatımda 12 Eylül’ün şöyle bir katkısı olmuştur belki:

O zaman abilerimiz vardı, onlar ne derse biz onu yapardık. Okuyacağımız kitapları, kavramları onlar bize tarif ederdi. Bizim fraksiyona ait olmayan birileriyle siyasi bir tartışma yapacakken abilerimize soruyorduk, ne diyelim diye. Abilerimiz gidince kendi sorularımızı kendimize sormaya başladık ve kendi cevaplarımızı bulduk.

‘Vizontele’ iki yönetmenliydi, “Gözü Ömer Faruk Sorak, kulağı benim” diyordunuz. ‘Vizontele Tuuba’da göz, kulak hepsi siz.

Evet bütün organlarımla varım bu filmde!. Gözüme Uğur İçbak çok yardımcı oldu tabii. Sete gittiğimde herhalde 10 bin soruya cevap vermişimdir. Bu kadar konuda karar vermen gerekiyor. ‘Bu ayakkabı tamam mı? Bu saç tamam mı?’ gibi günde ortalama 150 soru benden cevap bekliyordu.

‘Vizontele’de acemiliğimizi atmak için Ömer’le bir yol seçmiştik. Ortak bir dil oluşturmuştuk. Benim kendi sinema dilimi oluşturmak gibi bir niyetim de var. O dilin ilk filmi ‘Vizontele Tuuba’dır.

Peki filmde o dili oluşturabildiniz mi? İçinize sindi mi?

Oturttuğumu düşünüyorum. Hesapladığım gibi çektim. Benim için bir film üç aşamalı: Hayal ederken, yazarken ve çektikten sonra. Kafamda oluşturduğumun yüzde 80’ine ulaşabildiysem kendimi başarılı sayarım, ki bu filmde ulaştığımı düşünüyorum. Zaten kötü yönetmen hepsi alanının uzmanı 150 kişiliğin setten geçemez, kalır orada.

‘Vizontele rakibim artık’

Sinema yazarları ilk filmi dramatik yapısı açısından eleştirmişti. Sinema dilinizi oluştururken onları dikkate aldınız mı? Yoksa tamamen saçmaladılar diye mi düşünüyorsunuz?

Dramatik yapı benim çok uzman olduğum bir konudur. Tartışmaya değer bulduğum eleştiri bu değil. Asıl sinema diliyle ilgili olanlar. Dramatik kurguda sorun olsa seyirci sıkılır. Yanlış ifade ettiler diye düşünüyorum. Bir daha ben ‘Vizontele’ çekemeyeceğim, çünkü o benim ilk filmim. Şimdi oraya dönüp bir faça bulmuyorum. Bu filmi çekerken orada neyi eksik yaptık diye baktım tabii çünkü o benim rakibim artık. Kendi filmimde bunları bunları yapmazdım dediğim bir şey var. Bu Ömer’den dolayı öyle oldu anlamına gelmesin, hepsini onayladım o zaman. Ama Yılmaz Erdoğan hikâyeyi böyle anlatıyor dedirtecek filmim ‘Vizontele Tuuba’dır. O açıdan çok özgün bir yanı olduğunu düşünüyorum.

Deli Emin’e torpil geçtiniz mi bu filmde?

Deli Emin biraz daha aktiftir bu hikâyede. Kıyak çektiğim için değil hikâye öyle istediği için. Ayrıca kıyak çekmeyelim diye kendime de haksızlık etmeyeyim. Burada başrolde kasaba ve onun insanları olduğu için hiç kimse diğerinin önüne çok fazla geçmiyor.

Önceki filmde Cem Yılmaz’ın canlandırdığı karakter çok sevilmişti. Bu filmde de öyle tipler var mı?

Sinemacı Latif mesela. Diğerinden çok daha aktif, filmin kendine has bir komiği olarak çalışıyor. Nejat (Uygur) abinin oynadığı Hacı Zübeyir Amca çok küçük bir rol ama ben her seferinde çok güldüm. Bütün devrimciler çok başarılıydı.

Devam eden karakterlerden önceki verimi aldınız mı?

Kesinlikle daha iyisini aldım. Artık gözü kapalı vücut dilin çalışıyor. Deli Emin de buna dahil.

İdil Fırat, Tuba Ünsal ve Tarık Akan’ın rolleri de filme bambaşka bir tat getiriyor. Bir Batılı aile olarak, bir Türk aydını olarak.

‘Vizontele’ çocukluğunuza dairdi, naifti. Bu biraz daha aklınızın kestiği döneme dair, daha siyasi (olsa gerek). Fakat aynı zamanda ‘Vizontele’ kadar da komik mi?

Tabii komik. Vizonteleleri şöyle tanımlamak lazım. Küçük Yılmaz var hikâyede ama Vizonteleler küçük Yılmaz’ın anlattığı hikayeler değil. Şimdi anlattığım, küçük Yılmaz’ı da tanık gösterdiğim, çok fazla da onun dünyasına girmeyen bir hikâye. ‘Vizontele Tuuba’da ben kendi sesimle de filmi anlatıyorum. Bu benim bakış açımı yansıtır, çocuğun dünyasını değil. Öyle bir kendine yontma hikâyesi değil bu. Benim hayatımı bahane eden bir hikâye. Yaklaşım olarak naiflik açısından veya mizahi bakımdan çok da farklı bir bakış açısı yok. Hatta bu filmdeki durum komedilerinin yer yer daha etkili olduğunu gördüm.

‘Vizontele’yi geçeceğiz diye yola çıkıyor herkes ama geçemiyor. Böyle beyenatları okurken ne düşünüyorsunuz?

Birinci kimse herkes onu hedef alır. Biz onu üç yıl önce yaptık. Ondan sonra bırak yanına yaklaşmayı 2 milyonu geçen film olmadı. Şöyle de deniyor: O bir kere oldu, bir daha olmaz? Bunu söylemek için o ayarda film yapılmış olması ve onun seyirci bulmaması gerekiyor. Ben o ayarda film yapıldığını düşünmüyorum. Seyirci de düşünmüyor. Bu 100 metreyi biz koşmuşuz 15 saniyede, şimdi 14 saniyede koşmamız gerekiyordu. Koştuk. Valla koştuk.

Sizin gişede en ciddi rakibiniz korsan olsa gerek. Bunun için önlem aldınız mı?

Ben ne gibi bir önlem alabilirim ki? Kendi güvenlik teşkilatımı kuracak halim yok. Hırsızlığın neredeyse serbest olduğu bir ülkede mağdur ne yapsın. Benim bağıra bağıra söylediğim bir şey var: ‘Hırsızdan mal almayın, hırsızlığa ortak olmayın.’ Böyle giderse sektör biter. Korsancı da korsanını yapacak film bulamaz.

Vizontele Tuuba’da yapamadığınız bir şey var mı? Her şeyin en iyisini yapmaya çalıştınız ve yaptınız mı?

Yaptım. Sadece şu cümleyi duymak istemem bir daha setimde: ‘Yahu yine masraflı oluyor ha!’ Rekortmen bir adama bunu söylemek ayıp. Şartlara söylüyorum bunu, herhangi birine değil. Çünkü bunu söyleyen de bendim, yapımcı da ben olduğuma göre. Bir adamın filmi 3.5 milyon seyirci çekerse ikinci filminde böyle bir şey konuşulmamalıdır. Eğer konuşuluyorsa bu, mutlaka o ülkede bir problem var demektir. Ben de üç saatlik Vizonteleler yapmak istiyorum ama seans kaybetme lüksümüz yok. Bunun olması lazım.

En çok izlenen filmin yönetmeni olarak siz bunu diyorsanız, başka nasıl olacak?

O zaman 2 Şubat’ta film gösterime girdi, 19 Şubat’ta kriz patladı. O filmin özel talihsizliğiydi. Seyirci mesela bize 10 lira verdi, o parayı biz aldığımız sırada üç lira olmuştu. Bugünkü şartlarda olsa öyle olmaz.

Netekim Vizontele Tuuba

Uzak bir kasabaya ilk televizyonun gelmesiyle başlamıştı ‘Vizontele’ masalı. Üç yıl önce. Deli Emin, Sıti Ana, Belediye Başkanı Nazmi Bey o zaman girmişti yaşamımıza. Cumadan itibaren yeniden onlarla buluşacağız. Bu kez onların yanında devrimciler de olacak.

İlk filmde, Vizontele masalına 1974’te Kıbrıs Harekâtı’yla noktayı koymuştuk. Vizontele çalışmaya başlamış, Belediye Başkanı Nazmi Bey’in evinde her gece topluca izlenir olmuştu.

Sıti Ana ile kocası Nazmi Bey ise yüreklerindeki evlat acısını bastırmaya çalışıyordu.

Masalın ikinci bölümü ‘Vizontele Tuuba’, 1980’lere götürüyor seyirciyi. Artık çoğu eve ‘vizontele’ girmiştir. Tüm Türkiye’de olduğu gibi kasabada ‘Dallas’ rüzgârı esiyor. Deli Emin tabela işine girmiş. Esnaf, sinemacı, parti başkanlığı, devrimci dernekler… Kasabayı sadece ‘Dallas’ değil, Türkiye’nin genelindeki politik kargaşa da etkiliyor. Bu sırada kasabaya, solcu olduğu için sürgün yiyen öğretmen Güner Sernikli ve ailesi gelir…

Filmde 80’i profesyonel, 7000 kişi rol almış. Yılmaz Erdoğan, Tarık Akan, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Tuba Ünsal, Tolga Çevik, İdil Fırat, İclal Aydın, Erdal Tosun, Cezmi Baskın, Selahattin Taşdöğen, Meral Çetinkaya, Zeynep Tokuş… Deniz Akkaya, Ata Demirer, Bahri Beyat, Nejat Uygur konuk oyuncu. Amatör oyuncular ise yöre halkından ve civcivlerden oluşuyor. Bu civcivlerden biri başrol oyuncuları arasında.

Dönem atmosferini eksiksiz verebilmek için prodüksiyon masraftan kaçınmamış. Yakaşık 3 bin metrekarelik alan yeniden inşa edilmiş.

14 ev, 22 dükkân, bir sinema salonu, benzin istasyonu, otobüs terminali… Filmin jeneriği TRT arşivinden 80’li yıllara ait görüntülerin yeniden işlenmesiyle oluşmuş. Dönemin spikerleri Mesut Mertcan, Zuhal Çetinkanat ve Şengül Karaca da seslendirme yapmışlar.

‘Vizontele Tuuba’nın müziğini ilk filmde olduğu gibi Kardeş Türküler yapmış, ayrıca Sezen Aksu da desteğini esirgememiş. “Sadece müziklerini dinlemek için bile gidilir filme” diyor Yılmaz Erdoğan. Filmin soundtrack’inin bu cuma filmle aynı anda satışa sunulacağını da hatırlatalım. Vizontele masalı ‘Vizontele Tuuba’ adlı ikinci bölümüyle cumadan itibaren 180 kopya ile 300’ün üzerinde salonda sürecek.

Erkan Aktuğ / Radikal-Kültür Sanat / 21 Ocak 2004

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: