TTK Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi

Söyleşi: K. Şule ERDEM

ERMENİ İDDİALARI: TARİH Mİ, ŞARTLANMIŞLIK MI?

Soru- Ermeni Sorunu nasıl ortaya çıkmıştır?

Halaçoğlu- Tarih insanların hayal ettikleri midir? Yoksa, farklı pencerelerden, yani sağlam kaynaklardan elde edilen bilgilerle varılan sonuç mu?

Ermeni soy kırım iddiaları, ciddî anlamda bütün Türkleri rahatsız etmektedir. Ancak bu konuda iddialarda bulunanlar, Ermenilerin toplu bir katliama tâbi tutulduğunu açıkca belirten bir kaynağa dayanmadıkları gibi, özellikle o dönemdeki hükûmetin böyle bir emir verdiğine, hatta imada bulunduğuna dair de somut bir belge ortaya koyamamaktadırlar. soy kırım iddiasında bulunanların, o dönemde Fransa, İngiltere ve Rusya’nın tehcirle (mecburî iskân) Osmanlı Devleti’ni paylaşma politikalarının önüne set çekilmiş olduğunu ve bu nedenle böyle bir suçlama içine girerek, bunu bir baskı unsuru olarak ele aldıklarını göz ardı ediyorlar. Bunu adı geçen ülkelerin, Osmanlı Devleti ile ilgili politika raporlarında görmek mümkündür. Nitekim Rusların Osmanlı nezdindeki büyükelçisi Zinovyev, 26 Kasım 1912’de Rusya’ya gönderdiği raporunda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım nr. 117/293), Rusya’nın politikasını açıkca ortaya koymaktadır. Zinovyev bu raporunda şunları şöylemektedir: ”Bu anlatılanlar Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını tutmakta olduğunu göstermektedir ve bu isteğin gerçekten de içten ve samimî olduğu ortadadır. Rusya’ya olan sempati Ermeni burjuvası ve aydınları arasında da yaygındır. İhtilalci partiler artık gittikçe itibarını kaybediyor ve yerine konservatif (muhafazakâr, tutucu) programıyla yeni partiler kuruluyor. Van, Bâyezid, Bitlis, Erzurum ve Trabzon konsoloslarımızın bildirdiklerine göre bu vilâyetlerdeki Ermenilerin hepsi Rusya tarafındadırlar ve bizim ordularımızı bekliyorlar veya Rusya’nın kontrolü altında reformlar yapılmasını istiyorlar. 21 Kasımda Bâyezid konsolosunun bildirdiğine göre, bütün Ermeniler Türkiye’ye karşı düşmanca tavırda bulunuyorlar ve Rusya’nın protektörlüğünü (hamiliğini, korumacılığını) Ermeni topraklarını işgal etmelerini bekliyorlar. Ermeni Patriği Rusya’ya Türkiye’deki Ermeni halkını kurtarması için yalvarmaktadır.

Bana göre, biz bu koruyucu tavrımızı devam ettirmeliyiz. Şunu da unutmayalım ki, Türkiye’nin Ermeni vilâyetlerinde durum çok istikrarsızdır. Her an ayaklanmalar ve düzensizlik ortaya çıkabilir. Eğer bir katliam meydana gelirse, bu halkın militanları bizden destek alabileceklerine güvenmezlerse “Üç Devlete” başvuracaklardır. Bu durumda biz şansımızı kaybederiz; fırsat Avrupa devletlerine geçecektir”.

Buna karşılık yine aynı büyükelçi 6 Mart 1909’da “Osmanlı İmparatorluğu’nda Durum” adı altında geçtiği gizli raporda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım, nr. 37, s. 252) şunları yazmıştı: “Bitlis’teki Ermenilerin ne Türklerden, ne de Kürtlerden şikâyetleri varken, Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler geniş faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Dernek üyeleri her pazar günü Bitlis kilisesinde toplantılar ve konuşmalar yapmaktalar. İhtilal fikrinde olan Ermenileri bir araya getirerek yönetime karşı mücadele için kışkırtmaktalar. Toplantılar yasaklanınca Ermeniler, bu defa aynı anlamdaki bildirileri her tarafa yapıştırmışlar. Şu sırada Ermeniler arasında ihtilalin ihtiyacı için vergi toplanmaktadır. Çoğu Ermeninin, bu tür eylemlerin Ermenilere zarardan başka bir şey getirmeyeceğini ve silâh için para vermeyeceklerini söyledikleri, bunun üzerine Ermeni ihtilal komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları kılıçtan geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir”.

Esasen, Ermeni konusunda araştırma yapanlar, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın ne zamandan beri Osmanlı Ermenileriyle ilgilenmeye başladıklarını ve hangi gayeleri olduğunu göz önüne alacak olurlarsa, Ermenilerin asıl kimler tarafından kullanıldıklarını ve gerek çetelerle Osmanlı güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ve gerekse iki halk arasında çıkan mücadelelerde her iki taraftan ölenlerin, asıl katillerinin kimler olduğunu anlamaları mümkün olacaktır.

Soru- Ermeni sorununa yaklaşımlar hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Halaçoğlu- Yüzlerce yıl Türklerle ve Osmanlı ülkesinde huzur içinde yaşayan ve hatta Müslüman unsurla bütünleşen Ermeniler, 800 yıl sonra neden ve nasıl oldu da düşman addedilmek durumunda kaldı? Objektif bir tarih araştırıcısı, eğer gerçekleri arıyorsa, bu bakış açısını göz ardı etmeyerek bir değerlendirme yapmak durumundadır. Birtakım hayalî savlarla ve duygusal değerlendirmelerle, olduğundan başka bir tarih yazan ve tarihi çarpıtan kişinin, sadece belli çevreler adına hareket ettiği sonucu ortaya çıkar. Bu kimselerin kime veya neye hizmet ettiklerini anlamak zor olmasa gerektir. Fransa parlâmentosunun aldığı kararı (18 Ocak 2001) aslında Fransa’nın yeni bir politikası gibi algılamak safdillik olur. Zira Fransa’nın Ermenilerle daha 1850’lerde ilgilendikleri bütün kaynaklarda yer almaktadır. Osmanlıların Ruslarla yaptıkları Ayastefanos Anlaşması (1878) sonrasında ise Rusların Osmanlı ülkelerine tümüyle sahip olacakları korkusu, Fransa ve İngiltere’yi harekete geçirmiştir. Bu tarihlerden sonra, Ruslar tarafından daha önce kurdurulan Taşnaksutyun ve Hınçak gibi komitelerin, yaptıkları insanlık dışı faaliyetlere rağmen desteklenmesi de bundandır. Keza Osmanlı şehirlerinde Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu’daki 6 vilâyette ıslahat yapılması ve burada Fransa, İngiltere ve Rusya’nın (1914’te bu ittifaka Almanya da dahil olmuştur.) önerdiği üç gayrı müslim adaydan birinin Osmanlı hükûmetince vali tayini isteği, yine Anadolu’nun paylaşılması plânının bir parçasıdır. Böyle bir politikanın takip edildiği, Sevr’le kanıtlanmış ve neticede Osmanlı toprakları paylaşılmıştır. Bu dönemde Fransa’nın işgal ettiği Adana, Maraş ve Antep’teki askerî varlığının yarısının Ermeni lejyonerlerinden oluşması da, Ermenilerin hangi gaye ile desteklendiklerini ortaya koymaktadır (Halil Aytekin, Kıbrıs’ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu Kampı, TTK yayınları, Ankara 2000). Yine aynı şekilde Rus ordusu içinde de çok sayıda Ermeni yer alması, bunun diğer bir kanıtıdır. Nitekim sınırdaki Osmanlı seyyar Jandarma komutanlığının raporunda Rusların sınıra yakın Türk köylerini aradıkları, buldukları silâhları Ermenilere dağıttıkları, Ermenilerden asker topladıkları ve Kars bölgesindeki düşman askerinin çoğunun Ermenilerden oluştuğu rapor edilmiştir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, Dosya 2F/9).

Soru- Soy kırım iddialarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Halaçoğlu- Aslında tarafsız olarak düşünüldüğünde, bir soy kırımın yaşanıp yaşanmadığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bunun için 1915’ten sonra, başta Fransa, Amerika, Rusya, İngiltere, İran, Suriye vb. ülkelere ne kadar Ermeninin gittiğinin nüfus kayıtlarından öğrenilmesi ve hâlen bu ülkelerde yaşayan Ermenilerin miktarlarının tespiti, Ermenilerin iddia edildiği gibi öldürülüp öldürülmediklerini ortaya koyacaktır. Zaten öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerle ilgili verilen rakamların da tutarsızlığı bunu ispat için kâfidir. Son zamanlarda, öldürülenlerle ilgili verilen rakamın 1,5 milyonun üzerinde ifade edilmesi, işin nasıl çığırından çıktığının göstergesidir. Kaldı ki öldürüldüğü iddia edilenler nereye gömülmüştür? Toplu mezarlar nerededir? İddiada bulunanlar, bunları açıklamak, Türklerin bu türden katliamları yaptıklarını kabul ettirmek için bu toplu mezarları göstermek mecburiyetindedirler. Bunun cevabının nasıl verildiğini görür gibiyim.

Ermeni delegasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderdiği raporda (Archives des Affaires Etrangères de France, Série Levant, 1918-1928, Sous série Arménie, Vol. 2, folio 47), Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin ne miktarda hangi ülkelere sürüldüklerini bildirerek, tehcirin bir soy kırım olmadığını bir yerde ispat etmiştir. Öte yandan Amerika Büyükelçisi Hanry Morgenthau’ın hatıralarında (Ambassador Morgenthau’s Story, New York 1918) yer alan Ermeni protestanlarının vekili Zenop Bezciyan’ın ifadeleri de Boghos Nubar’ı teyit etmektedir. Ama asıl şaşırtıcı olanı, bu zatların ifade ettikleri rakamların Osmanlı Arşivindeki tehcir edilenlerle ilgili şehir şehir verilen rakamlarla uyuşmasıdır (Bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, 1914-1918, TTK Yayını, Ankara 2001, s. 73-80). Öyleyse Ermenilerin öldürüldükleri iddialarını ileriye sürenler neden böyle bir yola başvurdular? Bunu da Prof.Dr.Heath W. Lowry’nin Büyükelçi Morgbenthau’un Öyküsünün Perde Arkası, İstanbul 1991 adlı eserinden öğrenebiliriz. Burada temel hedefin, “Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırmak” olduğu açıkca belirtilmektedir.

Peki hiç Ermeni ölmemiş midir? Şurası tarihî bir gerçektir ki Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne karşı dış güçlerin desteğiyle giriştikleri ayaklanma, her devletin tabiî olarak kendisini savunması olarak değerlendirebileceğimiz bir nitelikte birtakım tedbirlerin alınmasına yol açmıştır. Bu tedbirlerin başında Ermenilerin bulundukları yerlerden, yine Osmanlı topraklarında, zararlarını ortadan kaldıracak bir coğrafyaya nakledilmeleri gelmektedir. Ancak tehcir dediğimiz bu mecburî iskân, doğal olarak meşakkatli geçmiş, pek çok masum sivil Ermeninin mağduriyetine sebep olmuş ve yaklaşık 9-10 bin Ermeni eşkıya saldırı; 30 bine yakın kişi de hastalıktan ölmüştür. Buna rağmen bu büyük yer değiştirme olayının canlı şahitleri, naklin büyük bir düzen içinde gerçekleştirildiğini yazmışlardır. Bunların başında Amerika’nın Mersin konsolosu gelmektedir. Edward Natan, 30 Ağustos 1915’te büyükelçi Morgenthau’a gönderdiği raporunda şunları söylüyor: “Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhı Ermenilerle doludur. Adana’dan itibaren bilet alarak trenle seyahat etmektedirler. Kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete rağmen hükûmet bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare etmekte, şiddete ve intizamsızlığa yer vermemekte, göçmenlere yeteri kadar bilet sağlanmakta ve muhtaç olanlara yardımda bulunmaktadır” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, nr. 2D/13).

Soru- Ermenilerin tehcirinde başka hangi sebepler yatmaktadır? Ermenilerle ilgili olarak tarih kitaplarımızda yeterli bilgiye neden yer verilmemiştir?

Halaçoğlu- Ermenilerin tehcir edilmelerinde şurası da gözden uzak tutulmamalıdır. I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği ve müttefik donanmalarının Çanakkale’ye saldırdıkları ve dolayısıyla Türklerin ölüm kalım mücadelesi verdikleri bir sırada, yani Mart 1915’te Ermeniler Van’da Ruslara yardım için büyük hazırlıklara girişmişler, 15 Nisan’da Van vilâyetinde, 17 Nisan’da Çatak’ta, ertesi gün Bitlis’te ve nihayet 20 Nisan’da Van’ın merkezinde ayaklanmışlardır. Bu durumda bir devlet ne yapabilirdi? Çanakkale savaşlarının cereyan ettiği bir sırada Ermenilerin başlattıkları ayaklanma bir tesadüf müydü? Van’a giren Rusların en önünde Ermenilerin bulunması yine olağan bir durum muydu? Yoksa, Sevr sonunda binlerce kilometre öteden gelip Anadolu’yu parselleyenler Ermenileri mi kurtarmak düşüncesindeydiler? Evet, bunların Türkiye’de “resmî okullarda” düşmanlıkların sürmemesi düşüncesiyle okutulmaması ve öğretilmemesi bir ideoloji miydi? Eğer birileri bir şekilde terör hareketlerine girişerek, yabancı kuvvetlere destek vererek, içinde yaşadıkları ülkeye karşı savaşarak ihanet etmişlerse, herhalde o ülkenin ihanet edenlere karşı hem hukukî hem de güvenliği sağlamak düşüncesiyle harekete geçmesi meşru değil mi? Buna rağmen Cumhuriyet dönemi, Türk gençliğine tarihî düşmanlık yerine barışı hâkim kılmak felsefesi üzerine inşa etmiştir. Yoksa geçmişle olan bağın kopması hiçbir zaman düşünülmemiştir. Zaman zaman bazı kimseler tarafından “reddi miras” söz konusu edilerek Osmanlı gerçeği bir tarafa itilmişse de, tarihle hiçbir şekilde bağlar koparılmaya çalışılmamıştır. Nitekim bunun en somut örneği, Atatürk tarafından 1931 yılında Türk Tarih Kurumunun kurulması ve fakültelerde Osmanlıca öğretiminin gerçekleştirilmesidir. Bugün buna bağlı olarak, yüzlerce-binlerce kişi Osmanlıca dediğimiz yazıyı okuyabilmekte ve Osmanlı belgeleri üzerinde araştırma yapabilmektedirler.

Soru- Ermeni soy kırım iddasında bulunanlar, bu iddialarını neden belgelememektedirler?

Halaçoğlu- Osmanlı Arşivinde Ermeni konusunu araştıran yerli ve yabancı bilim adamları, Ermenilerin şu veya bu ad altında sistemli bir öldürme hareketine maruz kaldıklarını söyleyememektedirler. Zira bugüne kadar böyle bir belge tespit etmiş değiller. Bundan sonra da bulmaları mümkün değildir. Zira soy kırım olarak adlandırılacak böyle bir hadise olmamıştır. Buna bağlı olarak Türklerin, gerçek olmayan bir iddiayı kabul etmeleri ise hangi ad altında olursa olsun, beklenmemelidir. Bazı kimselerin arzusunun yerine gelmesi için Ermenilerin soy kırıma uğradıklarını kabul etmek lüksünü göstermemiz de mümkün değildir. Çok suçlanan İttihat ve Terakki yöneticileri ise Malta’da İngilizlerce tutsak edilip, her türlü imkân ellerindeyken (Osmanlı arşivleri dahil), muhakeme edilmek için, suçlanacak delillerin bulunmaması sebebiyle serbest kalmışlardır (Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara 1985). Buna rağmen, ne yazıktır ki, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri, Anadolu’daki alışkanlıklarını devam ettiren bir kısım Ermeni militanı tarafından öldürülmüştür.

Türk İstiklâl Savaşı’nda işgal kuvvetleriyle Osmanlı topraklarına geri dönen Ermeniler -işgal kuvvetlerinin Ermeni haklarını ve mallarını korumak düşüncesi bulunmamakla beraber- ne gariptir ki, mallarını fazlasıyla elde etmelerine rağmen, çocuk-kadın ihtiyar demeksizin binlerce Müslümanı katletmişlerdir. Ne garip tecelli! Bu hareket onlara 31 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle sahip oldukları topraklarını ve mülklerini kaybettirmiş, yardım ettikleri işgal kuvvetleriyle birlikte terk-i vatan etmelerine sebep olmuştur.

Soru- Sonuç olarak neler söylemek istersiniz?

Halaçoğlu- Eğer tarihî olayları önyargıya kapılmadan, kendi beyninin beyi olarak zaman, mekân ve siyasî yönleriyle değerlendirdiğiniz takdirde, haksız suçlamalardan ve haksız suçlamaların doğurduğu küçülmekten kurtulmayı sağlayabilirsiniz. Tarih acımasızdır. Tarihi yanlış yorumlayanlar ve yargılayanlar, bir gün kendilerinin de aynı şekilde yargılanacaklarından ve hatta mahkûm edileceklerinden kuşku duymamalıdırlar. Haçlı seferlerinin neden yapıldığını bilenler, masum Ermenilerin kimler tarafından neye alet edildiklerini ve ne için kandırıldıklarını da bileceklerdir. Dünyayı geçmişte sömüren, sömürgeler kuran ve halen sömürenler, sömürgelerinde yüz binlerce, milyonlarca insanı katledenler, “siyah abanoz ticareti” yapanlar, hayrettir ki bugün sözde Ermenileri koruyanlardır. Ne garip?! Ne kadar inandırıcı!? Ne kadar insanî!… Buna inanılmasını isteyenler ise ne kadar akıllı!…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: