AZGELİŞMİŞLİĞİN KISKACINDAKİ TÜRKİYE VE MÜHENDİSLİK ENFORMASYON- FORMASYON- DEFORMASYON

Dursun YILDIZ*, Mahmut KİPER**

* İnşaat Mühendisi
** Metalürji Mühendisi

GİRİŞ

Çok hızlı yaşanan teknolojik gelişim 21.yüzyılın mühendislik profilini de hızla değiştirmektedir. Mühendislerin eğitimi, mesleki, toplumsal sorumlulukları ve üretim süreçlerindeki vazgeçilmez yerleri de bu değişimden aynı ölçüde etkilenmektedir ve etkilenmeye devam edecektir. Bu nedenle yaşanan bu süreçte eğitimi de içerecek şekilde mühendisin değişen profiliyle ilgili değerlendirmeler yapılmalıdır .Ancak bunun yanı sıra azgelişmişliğin ve istikrarsızlığın kıskacındaki ülkemizde mühendislerden beklenen temel işlevlerin bilgi toplumuna evrilme sürecindeki sanayi toplumlarında hızla değişen mühendislik profili ve işleviyle ne ölçüde örtüştüğü veya neden örtüşemediği de ele alınmalıdır.

Bu süreçte mühendislik eğitiminin kalitesinin yanı sıra uygulamada mühendislik birikiminin kullanılma düzeyi ve mühendislerden ne beklendiği de sebep-sonuç ilişkileri içerisinde analiz edilmelidir. Mühendislerin teknoloji üretecek,teknolojik ve bilimsel gelişmeleri takip edecek bir formasyonda yetiştirildiklerini varsaysak bile, mezuniyet sonrasında üretim süreçlerindeki çalışma koşulları ve konumları da bu analize konu olmalıdır.

21’nci yüzyılda yaşanacak teknolojik gelişme hızı gelişmekte olan ülkelerin bu alanda politikalar üretemedikleri sürece çok hızlı bir şekilde geride kalacaklarını ortaya koymaktadır. Bütün bu koşullar, Türkiye’nin çağdaş mühendislik eğitimini yaygınlaştırmasının yanı sıra sanayileşme için teknolojik öngörü, teknoloji üretimi için de araştırma – geliştirme ve üniversite-sanayi işbirliğinden yana politikalara duyduğu gereksinimi çok açık bir şekilde göstermektedir. Bu nedenle ülkemizdeki mühendis ve mimarların daha donanımlı birikimli ve bilinçli olarak yetiştirilmesinin yanısıra toplumsal ve teknik işbölümü içerisinde mesleki eğitimleri ile uyumlu üretken bir konuma sahip olmaları için gerekli politikaların uygulanması da çok büyük bir önem ve öncelik taşımaktadır.

Yaşanan tüm gelişmeler, konunun bütün parametreleriyle birlikte ilgili tüm tarafların, Üniversitelerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Meslek Odalarının ilgi ve çalışma alanı içerisinde yer alması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda kaybedilen zamanın bedeli 21 yüzyılda ülkemiz için çok yüksek olacaktır

BİLİM – TEKNOLOJİ VE REFAH

Bilimsel buluşların ve teknolojik ilerlemelerin ekonomik büyüme ve toplumsal refah için yarattığı fırsatlardan yararlanmanın başlıca koşulu, yeni bilimsel bilginin yenilikçi ürünlere, proseslere, organizasyonlara, pazarlara ve hizmetlere dönüştürülebilmesidir.

Küresel ortamda toplumsal refah artışı sağlayabilmek için endüstriyel rekabette üstünlük ve bunun içinde teknoloji yeteneğinin üst seviyede olması gerekmektedir. Üst seviyedeki teknoloji yeteneği için önkoşul da bilgi temeli ve üniversite-sanayi işbirliğini de kapsayacak şekilde Ar-Ge çalışmalarındaki derinlik olmaktadır. .

18.yüzyıl sonlarından bu yana çok hızlı gelişen teknolojik yeniliklerin itici gücünün bilimsel temelli bilgi olduğu bilinmektedir.Bundan sonraki gelişmelerde bilimsel bilginin etkisini değerlendirebilmek için şu veriye bakmak yeterli olacaktır;

1760 yılında üretilen bilgi,1760-1950 yılları arasında ikiye katlanmış ve artık her 2-3 yılda bir tekrar ikiye katlanmaktadır. 21’nci yüzyılın hemen başlarında kullanılacak teknolojilerin %70’inin henüz bilinmediği buna karşılık bu dönemde bugünkü çalışan nufusun %70’inin çalışmaya devam edeceği savı, üzerinde önemle durulması gereken bir öngörüdür. Bilim ve teknolojideki çok hızlı değişim sonucu yeni bir transformasyon döneminin yaşandığı ve jenerik teknolojilerin büyük önem kazandığı gözlenmektedir. Jenerik teknolojiler kapsamında özellikle çok kısa bir süre içinde insan yaşamını ve kalitesini etkileyecek olan moleküler biyoloji ile ilişkili olarak genetik bilimi ve mühendisliği, nöro-fizyoloji ve beyin bilimine bağlı olarak yapay zeka, uzay fiziği ile güneş sistemi çalışmalarına bağlı uzay ve enerji ile ileri malzemeler ve sanayi odaklı ileri bilgisayar uygulamaları öne çıkmaktadır[1].

Gelişmiş ve Geri Kalmış Ülkeler Arasındaki Belirleyici Unsur :

Teknolojik Farklılık, Teknoloji Transfer Mekanizmaları ve Teknolojinin Derinliği

‘ Teknik ’ ve ‘ Teknoloji ’ terimleri iki ayrı kavrama işaret eder. ‘ Teknik ’, üretimde kullanılan, bilimsel bilgiye dayalı, metodik süreçlere (proseslere) ilişkin bir bilgi ve deneyim kümesini; ‘ Teknoloji ’ ise, söz konusu teknikleri ve bu tekniklerin uygulanması ile ilgili alet, makina ve malzemeleri geliştirebilmenin bilgi ve deneyimini ifade eder [2].

Burada önemli olan nokta, teknolojik bilginin faydaya ve uygulamaya yönelik olmasıdır. Teknolojik bilgiyi, bilimsel bilgiden ayıran nokta budur. Kısaca, bilim doğanın nasıl işlediğinin (doğa yasalarının) bilgisi iken, teknoloji doğayı dönüştürebilmenin ve ona egemen olabilmenin bilgisidir. [2].

Bu açıklamalar ışığında daha geniş tanımı ile; Teknoloji; ‘araştırma-geliştirme, tasarım, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir endüstriyel sürecin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılması gereken bilgi ve becerilerin tümü’ şeklinde olmaktadır. Gelişmiş ve geri kalmış ülkeler arasındaki sınırı belirleyen en temel unsur olan teknolojik farklılık ise teknoloji transfer sistemlerinde kendini göstermektedir.

Gelişmiş ülkelerde bu sistem, temel bilim, temel ve uygulamalı araştırma ve teknoloji geliştirme kurumlarından, ulusal endüstriye bilgi akış sistemi diğer bir deyişle yatay teknoloji transferi olarak gözlenirken, az gelişmiş ülkelerde teknoloji transferi dikey teknoloji transferi olarak da algılanabilecek gelişmiş ülkelerden üretim teknik ve bilgilerinin aktarılması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer bir deyişle, gelişmiş ülkelerde sahip olunan teknolojinin derinliği fazla, az gelişmiş ülkelerde ise sığdır. Teknolojinin derinliği arttıkça yaratılan katma değerin ivmesel bir artış gösterdiği bilinmektedir. Aynı şekilde teknolojinin derinliği ile bilimsel bazlı bilginin doğrudan ilişkisi vardır ve gelişmiş ülke sistemlerindeki yatay teknoloji transferi mekanizmalarına anlam kazandıran açıklamanın özü budur.

Bu iki sistem arasındaki gelişmişlik ve az gelişmişlik sınırını da belirleyen en önemli farklar şunlardır:

a) Yaratılan Katma Değer / Maliyet oranındaki fark,

b) Teknoloji içindeki gömülü bilgiye (tacit knowledge) sahip olma,

c) Zaman.

Bu üç unsurun gelişmişlik sürecindeki etkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Şekil 1 ve Şekil 2’de verilen diyagramların ulusal teknoloji haritaları ile çakıştırılması ve sahip olunan ya da olunduğu düşünülen teknolojilerin hangi aralığa geldiğinin bilinmesi gerekmektedir.

Az gelişmiş ülkelerin, Şekil 1’de taralı alan zaman limitinde- uygun maliyetle ve hala mevcut olan bir pazarda pay sahibi olabilmek için optimum aralık- teknoloji transfer etmeleri ve Şekil 2’de belirtilen teknoloji transferinden teknoloji üretme çevrimini amaç edinerek bir politika oluşturmaları zorunludur.

image002.gif
Şekil 1. Teknoloji Başvuru Spekturumu

Kaynak: Hruby. F.Michael, Technoleverage, AMACOM.
image004.gif
Şekil 2. Teknoloji İzdüşümü

Kaynak:Kim Linsu,Prof.,Krea’s Experience,Jan.2000

Teknoloji üretme çevrimi başlıca şu aşamalardan oluşur:
a- Gereksinim duyulan teknoloji tanımı ve satın alabilme (transfer edebilme)
b- Kopyalama ve tekrarlar
c- Yaratıcı kopyalama
d- Tasarım Yeteneği kazanma
e- Teknolojiyi Özümseme
f- Teknoloji Geliştirme
g- Teknoloji Üretme
h- Teknoloji satışı.

Tüm bu süreçlerde gelişmiş ülkelerde uygulanan yatay teknoloji transfer mekanizmaları

-Ar-Ge ve üniversite sanayi işbirliği uygulamaları vb.-gerçekleştirilmek zorundadır.

Teknoloji üretme çevriminde yer alan tüm süreçlerin yapılabileceği zaman dilimi de Şekil 1’de belirtilen taralı alan limiti olmak zorundadır. Çünkü, Bilimsel bilginin artış hızına paralel olarak teknolojinin yarı ömrü de çok kısalmış durumdadır. Daha önce en ucuz ve en pahalı tanımı şarap için yapılırken, şimdi bu ünvanı teknoloji almıştır. Günlük hayatımızda cep telefonları ve benzer pek çok örnekte olduğu gibi çok yüksek bedeller ödeyerek aldığımız teknoloji tabanlı ürünler pek kısa bir süre sonra alıcı bile bulamaz olmaktadırlar.

Teknolojinin Toplumsal Denetimi:

Bir bilim adamı teknolojiyi mükemmel bir otomobile benzetiyor ve şöyle devam ediyor; ‘ancak bu aracın yol haritası, geri görüş aynaları ve farları bulunmamaktadır.’

Özellikle deneysel bilimin teknolojiye uygulanması ile son 300 yılda çok hızlı yaşanan teknolojik gelişmelere paralel olarak teknolojinin toplumsal denetimi sadece bu teknolojilerin denetim dışı gelişmesinden ve kullanılmasından çekinen gelişmiş ülkelerde değil aynı zamanda az gelişmiş ülkelerde de en uygun teknolojinin (Apropriate Technology) seçimi açısından önemli bir gündem oluşturmaktadır.

Daha önceleri bilime dayalı, bilimden etkilenen ve birbirini destekleyen bilim teknoloji ilişkisinin özellikle son 25 yılda teknoloji ağırlıklı geliştiği gözlenmektedir. Evrensel ve kamusal ağırlığı temsil eden bilimin yerine, sahibinin çıkarlarına ağırlık veren teknoloji lehine bozulan bu denge, teknolojinin toplumsal denetimini ya da dayatmaların kıskacında yaşayan azgelişmiş toplumlarda kamu ve ülke çıkarları adına denetim yapması gerekli unsurları önemli kılmaktadır.

Ülkemizde de pek çok yansıması bilinen sosyo- kültürel yapıya uygun olmayan teknolojilerin etkilerine ilişkin en çarpıcı örneklerden biri Meksika deneyimidir.

Meksika 1988 yılına kadar, geleneksel tarımsal ürünleri ile kendini besleyebilen bir ülke iken, çok uluslu şirketlerle ve yüksek teknolojili tarımsal yöntemlerle ihracata yönelik değişik ürünler üretmeye yöneltilmiş ve 1992 yılında buna ödediği bedel, tarım ürünlerinin 1/3’ünü ithal eder duruma düşerek bu ürünleri ithal edebilmek için petrol gelirlerinin yarısını harcamak olmuştur.

Teknoloji-Mühendis İlişkisi

‘Uygulamaya dönüşmeyen bilim,
doğru ile yanlış arasında bir yerdedir’
El-Cezeri

ABD’ de mühendislik eğitimi programlarının uygunluk değerlendirmesini yapan ABET (Accreditation Board of Engineering and Technology) tanımına göre;

‘Mühendislik; eğitim, deneyim ve uygulama ile edinilen matematik ve doğa bilimler bilgisinin, doğal güç ve kaynakların insanlık yararına ve sürdürebilirlik ilkeleri dikkate alınarak ve mühendislik etiği gözetilerek kullanılması için yöntemler geliştirilme uğraşıdır.’

Fransız Mühendisler ve Bilim İnsanları Ulusal Konseyi (CNISF) ise Mühendisi;

– Toplumun beşeri, toplumsal ve ekonomik ögelerini göz önünde bulundurarak,

– belirtilmiş bir gereksinime, kararlaştırılmış rasyonel kriterlerden hareketle, mümkün olan en iyi yanıtı vermek üzere,

– kişiler, soyut veriler ya da maddi araçlar organizasyonu sistemini tasarlamak, gerçekleştirmek ya da işletmek için,

– bilimsel ya da teknik ağırlıklı bilgi ve yetenek kullanan bir ekonomik öge’

olarak tarif etmektedir.

Bu tanımlardan hareketle bir tanımlama denemesi yapacak olursak;

‘Eğitim, deneyim ve uygulama ile, matematik, doğa ve mühendislik bilimleri bilgileri sonucu edinilen formasyonun, insanlık yararına bir gereksinmeye yanıt vermek üzere ekonomiklik ögeleri de göz önünde bulundurularak; teknik ağırlıklı ekipmanların, ürünlerin, proseslerin, sistemlerin ya da hizmetlerin tasarımı, hayata geçirilmesi, işletilmesi, bakımı, dağıtımı, teknik satışı ya da danışmanlık ve denetiminin yapılması ve bu amaçlarla araştırma-geliştirme etkinliklerinde kullanılması işlevine mühendislik denir’ diyebiliriz.

Yapılan incelemeler mühendislik bilgisinin yarı ömrünün de, farklı mühendislik dallarına göre 2,5-7,5 yıl arasında değiştiğini göstermektedir [3].

Mühendis, en kısa şekilde ‘bilimi teknolojiye, teknolojiyi uygulamaya dönüştüren’ olarak tanımlanıyorsa, teknoloji yarı ömrü ile mühendislik bilgisinin yarı ömrünün çakışması bir rastlantı değildir. Günümüzde inşaat mühendisliği alanında bu yarı ömrün 3-4,5 yıl arasında olduğu öne sürülmektedir. [4]. Yapılan araştırmalara göre Mühendislik mezuniyet bilgisinin %5’i her sene eski ve geçersiz hale gelmektedir.

Bu hızla gelişen teknolojinin etkisi ile mühendislerin ve mühendisliğin profilinde yaşanan değişimde rol oynayan başlıca faktörler ise;

• Bilim ve teknolojideki değişim

• Mühendisin çalıştığı fiziki ve sosyal ortamdaki değişim ve

• Bilginin artan rolü

olarak karşımıza çıkmaktadır.[3].

Yaşanan bu gelişmeler “mühendislik” mesleğinde çok büyük değişikliklere yol açmış ve açmaya devam etmektedir.

Örneğin “Doku Mühendisliği, canlı hücreler ve sentetik polimerlerden/liflerden yarı sentetik, canlı doku ve organların tasarım ve imalatını konu almaktadır. Bu mühendislik disiplini ilk ticari ürünlerini 1998 yılında vermiştir [3]. Kısaca günümüzde malzeme teknolojisi ve biyoteknolojide yaşanan ilerlemeler pek çok mühendislik kavramını kökten değiştirmektedir. Bir diğer deyişle mühendislik konusu malzeme, ürün ve sistemlerin, proseslerin doğası değişmekte ve birçok mühendislik disiplini hızla birbirine yaklaşmaktadır.

Mühendislikte tasarım ortamı yarım yüzyıl gibi bir sürede T cetveli ve sürgülü hesap cetvellerinden bilgisayar destekli tasarım ortamına(CAD) ilerlemiştir. Artık mühendisler farklı mekanlarda elektronik ortamda eşzamanlı olarak birlikte ürün geliştirebilmektedir. Bilgisayar Destekli Tasarımın yanı sıra Bilgisayar Destekli İmalat (CAM) ve Bilgisayar Destekli Mühendislik(CAE) artık günümüzün mühendislik ortamını karakterize eden kavramlar olmuştur.

HANGİ BİLGİ ?

Günümüzde bilgideki artış hızının yanı sıra enformasyon ve telekominikasyon teknolojilerindeki çarpıcı gelişmeler ‘bilgi’ye erişimi de kolaylaştırmaktadır. Ancak burada her türlü bilgiye erişimin kolaylaştığı yanılgısına düşülmemelidir. Kolaylaşan ‘enformasyon yani işlenmemiş bilgi’ye ya da en fazla “codified” yani ‘kodlanmış/açık bilgi’ ¹ ye erişimdir. Ama “tacit knowledge” yani ‘gömülü /örtük bilgi’ ² ye erişim eskisinden çok daha zor hale gelmiştir [3].

İşte yaşanan tüm bu süreçler bilginin kaynağı ve değerlendirilmesinin yanı sıra mühendislik yaşamında yukarıda sayılan bazı kavramların incelenmesini de gerekli kılmaktadır. Ancak burada bilgi ile enformasyonu (”knowledge” ve “information”ı) karıştırmamak gerekmektedir. Bu iki kavramın, sonunda aklın oluşumuna ulaşan bir sürecin iki farklı aşamasını oluşturduğu ileri sürülmektedir.[3] Bu süreç ise: veri(data) ® işlenmemiş bilgi(information) ® bilgi (knowledge) ® akıl/bilgelik(wisdom) olarak tanımlanmaktadır [3].

Günümüzde eğitim sistemleri artık öğrenme yerine öğrenmeyi öğrenme, okur-yazar yerine bilgi okur- yazar yaklaşımı üzerine kurulmaktadır. Öğrenmeyi öğrenen ve verilere ulaşmaktaki zorlukları aşan bir mühendisin bu enformasyon’u (information) bilgi’ye (Knowledege) ve bilgeliğe (wisdom) dönüştürmesi ve en etken bir şekilde kullanabilmesinin en temel şartı bir formasyon sahibi olmasıdır. Diger bir deyişle alınan enformasyon’un yani işlenmemiş bilginin işlenerek en uygun çözüme ulaşmak için kullanılabilmesi, kazanılmış formasyon’ un düzeyi ile doğru orantılı olarak artacaktır.

MÜHENDİSLİK YAŞAMINDA ÜÇ KAVRAM:

ENFORMASYON-FORMASYON-DEFORMASYON

Mühendis, mesleki yaşamında bize bilgi diye sunulan şeyleri eleştirip değiştirebilmeye çalışabilir. Teknolojik gelişmelerin çeşitlendirdiği çözümler arasından çoğu zaman bir seçim yapmak durumunda kalabilir. Bu nedenlerle mühendisin bilimsel ve toplumsal açıdan en uygun değerlendirmeyi- teknolojinin toplumsal denetimi de dahil olmak üzere- ve en uygun seçimi yapabilmesi için bağımsız düşünme ve sorgulama yeteneği temelinde şekillenmiş bir bilimsel ve toplumsal mühendislik ‘formasyon’ una sahip olması gereklidir.

Enformasyon toplumu, bilgi toplumuna geçiş süreci, öğrenen toplum, yaşam boyu öğrenim, sürekli eğitim gibi kavramlar günümüzde geçmişten daha farklı bir mühendislik formasyonu gereğini ortaya koymaktadır. Mühendisler-mimarlar mesleklerini mesleki yaşamları boyunca ve değişen ve gelişen teknolojilere sahip olabilmek için öğrenmeye devam ederler. Bu da öğrenme alanında sürekliliğin ve deneyimin önemini ortaya koyar.

(1). Kodlanmış bilgi: Bazı kodlar (örneğin, bir dil) kullanılarak, iletilebileceği, saklanabileceği ve taşınabileceği bir ortama aktarılan bilgidir. Diğer bir deyişle bir sisteme göre düzenlenerek, bir bildiriye dönüştürülen ve böylece herkese açık hale gelen bilgidir.

(2). Örtük bilgi: Bir sisteme göre düzenlenmiş olarak hazır bulunmayan, açıkça ortaya konmamış olan bilgidir. “Know-how” olarak andığımız türden bilgiler ya da bir ustanın marifetinin ardındaki bilgiler ‘örtük bilgi’dir

Mühendislik-mimarlık alanında yaşanan teknolojik gelişimin hızı gözönüne alınırsa mühendisçe bir yaşam, öğrenme ve üretim alanında sürekliliğe zorunlu bir yaşam olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sürekliliğin sağlanması için de mühendislik eğitiminde temel bilgilerin sağlıklı ve tam olarak verilerek bir mühendislik formasyonu kazandırılması büyük önem taşımaktadır.. Bir diğer deyişle mühendis hayat boyu öğrenmenin ve ortak öğrenmenin metodolojisini öğrenmiş olmak zorundadır. Diğer taraftan sürekli eğitim ile mühendislik bilgisinin geliştirilerek üretime yansıtılabilmesi temel mühendislik formasyonunun düzeyi ile doğrudan bağlantılı bulunmaktadır.

Mühendislik eğitimi veren okullar kitlesel eğitim veren kurumlara dönüştüğü ölçüde ve kalite yönetimi ve değerlendirmesinden uzaklaştığı ölçüde böyle bir mühendislik formasyonu verebilmekten de uzaklaşmaktadır. Uzaklaşılan bu kavram, bilimsel bilgi ve teknik nosyonlar kazandırmanın yanı sıra öğrenciyi öğrenim süresinde aynı zamanda gelişmiş bağımsız düşünebilme yeteneğine sahip, katılımcı ve sorumlu bir vatandaş olmaya da yönlendirecek olan formasyon kavramıdır.

İşlenmemiş bilgi (enformasyon) üniversite eğitimi dışında çeşitli kurs, bilgi erişim olanakları ve diğer programlarla elde edilebilir ama mühendisi daha önce tanımlanan bilgi setini (know-how) edinebilme isteğine, yeteneğine ve becerisine sahip kılacak bir mesleki formasyon altyapısının sonradan alınması zor görünmektedir. Bu formasyon, mühendisçe düşünerek üretmek için mühendisliğin temel ilkelerini benimsemiş olmanın yanısıra toplumsal sorumluluk bilinci taşımayı da kapsamalıdır. Diğer bir deyişle mühendis üretim ve yenilikleri yaratma sürecindeki temel konumunda nihai amacının insanların mutluluğu ve refahı için üretmek olduğunu bilmek ve bunu bilince çıkartmak zorundadır. Bu durum mühendisin katıldığı sürecin her aşamasını , hangi toplumsal yarara katkı sağlayacağı ve hangi sonuca ulaşacağı açısından değerlendirmeye almasını gerekli kılmaktadır.

Diğer taraftan yukarıda tanımlanan formasyon ile mezun olunsa bile özellikle azgelişmiş ülkelerde uygulama alanında mühendisi yine birçok sorun beklemektedir.

Türkiye’deki bazı üniversitelerden mezun olan birçok mühendisin gelişmiş ülkelerde çok başarılı oldukları bilinmektedir. Bir başka ortamda başarılı olabilen mühendislerin içinden çıktığı ortamda neden başarılı olamadıkları ya da başarı için gerekli hangi koşulların olmadığı kompleks bir sistemler bütünü analizinin konusudur.

Özellikle az gelişmiş ülkelerde mühendislik eğitiminin ,üretim ve istihdam ilişkilerinin gerçekteki durumuyla uyum içinde olmaması,eğitim modelinin toplumsal ve teknik işbölümünün örgütlenişine uyumlu ulusal bir model üzerine oturmamış olması sorunlar yaratmaktadır. Bu durumda mühendisin mesleki öğreniminde edinmiş olduğu bilgilerin önemli bir bölümü bu ilişkiler içerisinde boşlukta kalmakta pratik karşılığını bulamamaktadır. Bu da mühendisin genellikle mesleki eğitim ve formasyonu ile uyumlu bir toplumsal konumu elde edememesi sonucunu doğurmaktadır.

Diğer bir deyişle toplumsal yapı içinde eğitim ve üretim arasında dengeli bir ilişki kurulamamışsa- sanayileşmede gerilik ,açık ve gizli işsizlik ve iş ortamında tatminsizlik- eğitilen bireyin mesleki tatmin içerisinde üreterek,toplumla bütünleşerek yaratıcı, sorumlu bir kimliğe sahip olması mümkün olmaz ve bu durumda bireyin kendisine ve bazı temel değerlere yabancılaşması süreci başlar.

Mevcut ekonomik ilişkilerin şekillendirdiği toplumsal değerler, “yetkin-yeterli” değil “yetkili”, “değerli” değil de “önemli” olmayı öne çıkardığı sürece bu yabancılaşma hızlanacaktır. Mühendis, teknolojiyi takip etmeye, üretime ve çözüm bulmaya endeksli bir yaşam tarzı yerine doğmalar ve katı kabuller arasına sıkışmış durağan bir yaşam tarzına mahküm edildiğinde ise mesleki bir deformasyon sürecine girecektir.

Toplumsal ve teknik işbölümündeki kaos’un istikrarsızlık unsurları lehine sürdüğü, üretimin durduğu, sanayileşmenin norm ve standartlarından uzaklaşıldığı ve çağdışı yönetim anlayışının hakim olduğu ortamlarda mühendis, mesleki eğitimi ve beklentileri ile uyumlu bir konumu bulamaz , mesleki kimliğini yeterince ifade edemez ve kendisini geliştiremez. Yaşanan bu süreç, alınan formasyonun deformasyona uğramaya başladığı süreçtir. Bu sürecin uzun veya kısa olmasının ötesinde esas olan başlamış olması ve plastik bir deformasyon şeklinde yaşanıyor olmasıdır. Yani genellikle geri dönüşü yoktur. Tıpkı teknoloji gibi.

Ülkemizde özellikle kamu kesiminde çalışan onbinlerce mühendis ve mimarın yanısıra ,diğer kesimlerde de piyasadaki talebin düzeyine yönelik olarak mühendislik mimarlık hizmetleri veren meslek mensupları yukarıda tanımlanan süreçi yaşamaktadır. Bunun yanısıra donanım ve deneyim kazanabilecekleri en aktif dönemlerini gizli ve açık işsiz olarak geçiren veya mesleğinin dışındaki işlerde çalışanlar da doğal olarak bu sürecin içinde yer almaktadırlar.

Pozitif bilimlerle sonuç almak için formasyon kazandırılan mühendislerin en kolay deforme olabilecekleri ortam mesleki eğitimi ile uyumsuz bir konumda üretimden ve mesleki tatminden uzak kaldıkları ortamdır. Mühendislik formasyonu kazanmış bir kişinin özellikle bilimsel bilginin ve çözüm alternatiflerinin çok hızlı arttığı çağımızda mesleğini uygulamadan ve üretimden uzak kalarak mühendis kalabilmesi çok zordur Çünkü mühendis mesleğini uygularken öğrenmeye devam eder ve mesleki tatmin boyutunu ancak uygulamada yaşar.

TÜRKİYE İÇİN GENEL DEĞERLENDİRME:

Dünyada bilim ve teknoloji alanında bu hızlı gelişmeler sürerken ülkemizde ise mühendislerin eğitiminden çalışma koşullarına kadar birçok olumsuzluk yaşanmaktadır. Bir ülkenin

• Toplumsal ve teknik işbölümü ile uyumlu bir mühendislik eğitimi modeli istihdamı politikası yoksa,

• Üretim ekonomisine ve sanayileşmeye uzaksa,

• Bilim ve Teknoloji politikası yoksa,

böyle bir kaostan öncelikle etkilenecek meslek gurubu hem sosyal statü, hem mesleki tatmin, hem de ekonomik düzey olarak mühendis ve mimarlar olacaktır.

21 nci yüzyılın başında mühendis ve mimarlarımızın %35’inin açık işsiz olduğu veya meslekleri dışında bir işte çalıştıkları, çalışanların büyük bir bölümünün ise mesleki tatmin ve mühendislik heyecanı duymadan mesleklerini uyguladıkları bilinmektedir. Bir diğer bilinen gerçek ise ülkemizdeki 200 000 e yakın küçük ve orta ölçekli sanayi işletmesinde mühendis ve mimar istihdam etme geleneğinin oluşmamış olmasıdır [5].

Uygulamadaki genel politik ve ekonomik tercihlerle,1991 yılında %14 olan yatırım bütçesinin konsolide devlet bütçesi içindeki oranı sürekli azalarak 2000 yılında %5’e düşmüştür. Bugünkü durumumuz ise ortadadır .Bu ekonomik ve politik tercihler ile azgelişmişliğin kıskacına sokulan Türkiye’de çağdaş bir mühendislik formasyonu almış dahi olsalar,uygulamada mühendislerimizi bekleyen koşulların çok olumlu koşullar olmadığı açıktır.

21 nci yüzyılda yaşanacak teknolojik gelişme hızı gelişmekte olan ülkelerin bu alanda politikalar üretemedikleri sürece çok hızlı bir şekilde geride kalacaklarını ortaya koymaktadır. Bütün bu koşullar, Türkiye’nin çağdaş mühendislik eğitimini yaygınlaştırmasının yanısıra sanayileşmeden,teknolojik öngörü’den teknoloji üretiminden, araştırma ve geliştirmeden,üniversite-sanayi işbirliğinden yana plan ve politikalara duyduğu gereksinimi çok açık bir şekilde göstermektedir. Bu nedenle ülkemizdeki mühendis ve mimarların daha donanımlı birikimli ve bilinçli olarak yetiştirilmesinin yanısıra toplumsal ve teknik işbölümü içerisinde mesleki eğitimleri ile uyumlu üretken bir konuma sahip olmaları için gerekli politikaların uygulanması da çok büyük bir önem ve öncelik taşımaktadır.

Konu bu açıdan ele alındığında;

• Ülkemizde her yıl mezun olan 25 000 mühendis ve mimarın büyük bir bölümünün mühendislik formasyonu açısından yaşadığı sorununun sadece üniversitelerimizdeki yetersizliklerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı incelenmelidir.

• Çağdaş bir mühendislik formasyonu ile mezun olan bir mühendisten mevcut toplumsal işbölümünde ve uygulanan politikalar içerisindeki beklentilerin ne olduğu düşünülmelidir.

• Eğitimin üretime yönelik olduğu dikkate alınarak çağdaş bir mühendislik formasyonuna sahip mühendislerin deformasyona uğrama sürecinde etkili olan faktörlerin ortadan kaldırılmasının önemi değerlendirilmelidir.

• Teknolojide yaşanan hızlı gelişmelerin mühendislik eğitiminde formasyon kazandırma sürecini etkilediği kadar, uzak kalındığında deformasyonu hızlandıran bir süreç olduğu da dikkate alınmalıdır.

• Çağdaş bir mühendislik formasyonunun deformasyona uğramadan ülkenin kalkınmasına yöneltilmesinin üretim ekonomisi,üniversite sanayi işbirliği ve bilim ve teknoloji politikaları temelinde uygulanan kalkınma stratejileri ile ilişkisi analiz edilmelidir.

Mühendislik eğitiminde kalitenin arttırılması, kalkınma stratejilerimize yönelik planlama ve teknolojik öngörü yaklaşımları içerisinde ele alınarak mutlaka atılması gereken önemli bir adımdır.Ancak diğer taraftan başdöndürücü bir hızla çoğalan işlenmemiş bilgiyi (enformasyon) işleyebilecek donanım (formasyon) sahibi mühendis şayet üretimden kopartılırsa ve enformasyon hızının gerisinde kalırsa, deformasyon hızlanacak ve bir süre sonra artık arayı kapatmak mümkün olmayacaktır.

Bu nedenle çağdaş bir mühendislik formasyonundan beklenen faydalar enformasyon –formasyon-deformasyon çevriminde bütüncül bir yaklaşımla ele alınarak dğerlendirilmelidir.

KAYNAKÇA

1. I. Ay ‘Üniversite Öncesi Eğitim ve Araştırmaya Yönelim’- Mühendislik Mimarlık Eğitimi Sempozyumu, MMO,İstanbul. Ekim 1999

2. Teknoloji Ödülü Tanıtım Kılavuzu-Tübitak-Tideb-Ankara

3. A.Göker “Bilim ve Teknolojide Değişim.Değişen Mühendislik Profili, Geleceğin Mühendisi” Seminer Notu.Bilkent Üniversitesi”Science, Technology and Society Course -8 Kasım 2000.Ankara.

4. D.Yıldız “Türkiye 2000’li Yıllara Yaklaşık 340 000 Mühendis ve Mimarla Girecek” İMO Ankara Bülten Eylül-Ekim Bültenleri 1997-TMMOB-İMO – Ankara Şubesi

5. D.Yıldız, M. Kiper “Mühendislik Mimarlık Eğitimi Alanında Kaos-Kalite-Kantite Üzerine” TMMOB MMO Mühendislik Mimarlık Eğitimi Semp.Bildiriler Kitabı.Ekim 1999.İstanbul.

6. “Türkiye’de İnşaat Mühendisliği Öğretiminin Tarihçesi” Türkiye Mühendislik Haberleri-Ekim 1993 Sayı: 368.TMMOB.İMO

7. VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı. DPT Yayını 2000 –Ankara.

01-02 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen IV. Ulusal Makina Mühendisliği ve Eğitimi Sempozyum’nda bildiri olarak sunulmuştur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: