ALİ BAYRAMOĞLU’NDAN ŞOK İDDİA: HEPİMİZ İZLENİYORUZ!

ali_bayramoglu4.jpg
Her ilde garnizonlarda örgütlenen Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA), bütün toplumu izleme yetkisine sahip oldu. Medyanın, siyasetin takibi bu birliklerce yapılıyor. Bir protokolle polisin, valinin alanına asker yerleşti. Jandarma kırdan kente çıktı. En büyük tehdit toplummuş gibi bir ‘iç güvenlik’ yapısı oluşturuldu. Vatan hainleri listesini gördüm. Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, Yeni Şafak, Radikal’de kim değişim, AB ve Kıbrıs’ta çözüm istiyorsa adı listede var. Neşe Düzel’in Ali Bayramoğlu ile söyleşisi…

NEŞE DÜZEL/ RADİKAL

NEDEN? Ali Bayramoğlu

Bazı konular, biz önemini tam kavrayamadan gündemde şöyle bir görünüp sonra kayboluyor. Geçenlerde Ertuğrul Özkök, Hürriyet’teki köşesinde elden ele dolaşan bir hainler listesinden söz etmişti. Daha sonra Hasan Cemal de konuya değindi. Ama biz bu listeyi kimin hazırladığını, niye hazırladığını anlayamadık. Bir süre önce de Necdet Açan’ın Hürriyet’te yayımlanan haberinden ‘fişleme’ olayını öğrenmiştik. Fişleme haberinin ardından bu liste haberi de çıkınca, birilerinin Türkiye’de insanları izlediğini, fişlediğini, listelediğini, psikolojik harekâtlar düzenlediğini gördük. Bu tuhaf gelişmeyle ilgili Ali Bayramoğlu Yeni Şafak gazetesinde sürekli yazılar yazdı. Türkiye’nin bütün askeri garnizonlarında bulunan özel EMASYA birliklerinin, toplumu izlediğini, valilere emirler vermesini eleştirdi. Biz de Ali Bayramoğlu ile son hainler listesini, toplumun pek farkına varamadığı ve gündeme getiremediği EMASYA birliklerinin gücünü ve toplumu nasıl izlediğini konuştuk.

– Geçen gün ErtuğrulÖzkök, Hürriyet gazetesindeki köşesinde Ankara’da elden ele dolaşan bir ‘hainler listesi’nden söz etti. Daha sonra Hasan Cemal de Milliyet’teki köşesinde aynı konuya değindi. Siz, bu listeyle ilgili bir şey duydunuz mu?

– Ben listeyi gördüm. Liste bana da geldi. Zaten herkesin elinde dolaşıyor.

– Kimler var listede?

– Listede adı olanlar, kendileri açıklamadığı için, benim isim vermem şık olmaz. Yalnız konuyu yazanlar muhtemelen listede var. 15 yıldır mevcut sisteme muhalif duran, değişim yanlısı olan, demokrasiyi savunan köşe yazarlarının hepsi o listede var. Ayrıca bu 10 isme, geçmişte çok demokrat olmayan, bir-iki yıldır demokrat bir profil çizen ve Avrupa Birliği politikalarını, Kıbrıs’ta çözümü destekleyen yazarlar da eklenmiş. Hatta içlerinde, ‘Onu niye sokmuşlar bu listeye?’ diye hayret edeceğiniz isimler bile var.

– Bu listenin adı ne?

– ‘Avrupa Birliği yandaşı, İkinci Cumhuriyetçi, ordu düşmanı, Atatürkçülük karşıtı kişiler’ başlığı altında yayımlanan 25 kişilik bir liste bu. Vatan hainleri listesi denilen işte bu! Bugün Hürriyet’te, Sabah’ta, Vatan’da, Yeni Şafak’ta, Radikal’de kim değişimi savunuyorsa, ismi o listede var kısacası.

-Bu listeyi kimin hazırladığını biliyor musunuz?

-Tahmin edebiliyorum. Bugün ordunun içinde Genelkurmay’dan farklı düşünen küçük grupların oluştuğu ve bu grupların gitgide politize olduğu, kendi aralarında politik ve ekonomik dayanışma birimleri kurdukları biliniyor. Bu gruplar çeşitli siyasi pozisyonlar alıyor. Aldıkları pozisyonlar arasında, Türkiye’deki değişime ve siyasi iktidara karşı hamleleri desteklemek de var, ülkede değişim isteyenleri kösteklemek de var. Bu liste, AB ve Kıbrıs konusunda son direnişlerini gösteren ‘statüko’nun, yeni bir psikolojik harekât hamlesidir. Bu tür hamlelerle, insanlar gözden düşürülmeye ve itibarları yok edilmeye çalışılıyor.

-Siz, Yeni Şafak’taki köşenizde, bu tür yasadışı fişlemelerle ve listelerle ilgili yazılar yazıyorsunuz. Bu konuyu basında en çok eleştiren yazar herhalde sizsiniz. Bu yazılarla ilgili davalar açılıyor mu?

-Son zamanlarda açılmadı. Ben, bir ülkede sivilleşme olmadan demokrasinin sağlanamayacağını düşündüğüm için bu konularda hassasım. Yoksa devletin gizli bilgilerine ulaşıyor değilim. Bu bilgiler birçok kişide var ve özellikle de genel yayın yönetmenlerinin eline geçiyor. Ama onlar bu bilgileri her zaman kullanmıyor. Mesela son fişleme tartışmalarında elimdeki bilgileri büyük gazetelerdeki arkadaşlarıma gönderdim, konunun sadece köşe yazarları değil gazetelerce de sahiplenilmesini istedim, ama bunlar çok yansımadı basına. O zaman da insan tek başına kalıyor tabii.

-Siz, Necdet Açan’ın ortaya çıkardığı şu ünlü fişleme rezaleti konusunda da çok yazılar yazdınız ve bu yazılarınızda Kara Kuvvetleri’nin bünyesinde bulunan EMASYA isimli bir birimden söz ettiniz. Tam olarak nedir bu birim?

-Emniyet, Asayiş Yardımlaşma Birlikleri bu. 1960’lardan beri var. Bir toplumsal hareket olur ve valilikler zor durumda kalırsa, İller Kanunu’na göre, valilikler askeri birimlerden yardım isteyebiliyor. Bunun için de, Silahlı Kuvvetler’de, o askeri birliklerin nasıl hareket edeceğine dair tali bir yapılanma ve planlar oluşturulmuş. Bu yapı 28 Şubat’a kadar sürmüş. Yani asli işi bu olan askeri birlikler söz konusu değil o tarihe dek.

Ama 28 Şubat’ta Silahlı Kuvvetler ülkede bir irtica tehlikesi tespiti yaptığı için ve muhtemelen de Emniyet’e güvenmediği için, iç güvenlik alanının tümünü kontrol etmek istedi. 1997’de Refahyol hükümeti yıkılır yıkılmaz…

-O zaman ne oldu?

-EMASYA birliklerinin yapısı değişti. İçişleri Bakanı Tantan’la Genelkurmay Başkanlığı arasında bir protokol imzalandı. Bu birliklere, valilik talep etmese de, kendisi gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara el koyma yetkisi verildi. Ve, bu birlikler 24 saat düzenli çalışan birlikler haline geldi.

-Peki EMASYA birliklerinin son fişlemelerle bağlantısı nedir?

-Bu fişlemeyi, ordu kurumunun mu yaptığı yoksa bir teğmenin mi böyle bir işe giriştiği ya da muhalif bir cuntacı ekibin mi bunu gerçekleştirdiği konusunda bir tartışma oldu basında. Ama gerçek şu ki… 28 Şubat günlerinde imzalanan protokol, aslında bu fişlemelere yasal dayanak sağladı. Kara Kuvvetleri’ne bağlı EMASYA birlikleri, bu protokolün verdiği yetkilerle, istihbarat toplayan, valiliklerden bilgi talep eden, neredeyse valilikleri yönlendirebilecek birimler haline dönüştü. En son fişleme de, işte bu zemin üzerine oturdu. Çünkü bu protokolla, valiliğin, kaymakamlığın ve Emniyet’ in etki alanı bir anlamda ‘askere’ terk edildi. EMASYA birlikleri herhangi birlikler değil. Türkiye’nin her ilinde garnizonlardaki örgütlenmeler bunlar. Bütün toplumu takip etme yetkisine sahipler. Böyle bir yetki olmaz, bu çılgın, korkunç bir şey. Denetimsiz bir faaliyet bu. Yargı, hukuk devrede değil.

-Türkiye, AB’ye uyum için üst üste demokratikleşme paketleri çıkardı. Bu yapı değiştirilmeden sivilleşme olamayacağına göre, bu protokol niye değiştirilmedi peki?

-Bu bir siyasi güç meselesi. Milli Güvenlik Kurulu düzenlemeleri, Anayasa ve yasa değişiklikleri demokratikleşmede önemli adımlar ama şunu görmek lazım. Silahlı Kuvvetler 1920’den beri, sürekli genişleyen bir özerk alan işgal etti devletin içinde. Yasalar giderek daha militer mantıkla yapıldı. Mesela MGK Kanunu değişti, yönetmeliğin gizliliği kalktı, genel sekreterin yetkileri daraltıldı, ama şimdi görüyorsunuz ki, bizimki gibi askeri vesayet sistemlerinde, MGK aracı yerine, EMASYA gibi başka türlü araçlar rahatlıkla devreye sokulabiliyor işte.

-Son fişleme skandalının üstü bir şekilde örtüldü. Genelkurmay, bunun eğitim eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Bu fişleme girişiminin asıl sorumlusu kim?

-Bu fişleme, protokole uygun rutin bir idari eylem. Ama protokolün kendisi yasaya aykırı. Oysa yasaya ve Anayasa’ya aykırı bir protokol olamaz. Ne var ki, yasaya aykırı bu tür protokoller sadece İçişleri’nde değil, başka bakanlıklarda da var. Mesela Orman Bakanlığı da 28 Şubat sonrasında bir protokol imzalamış, fabrikaların atıklarını, oradaki işçilerin durumlarını denetleme yetkisini jandarmaya vermiş. Orman Bakanı, bu protokolü tek taraflı bir yazıyla, ‘Böyle bir sivil yetki jandarmaya verilemez’ diyerek iptal etti. Bunu, İçişleri Bakanlığı’nın da yapması yazım. Bu tür hassas konularda cesaret, beceri ve zamanlama çok önemli tabii. Siyasi iktidar gerçekten demokratikse, sivilleşme niyetlisiyse, çatışma riskinin yüksek olmadığı bir anda protokolü iptal eder.

-Anayasa Mahkemesi Başkanı da fişlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi. Radikal gazetesi de Kara Kuvvetleri’nin yasayı çiğnediğini manşetten bildirdi. Bir Anayasa suçundan söz ediliyor. Bu suçun sorumlusu bulundu mu?

-Bunu yapanın, emri verenin suç işlediği açık. Ama sisteminiz fişleme esasına göre çalışıyorsa, o zaman fişlemeyi yapan kurumdan tutun da, buna imkân veren ve denetlemeyenlerin hepsi sorumludur. 28 Şubat günlerinde Silahlı Kuvvetler bünyesinde kurulan Batı Çalışma Grubu, ordunun bütün imkânlarını, bütün birlikleri, subayları ve sivil toplum örgütlerini kullanarak, önce kamu kuruluşlarında çalışan personeli, sonra basında çalışanları ve sivil toplum örgütlerine üye olanları kimliğine ve siyasi görüşüne göre isim isim fişledi. Bu kişilerin takibi ve mümkün olursa o faaliyetlerden uzaklaştırılmaları üzerine kurulu bir mantıktı bu. 28 Şubat sürecinde 6 milyona yakın insanın fişlendiği söyleniyor. Bununla ilgili dokümanlar ortada dolaşıyor. Bazılarını ben gördüm.

-Sizce fişleme faaliyetleri hâlâ devam ediyor mu?

-Batı Çalışma Grubu’nun faaliyetinin bittiği ilan edildi ama son fişleme haberinden de anlaşıldığı gibi bu alışkanlık, takip ve istihbarat toplama sürüyor. Zaten bu yapı sürdükçe fişleme de sürer. İnsanların bir araya gelip kurdukları her türlü grup, sivil toplum örgütü, dernek, siyasi hareket istihbarat malzemesi haline geliyor. Burada yetki ve takdir, o mekanizmanın başındaki kişilere bağlı. Baştaki kişiler alanı daraltabilir ya da genişletebilir. Herkesin fişlenebileceği keyfi ve denetlenemeyen bir yapılanma var. Garnizonların içindeki bu EMASYA yapılanması, valiye karşı sorumlu değil. Oysa demokrasinin işleyişinde temel ilke vardır.

-Nedir o temel ilke?

-Temel ilke, silahlı gücün sivil güce, yani askeri birimlerin iller düzeyinde sivil gücün temsilcisi olan valiliklere bağlı hareket etmesidir. Hiçbir demokratik ülkede, askeri güç kendi başına denetimsiz bırakılmaz. Sivil tarafından kontrol edilir. Ama bizde yapı tersine dönmüş. Vali ve kaymakam emir veren değil, emir alan konumuna düşürülmüş. Zaten 28 Şubat budur.

-Nedir?

-Devletin alt işleyişinde sivil alanın askerileşmesi sürecidir. Geleneksel olarak polisin, Emniyet’in, valinin kontrol ettiği alanlara asker yerleşti. Jandarma kırdan kente çıktı. EMASYA birlikleri valiliklerin üstünde yetkilere sahip oldu. Toplum en büyük tehditmiş gibi bir iç güvenlik yapılanması oluşturuldu. Bu yapı demokrasiye aykırıdır. Valilikler, kaymakamlıklar yetkilerini askeri birliklere devredemez. Ayrıca bir ülkede istihbarat toplama gücü de askeri güce verilemez. Bugün askeri bürokrasi neyin tehdit olduğunu yazıyor, asker istihbarat topluyor, toplumsal olayları değerlendiriyor ve bunu yaparken hukuki kıstası değil, iç güvenlik dokümanlarını kullanıyor. Ben bir doküman gördüm. MGK’nın ülke çapında yaptırdığı araştırmaydı sanıyorum.

-Bu dokümanda ne vardı?

-Ne vardı biliyor musunuz? Türkiye’nin illerinde, ilçelerinde, muhtarlık muhtarlık kaç Kürt, kaç Zaza, kaç Alevi var onun araştırması yapılmış. Toplumun her an harekete geçebileceği paronoyasından kaynaklanıyor bu. Beşiktaş’ta kaç Alevi, kaç Kürt, kaç Çingene, kaç Zaza var diye baktığınız zaman meseleye, bu bakış, istihbari bir bakıştır ve istihbarat bakışı da ‘tehlike fikri’ üstüne oturur. Bu da sen, kendi toplumunu tehlike olarak görmeye devam ediyorsun demektir. Zaten bu bakışa göre, bu ülkenin solcuları, liberalleri, Müslümanları, Kürtleri bir iç tehdit unsuru… Toplumun tümü her an suç işleyebilecek bir tehdit olarak algılanıyor. Bu iç tehdidin değerlendirilmesi ve bastırılması, toplumun, medyanın ve siyasetin takibi de işte EMASYA birlikleri tarafından yapılıyor.

-Siz yazılarınızda ordu içindeki çatışmadan söz ediyorsunuz. Nasıl bir çatışmayı kastediyorsunuz?

-Genelkurmay Başkanı’nın dışındaki kuvvet komutanlarının yaptıkları açıklamaları, ordu içindeki bu fikir ayrışmasını bütün Türkiye zaten gazete manşetlerinden izliyor. Bunun nedeni şu… Türkiye değişirken, Silahlı Kuvvetler’in Türk siyasetinde oynadığı rol de sorun haline gelmeye başladı. Kimi bu rolün artırılmasını, kimi azaltılmasını talep ediyor. Üstelik bugünkü dünyada sadece Türkiye hızla değişmiyor, uluslararası konjonktür de çok hızlı değişiklikler yaşıyor. Mesela Türkiye’nin güneyde en büyük komşusunun ABD olması ve Süleymaniye’de Türk askerinin kafasına torba geçirilmesi, çok kritik anlardan birisidir.

-Hangi açıdan?

-Amerika’yla ilişkilerin gerginleşmesi, ordu içinde sorunlar ve ayrışmalar yarattı. Ordudaki, gruplardan bir tanesi, ABD’yle ilişkileri sürdürmekle birlikte, Rusya, Çin ve İran’la yeni ittifaklar aramanın gerektiğini söyledi. Uluslararası konjonktürün Silahlı Kuvvetler üzerinde yaptığı baskıya direnç göstermeyi ifade ediyordu bu eğilim. Giderek güçlenen bu eğilime göre, ‘ABD ile kurulmuş ilişki, AB’ye doğru gidiş’ Türkiye’yi bölecekti. Buna karşılık, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün ve onun etrafındaki diğer subayların eğilimi daha farklıydı. Onlar, sorunu hissetmekle birlikte, temelde ABD’yle ilişkileri sürdürmek, NATO’da kalmak, değişimin sorumluluğunu siyasi iktidara bırakmak ve Silahlı Kuvvetler’i mümkün olduğu kadar siyasetin dışına çekerek esnek yapıyı sürdürmek gerektiğine inandılar.

-Böyle bir ayrılığın, çatışmanın ordudaki yansımaları ne oluyor?

-Değişim bütün Türkiye’yi kuşatıyor ve CHP gibi değişime uymayan kimi kurumları krize itiyor. Kimi kurumların da içini karıştıryor, yapısını bozuyor. Ordudaki fikri ayrışma da, emir komuta mekanizmasıyla ilgili sorunlar ortaya çıkardı. Kıbrıs ve AB politikasına baktığınızda, Genelkurmay Başkanlığı resmi temsilci olarak işi uyum içinde götürüyor ama… İç güvenlikteki birliklerin denetimine baktığınızda, denetim fiilen kıta komutanlarına, jandarmaya ve dolayısıyla Kara Kuvvetleri’ne bağlı oluyor. Eğer oralardaki faaliyet farklı değerlendirmeler yapıp, kendi başına tedbirler almaya kalkıyorsa, işte orada demokrasi açısından tehlikeli olabilen alternatif örgütlenmeler karşımıza çıkıyor.

-Ne gibi?

-Mesela Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kimi birimlerinde Batı Çalışma Grubu gibi yeni çalışma gurupları kurulduğu Ankara’da söyleniyor. Genelkurmay Başkanlığı değişim politikalarına eklemlenmeye çalışırken, başka gruplar değişim politikalarını tehlike olarak görüyor. O zaman da işte fişlemeler, 25 kişilik listeler ortaya çıkıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: