Kalbi Ege’de Mühendis

ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde okudu. Üniversitenin boykota girdiği 1977’de Hava Harp Okulu’nun sınavlarını kazandı. Eğitim uçuşlarına katıldı. Ama onun asıl tutkusu Ege türküleri. 1986’da üç arkadaşıyla birlikte kurduğu Çağdaş Türkü Topluluğu ile ilk albümleri “Bekle Beni”yi hazırladılar. Çandar’ın ilk kişisel çalışması ertesi yıl çıkan “Türküleri Ege’nin” oldu. Bu albüm daha sonra bir seriye dönüştü. Muğla Valiliği’nin talebi üzerine Muğla türkülerini seslendirdi. Yılbaşı öncesi Muğla Valiliği’nden bir paket geldi. İçinde “Muğla Türküleri 2” adlı bir CD ve kaset vardı. “Pek Yokuşmuş Cavır Asarın Yolları, Eyyübüm Zeybeği, Yörük Yaylası, Demirciler Demir Döver” gibi türkülerin yer aldığı albümün içindeki kitapçıkta bazı açıklamalara yer verilmişti. Türkülerin bazılarının hikayeleri ve araştırmacı yazar Mehmet Ali Eren’in halk müziği ve yerleşim alanlarına göre ayırdığı yöreler hakkındaki bilgiler vardı. Muğla Valiliği ile görüşmemiz sonucunda türküleri seslendiren Tolga Çandar’a ulaştık. Almanya’daydı. Birkaç hafta sonra Türkiye’de olacaktı. Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul’da kaldığı otelde önce sohbet ettik. Daha sonra birlikte Akşam gazetesine geldik. Muğla şivesini çok güzel konuşuyordu. Sohbetli, hikayeli, fıkralı bir mini konser verdi. Keyifli akşamın sonunda otele geri dönmesi gerekiyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Galata’da bir başka konser verecekti. Muğla Türküleri’nde kendisine eşlik eden opera sanatçısı Seza Kırgız’la sahne alacakları Değirmen Sanat Evi’ne gittik. Kendisini dinlemeye gelenler arasında Egeliler olduğunu öğrenice ister istemez şivesinin değiştiğini söylüyordu. Belli ki bu durum hoşuna gidiyor, daha da keyiflendiriyordu.

Muğla Türküleri çalışmalarınız nasıl oluştu?
– İlk çalışmada Çökertme, Ormancı, Kerimoğlu Zeybeği, Muğla Zeybeği gibi Muğla’nın en popüler türkülerini seçtik. Türküleri Ege’nin serisinde de yer alan o türküleri insanlarımız çok sevdi. Biz de bu çalışmada yörede en bilinen, kanıtlarıyla gerçeğe en uygun olan öyküleri derleyip toparladık. İlk albümde öykülü dediğimiz türküler vardı. İkincisinde bir olay üzerine yakılmış türkü sayısı azdı. Kalıcılığı ve melodik zenginliği yani müzikal anlamda farkları yok. Hepsi seçme türküler. Anadolu uygarlığı, Karya ile İyon ve Grek gibi farklı kültürler Muğla’nın geleneksel yapısını, müziklerini, yemeklerini de zenginleştirmiş. Dolayısyla Muğla türküleri Türk halk müziği bütünlüğü içerisinde dikkat çekiyor. Vali Hüseyin Aksoy’un aralarında olduğu yeni kuşak valiler sanatın toplum yaşamındaki önemini kavradı. Antoloji mantığıyla bir başlık altında toplayıp Muğla türkülerini anlatmayı amaçlamışlar. Benim Ege türküleriyle ilgili birikimimi bu çalışmada kullanmak istediler. Seve seve katıldım.

Peki bu çalışmaların devamı gelecek mi?
– Bana kalırsa şu anda benim yapabileceğimi yaptık. Batı ve doğu Muğla her ne kadar ortak yanları çok olsa da, kültürde biraz farklı. Doğu Muğla-Fethiye tarafında yayla kültürü var. Teke yöresinin ve Alevilerin bir kolu olan Tahtacı kültürünün izleri görülüyor. Batıda zeybek ağırlıktadır. Sahil şeridinde adalılarla ortak üretilen kültür egemen. İki çalışmada da bunu yeterince yansıttık. Bundan sonra yapılacak çalışmanın halk oyunlarına kaydırılmasından yanayım. Valinin de böyle bir projesi var.

Bu yörelere gidip araştırmalar yapmışsınız.
– Valiliğin desteğiyle Doğu Muğla Fethiye’den girip Aydın sınırından çıktık. Oldukça yoğun geçen bir dört gün oldu. Yörenin bir özetini çıkardık. Dağınık bilgileri bir araya getirebilmek, herşeyi birlikte görebilmek için tepeden fotoğraf çektik. İkinci çalışmanın biçimlenmesinde büyük katkısı oldu.

Kimlerle görüşüp bilgi aldınız?
– Belki tüm köyleri dolaşamadım. Fethiyeli TRT’den emekli Hamdi Özbay, Türk Halk Müziği birikiminde önemli bir yere sahip. Onunla konuşmak şanstı. Yine bölgede araştımalar yapan İlhan Kurt, Dursun Girgin, Mehmet Ali Eren gibi isimlerle görüştük. Fethiye ve yöresinde türküler, sözlü-sözsüz zeybekler bir araya getirilip notaları alınmış. Yine Tarcan Oğuz, Yatağan’da yaşlı birkaç amcayla bizi tanıştırdı. İstediğiniz kadar Muğla’yı baştan aşağı gezdim, deyin hepsi hikaye. Bir köyü atlarsanız Muğla’yı atmaşsınız demek.

Konserler için yurtdışına gidiyorsunuz. Oradaki kuşakların Türk Halk müziğine bakışı nasıl?
-Her yıl ortalama dört, beş defa yurtdışına gidiyorum. Ta Avustralya’ya kadar gittim. Tamamen köy kültürünü yaşayan ilk kuşak yaşlandı. Yeni bir kültüre adapte olabilecek alt yapıları yoktu. İkinci kuşak ailelerinin özlemlerini, acılarını yaşadı. Ama aynı zamanda orada doğup büyüdüler. Ne oralı ne buralılar. Türküleri seviyor ama kendilerini bir yere ait hissetmiyorlar. Üçüncü kuşak kendisini Batılı gibi hissediyor. Batıda alt kültür alanında ciddi bir açık var. Özellikle Almanya ve Hollanda’da gençliğin ihtiyacına cevap verebilecek bir müzik yok. Türkiye’de arıyorlar. Ama o da Batıya yakın, batı ritmine uygun bir şey olması gerek. Dünya müziğine bir şey katamadığımız için üçüncü kuşağın ihtiyaçlarına cevap veremiyoruz.

Farklı kültürler
Adalarda yıllarca birlikte yaşamak, Yunanlılar’la ortak kültür yaratılmasını sağlamış. Yani Yunan müziğinden etkilenmemiş, ortak bir kültür yaratılmış. Atina bu kültürden haberdar değil. Sahil kültürünü bilmez. Ege sahillerindeki kültür,ada kültürüyle benzeşir. Birbirlerine katkıda bulunmuşlar. Bodrum’dan çıkıyorsunuz,15 kilometre sonra başka bir kültür. Ondan sonra 15 kilometre daha gidiyorsunuz başka bir kültür. O kadar farklı kültürler gelip yerleşmiş ve iz bırakmışlar ki iki köy arasında kültür, diyaleği ve aksanıyla farklılıkları var. Konuşma takıları değişiyor. Biri “yor” eki yerine “batı” diyor. “Gelibatı” diyor, diğeri “gelipduru”. Daha önce Tahtacı kültürünü yok saymışlar örneğin. İki çalışmada da Tahtacı türküsü var birer tane. Aksi taktirde mozaik tamamlanmazdı. Bu çalışmanın önemli noktalarından birisi de politik kaygılardan sıyrılmış bir çalışma olması. Olabildiğince objektif davranmaya çalıştık.

Tolga Çandar kimdir
1959 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu. ODTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yıllarında bir yandan tiyatro, bir yandan da halk müziği çalışmalarına devam etti. 1977’de ODTÜ boykota girince Çandar, Hava Harp Okulu sınavlarına girdi. Eğitim uçuşlarına katıldı. Üç arkadaşıyla birlikte kurduğu Çağdaş Türkü topluluğu olarak 1986’da ilk albümleri “Bekle Beni”yi yaptılar. İkinci albümleri “Delikanlıyaîdan sonra topluluk dağıldı. Çandar’ın 1987’de çıkardığı “Türküleri Ege’nin” adlı çalışması daha sonra bir seri dönüştü. Bu albümün ardından sırasıyla “Harman”, “Türküden Şarkıya”, “Sen Türkülerdesin”, “Kar Yangını”, “Türküleri Ege’nin 2”, “Sular Gibi”, “Türküleri Ege’nin 3” ve soprano Seza Kırgız ile birlikte seslendirdikleri “Aşikar” adlı çalışmalara imza attı. Belgesel film ve tiyatro müzikleri de yapan Çandar, evli ve sekiz yaşında Karya adında bir oğlu var. Ankara’da oturan sanatçı, ayda bir İstanbul’daki Değirmen Sanat Evi’ndeki dinletiye katılıyor. 22 Şubat’ta çıkacak “Sarı Zeybek” adlı yine Ege türkülerinden oluşan albümünde “Zeybek Yemini”, “Denizli’nin Horozları” ve “Uzun Kavak” türküleri yer alıyor. Çandar daha sonra Ege’nin dışında kalan yöreleri kapsayan bir albüm hazırlığına girecek. Bir yandan da Anadolu turlarına devam edecek. 20 Şubat’ta Eskişehir, 21 Şubat’ta Denizli’de olacak.

Akşam / 16 Şubat 2004 Pazartesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: