Türküler Nasibolsa

İsmail Hakkı Demircioğlu Kalan Müzik etiketli albümü “Nasibolsa” ile halk müziği severlere son dönem pek az rastlanır nitelikte ve titizlikte bir çalışma sunuyor. Erkan Oğur ile yaptıkları “Anadolu Beşiği” ve “Gülün Kokusu Vardı” adlı albümlerle yıllardır halk müziğinde bir “düzeyi” temsil eden sanatçılardan Demircioğlu “Nasibolsa”da bu toplamın üstüne kendi bestelerini ve derlemelerini de ekleyerek dinleyenleri ile buluşuyor. İsmail Hakkı Demircioğlu ile son albümü ve müzik hayatı ile ilgili birçok konuda söyleştik.

Daha önce Erkan Oğur ile “Anadolu Beşiği ve “Gülün Kokusu Vardı” adlı albümler yapmıştınız. Bu albümü neden tek olarak tasarladınız?

Erkan Oğur ile birlikte yaptığımız albümler de aslında bana yapılacaktı. Erkan benim okuldan arkadaşım. Nasıl bir şey yapabiliriz diye düşünürken beraber türüküleri söyleyemeye başladık. Ben de tercihimi beraber söyleme üzerine koydum. O oktavından söylüyordu. Ben ise bas seslerden. Talep olunca ikinci albümü de öyle yaptık.

“Nasibolsa” isminin de bununla bağlantılı bir esprisi var mı?

Evet. Albümün içinde hem Nasibolsa isimli türkü var hem de anlattığım gibi bu albümü ben on sene önce yapacaktım ama sürekli ertelendi. Nasibolsa bir bakıma bu durumu da atıf. Bitirdik nihayet. Zaten albümün içindeki parçalar da aslında 15-20 yıl önce yaptığım parçalardı. Gençliğimde etkilendiğim şairlerin şiirlerinden yapılan bestelerdi bunlar. Ortak bir form çıktı sonuç olarak. Albüme de baktığınız zaman ortak konular bulabilirsiniz her birinde. Dünya bakışları o şairlerin zaten ortaklaştırıyor birçok şeyi. A Kadir, Yaşar Miraç, Sabahattin Ali gibi ek olarak da Yunus Emre gibi. Ama dediğim gibi 1980’li yıllarda yaptığım şarkılardı bunlar. O yüzden bir düşüncenin ürününden öte yapılacak şeyin biraz daha geç vuku bulması gibi değerlendirebiliriz bu albümü. “Nasibolsa” isminin böyle bir bağlantısı da var demek istediğim.

Gerek daha önce içinde yer aldığınız çalışmalarda gerekse de bu albümünüzde türkülere yaklaşımınızdaki titizlik dikkat çekiyor. Özellikle icra ve hikâye birliği arasında…

Kendimize yakın bulduğumuz, içerik olarak benimsediğimiz türküleri seçip yorumluyoruz. Olabildiğince türkünün anlatmak istediği şekilde, hikâyesi ile bütünlük kurarak icra etmeye çalışıyoruz. İcra-hikâye birliğine çok dikkat ediyoruz. Türkülerin yorumlanış kompozisyonlarına baktığımız zaman genelde çok yanlış işlerle karşılaşıyoruz. Rastgele bir yaklaşım var. Düşünmeden söylenip niye yapıldığı, türkünün ne anlattığı üzerine bir hassasiyet yok genel olarak.

Bu haliyle çalışmalarınızın kendisinin bir eleştiri içerdiğini söyleyebilir miyiz?

Böyle bir realite ne yazık ki kendiliğinden oluyor. Çok az insan bu şekilde icra ediyor türküleri. O yüzden yapılanın kendisi; doğru olan bir eleştiri haline geliyor. Söyleme biçimine baktığımız zaman, kompozisyonu tam olarak verebilen nadir insanlardan biri de Ruhi Su’dur mesela. Birçok açıdan Ruhi Su’dan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Bu konudaki hassasiyetledrimin de bu etkilenme ile ilişkilendirebiliriz.

Albümlerinizde öne çıkan vurgulardan biri de Karadeniz. Bununla ilgili çalışamalar da tasarladığınızı biliyoruz. Son dönem önümüze çıkarılanlarla sizin yapmak istedğiniz arasında ne gibi bir fark var?

Karadeniz ile ilgili yapılan işlerin hali ortada. Bunda TRT’nin de geçmişte yaptıklarının payı var. Her programın sonunda eğlencelik bir de Karadeniz türküsü koyuyorlardı. Bu şekilde bir Karadeniz imajı öne çıkadılar: Sadece tepinen, oynanan gibi. Ama aslında öyle değil her kültür gibi Karadeniz kültürünün de duygusal yanları mevcut. Elbettiki eğelenceli müziklere karşıymışım gibi anlaşılmasın. Horon da Karadeniz kültürünün önemli bir bileşenidir. Zaten işin doğalında tabii ki horonlarda dejenerasyon bayağılık mevcut değil. Fakat bugün yapılana baktığımız zaman genellikle dejenerasyona kaymış vaziyette. Her şey eğlenceliğe dönüştürülmüş. Horon da bundan nasibini almış, seviyesizleştirilmiş.

Bunun için bölgeden derlemeleriniz sürecek mi?

Derleme işi çok önemli bir şey. Son yıllarda yapılmıyor. 1950’lerden 70’lere kadar sistematik şekilde yapılmış. Sonra insanlar o yapılanları söylemekten başka bir şey yapmamışlar. Yeni yapılanlarda da çok sağlıklı şeyler karşımıza çıkmıyor. Kitle iletişim araçları-sanayileşme toplumsal şartları değiştiriyor elbette ama ben halen böyle çalışmaları sürdürülebileceğine inanıyorum. Ama çok emek sarfetmek lazım “medeniyetin gitmediği yerlere” ulaşmak lazım. Karadeniz albümünü yapabilirsem benim öyle bir fikrim var, öyle hazır türküleri alıp okumaktan çok Karadenizi bir uçtan bir uca gezeyim orada gidilmeyen yerlere gidip repartuarımı oluşturmak istiyorum.

Kendinize nasıl misyonlar yüklüyorsunuz, toplumsal veya müzikal anlamda kaygılarınız neler?

Bizde bu dünyada yaşayan insanlarız. Benim kişisel olarak düşüncem bu dünyada iyi bir insan olmaya çalışmak. Temel olarak dünyaya bakışımı da türkülerden öğrendim diyebilirim. Beni türkülere çeken en büyük tarafı da kendi içinde barındırdığı feslsefedir. Türkülerin sözleri incelense “insanı insanlaştıran” yaklaşımlar var. Yanlış işlere karşı durmak, insana yakışacak şeyleri desteklemek gerekiyor elbetteki. Müzikal açıdan değerlendirirsek; bir müziği yaparken ise bazı hesaplar yapmadan, doğru olduğuna inandığın şekilde yapmak dejenerasyona kaçmamak ve doğal olmak.

Bir Anadolu gezisi tasarladığınızı öğrendik. Ne yapmak istediğinizi biraz anlatır mısınız?

Erkan Oğur ile birlikte düşünmüştük. Aslında hayata geçirmek üzereydik fakat ekonomik kriz nedeniyle yapamadık. Şöyle düşünmüştük; biz bu türküleri gidelim bizzat türkülerin özkaynağı olan insanlara söyleyelim. Mesela Sivas’ın Kangal köyüne gidelim kahvenin önünde halkla türkülerimizi paylaşalım. Ek olarak da proje sırf müzikle değil başka halkın ihtiyacını karşılayacak başka şeylerler de zenginleştirelim istedik. Örneğin bir tır ayarlanacaktı tırda biz olacaktık, bir doktor, tarımla ilgili bilgi verecek yetkin biri. Bir de arkadaşımız ressam Sonya Tanrısever orada çocuklara yönelik resim çalışmaları olacaktı. Komple bir şey düşünmüştük.

Proje ile ilgili olarak TARİŞ’le görüşmüştük. TARİŞ en azından 5-6 konserlik bir teklifi kabul etmişti. Kriz oldu yapamadık öyle kaldı düşüncemiz. Ama çok güzel olacağına eminim. Ama vazgeçmiş sayılmayız…

Ziya Özışık – Ulaş Emre Evrensel / 03.03.2004

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: