Sıradan insanlar toplumu yönetebilir mi?

Paul D’Amato

Kolektif olarak çoğunluğun yeteneksiz olduğu varsayımı, sosyalizme karşı bir argüman olarak sıklıkla kullanılır; bizlerin, böylesi karmaşık bir sistemin üstesinden gelmesi için eğitilmiş ve akıllı bilirkişilere ihtiyacı vardır.

Zengin ailesi ve sevgili dostlarının kendisine geçici kademeler satın aldığı George W. Bush’un efsanevi ahmaklığı ve daha fazlası ya da 2005’teki Katrina Kasırgası boyunca Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı bürokratlarının yeteneksizliği, bu manzaranın karşısındaki güçlü örneklerdir.

Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in ABD askerlerinin Iraklılar tarafından teşekkürlerle selamlanacağına ilişkin tahminleri hakkında Bush’a sorduklarında “sanıyorum, hoş karşılanıyoruz” dedi. “Fakat o barışçıl bir hoş karşılama değildi.” Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Ignácio “Lula” de Silva, Bush’a Brezilya’nın bir haritasını gösterdi ve Bush “Ooo! Brezilya ne kadar büyükmüş!” dedi.

Başkanların, sanayicilerin ve bürokratların yeterince var olmayan yeteneklerinin sınırlı oluşuna dair daha pek çok örnekten bahsedilebilir.

Toplumun üst tabakasındaki pek çok insan, multi-milyonerler ve milyarderler, toplumun işleyişinde dolaysız hiçbir fonksiyon oynamazlar; onlar yalnızca mülkiyetlerinin getirilerini biriktirirler. Egemen sınıf bugün tüm servetiyle tamamen asalaklaşmıştır ve yararlı olabilecek hiçbir toplumsal işlevi yerine getirmemektedir.

1881 yılının başlarında Frederick Engels, sermayedarların az çalıştıklarını, fakat kar hisselerinin denetimini ellerinde tuttuklarını yazmıştı. Engels, sermayedarın toplumsal işlevinin burada saklı olduğunu belirtip, sermayedarın maaş yoluyla çalışanlarına para aktardığından; ancak icrasını durdurmasına rağmen kar hisselerinin denetimini elinde tutmasından dolayı gelirini kendi cebine aktarmaya devam ettiğinden söz etmektedir.

Engels fikirlerini, “ülkenin büyük sanayilerini, kapitalist sınıfın müdahalesi olmadan çok iyi yönetebiliriz” diyerek sonuçlandırmıştı. “Durun! İşçi sınıfına bir değişim şansı verin!”

Bankerler ve yatırımcılar çelik yapmazlar. Bir milyonu olan bir kişinin bunu ikiye katlaması parlak zeka gerektirmez. Egemen sınıfın iktidarının toplumun üstünden kalkması, bir insanın vücudundan apandisitinin çekilmesi gibidir; çekilen eziyet bundan sonra biter.

Ancak işçiler yönetme kapasitesine sahip midir? Onlar hala uzmanlara güvenmeyecek midir?

İşçilerin sahip oldukları düşük ücretler ile mühendislerin ve yöneticilerin üretimi nasıl geliştireceklerini anlamalarına ilişkin ilk eldeki bilgi, işçileri mümkün olduğunca sıkıştırmak anlamına gelir.

Newton’un ya da Einstein’ın dahi oluşu inkar edilemez. Ancak Clifford Connor, People’s History of Science (İnsanların Bilim Tarihi) isimli kitabında, “bilim, doğanın bilgisini belli başlı sezgilerle anlamaktaysa, doğaya en yakın olan insanların doğa bilgilerini bulması sürpriz olmamalıdır; mesela avcı toplayıcılar, köylü çiftçiler, denizciler, madenciler, nalbantlar, aktarlar ve gündelik esasları doğa içinde hayatta kalma mücadelesine endeksli ve koşullar tarafından zorlanarak hayatlarının anlamını güçlüklerle elde eden diğerleri.

Toplumu geliştirmeye gerekli temel bilimsel, yönetsel ve matematiksel becerileri öğrenmek için fırsat verildiği takdirde herkes yeteneklidir; tıpkı sınıf-öncesi toplumlardaki gibi, asla bir azınlığın tekelinde olmayan ve herkesçe paylaşılan bitki örtüsüne, hayvanlara veya alet yapımına dair bilgiler gibi.

Bugün yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa bahşedilmiş eğitimin çoğunlukça alınabilmesiyle eğitim sisteminin gelişmesine kadar, uzmanlar ve bilim insanlarının sosyalizm yönetiminde hala zamana ihtiyacı olacaktır. İşçiler, bir süre için, yöneticiler, muhasebeciler ve mühendisler üzerinde demokratik denetim mekanizmasını uygulamak durumunda kalacaklardır.

Ancak çok geniş olanaklarıyla, toplumun eğitime doğru yönelmesi ile zihinsel ve bedensel işler arasındaki farklar parçalanabilir ve çoğunluk, işlerin bedensel olanından, yönetsel ve bilimsel olanına kadar çok farklı biçimlerini yapmaya muktedir olabilir.

İşçilerse, kendi seçtikleri temsilcileri aracılığıyla, üretim sürecinin denetimini yakalayıp kavrayabilir; hatalar kuşkusuz ki olabilir. Ancak bu hatalar piyasanın düzensiz ve denetimsiz işlerinden daha kolektif olduklarından edinilen tecrübeler sayesinde hızlı bir biçimde düzeltilebilirler.

Örneğin, Chicago’nun işçileri şirket kodamanlarının ve onların ahlaksız kiralık adamlarının yerine kenti yönetseydi, derhal kentin en acil problemlerini çözüme kavuşturmaya başlarlardı.

Kullanılmayan evler, fazla otel odaları ve zenginlerin mükellefiyete tabi tutularak resmen talep edilmiş ikinci ve üçüncü evleri, kentin evsiz barksızlarına verilirdi. Bu arada, çalışmayan ya da istihdam edilmemiş inşaat işçileri daha çok ev inşa etmeye başlamak için örgütlenirlerdi.

Şehrin asilzadelerinin haksız kazançları ve onların asalaklıkları kavranılabilir ve onlara belirli işler şart koşulurdu; açlık giderilir, harap halindeki okullar istifade edilebilir bir hale getirilir, herkes için daha iyi park alanları, ulaşım ve gerçek okul sonrası programlar kurulabilirdi.

Kar elde edilebilir değilse, içinde yaşadığımız toplumda hiçbir şey yapılmaz. Kolektif üreticiler tarafından yönetilen bir toplumda, bu problemler çözüme kavuşturulabilir çünkü toplumsal ihtiyaç, piyasa düzenindekinin aksine, kararların nasıl verildiğiyle saptanabilir.

23 Şubat 2007 / Socialist Worker

[www.socialistworker.org’dan Birol Dinçel tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: