Bilim, Bilim İnsanı ve Bilimsel Etik

Mert Unakan

Bilim insanı niteliğini tanımlayabilmek için öncelikle bilimin ne olduğunu tarif etmekte yarar vardır. Kimlerine göre ‘bilim güçlü bir düşünme sanatıdır’; kimlerine göre de ‘Bilim gerçeğin bilinmesinin diyalektik yöntemidir’; Bacon’a göre ‘güç kaynağıdır’. Bozkurt Güvenç’e göre ‘bilim veya bilim yöntemi mantığın ulaştığı son aşamanın adıdır’.
Bilim için yapılan bir çok tarif içinde Sayın Cemal Yıldırım’ın, Bilim Felsefesi kitabındaki tarifi en kapsamlı olanıdır. Söz konusu tarife göre bilim, ‘gözlenebilen olguları betimleme, olguları ve olgular arasında ilişkileri açıklayarak genel ilkelere varma ve bu genellemeleri ve ilkeleri tekrar olgulara dönerek test etme, yani doğrulama veya yanlışlama sürecidir’.

Bilim, bir başka deyişle ile günlük yaşamımızda karşılaştığımız araç ve gereçlerin, yaratılmış teknolojinin uygulamaları sonucu bulunmuş, işlerimizi kolaylaştıran çevremizi daha iyi tanıyıp daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmamız için olanaklar sağlayan uğraşıların toplamıdır. Bilginin veya bilimin insan ihtiyaçlarından doğması onun en önemli özelliklerinden biridir. Bilginin oluşması olayların ve olguların daha iyi anlaşılmasını, hayatın daha yaşanılır hale gelmesini sağlar. Bilimsel bilginin artması ve yoğunlaşması hem bilim insanının bilincinin zenginleşmesini hem de aynı zamanda toplumun bilinç düzeyini arttırarak daha sağlıklı düşünebilen ve kültürlü bir toplum yaratılmasını, bir anlamda da bilim önemli bir toplumsal görevi her yönüyle sağlamış olur. Üretim artışına paralel olarak insan bilgisi ve üst yapı kurumları olan kültürler oluşmaktadır. Bugün çağdaş ülkeler sahip oldukları refah düzeyini ve yüksek hayat standartlarını bilimin sağladığı olanaklar sonucu oluşan üretim ilişkilerinin bir yansıması sonucu kurulan üstyapı kurumlarının sağlıklı işlemesine borçludurlar.

Bacon’un belirttiği gibi ‘bilgi en büyük güçtür’ deyimi bir ölçüde günümüz dünyasının da bir aynasıdır. Bugün gelinen noktada gelişmiş ülkelerin tamamı bilime fazlası ile yatırım yapmış ülkelerdir. Bilimsel bilgi ve onun yansıması veya yarattığı bilgi birikimi körfez savaşında kullanılan silahlardan çok daha etkili bir silahtır (Gerçi o silahlarda belirli bir bilgi birikimi ile yapılmışlardır ancak istenilmeyen sorunlara yol açan ve yanlış kullanılmış bir bilgidir). Yine bugün insan, bilgisi ve bilimi sayesinde akıllara gelmeyecek buluşlar ve olgular yaratmaktadır. Bu bilgi kitleleştiği oranda halka mal olmuş olacağından maddi ve düşünsel bir güç oluşturacaktır. Bilimin ve bilimsel bilginin zenginleşmesi ve yapılaşması ile bilgisizlik ortadan kalkacak, insanlar çevresinde olup bitenleri daha iyi tahlil edebilecek duruma gelecek ve kendi toplumsal ve insani değerlerini daha iyi koruyabileceklerdir. İnsanlar doğadaki ve toplumdaki çelişmeler ve değişmeler hakkında bilimsel bilgilere sahip oldukları ölçüde olayların üstesinden gelir ve umutlarını gerçekleştirme olanağına sahip olurlar.

Bir ülke gösteremeseniz ki bilime ve sanata yatırım yapmadan gelişmişlik düzeyine erişmiş olsun. Gelişmenin ölçüsü de insana yapılan yatırımın düzeyidir. İnsana yatırım yapmanın yolu da ciddi bir eğitim ve öğretimden geçmektedir. Eğitme ve öğretme ise bir emek olayıdır. Gerçekten emek veren de haklı olarak emeğinin karşılığını ister. Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz. Eğitim için zaman ayırmayan, daha doğrusu okuyup öğrenmeyen, öğrendiğini bir başkası ile paylaşmayan kişi eğitilmiş öğrenci ve toplum yaratamaz. Bu nedenle bilim insanı paylaşımcı insandır. Bilgisini kimseden kıskanmaz. Mümkün olduğunca çevresini aydınlatmaya çalışır, onlara yol gösterici olur.

Bilim dinamik bir yapıya sahip olduğundan hiç bir statükocu yapıya ve inanca dayanmaz. Bu nedenle bilimsel düşüncenin amacı mevcut bilgi birikimini korumak değil, daha fazla bilgi edinmek, kişileri daha dinamik kılmaktır. Dinamizmin olmadığı bir ortamda düşüncelerin gelişmesi engelleneceğinden ortamda bir duraksama ve bunun doğal sonucu olarak dogmatik fikirlerin filizlenmesi hakim olacaktır. Dogmatik fikirlerin oluştuğu beyinlerde, yeni fikirler filizlenmeyeceğinden o kafalarda değişmez ve erişilmez tabular doğacaktır. Bu nedenle gerek temel bilimlerde olsun gerek sosyal bilimlerde olsun olguları daha anlaşılır hale getirmek için bilimle ilgilenen kişilerin dinamik bir düşünme yetisine sahip olmalıdır. Bu yapısını da topluma özellikle de öğrencilerine aşılamak zorundadır.

Bilimsel çalışma için insanın çevresinde olup bitenleri hissetmesi ve onun kaynağını araştırması, merak duyması gereklidir. İkincisi, olay ve olgular arasındaki bağlantıları iyi anlayıp, olayın doğasına uygun olarak modeller kurmasıdır. Olayların ve olguların doğası anlaşıldıkça tek tek olaylardan bütüne varma yani tümevarım yoluyla varılıyorsa-ki burada olayın ve olgunun kaynağından sonucuna doğru bir akış şeması oluşturulmuş olur burada bir model oluşmuştur. Üçüncüsü sonuca varılmasıdır. Yani modelin test edilmesidir. Her model birden çok hipotezden oluşmaktadır. Hipotezlerin test edilmesi ve sonuçlandırılıp kuram haline dönüştürülmesi gerekir.

Bilimsel araştırmalar belirli kural ve disiplinler içerisinde sistematik olarak işlenip sonuçlandırılmak zorundadır. Böylece bir olayın bilimsel olgular içerisinde işlenmesi (metodoloji) bir takım kuralları da beraberinde getirmektedir. Problemin tanımlanması ve teşhisi olayın birinci aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada daha çok konu hakkında bilgisi olan, derin sezgisi olan, olay ve olgular arasında bağlantı kuran kişiler problemi tanımlarlar ve hedeflenen amacı oluştururlar. İkinci aşama ise belirlenmiş olan amaca ulaşmak için disiplinli çalışmayı, şüpheci düşünmeyi gerektiren bir süreç sonunda sağlıklı sonuçlar elde etmektir. Araştırmanın bu aşaması çoğu zaman, yardımcı elemanlarca (laborantlar, teknisyenler ve öğrenciler) yerine getirilir. Üçüncü aşama ise elde edilen verilerin analiz edilmesi, elde edilen bulguların hedeflenen amacı doğrulayıp doğrulamadığının test edilmesi ve son olarak elde edilen bulguların ışığında yayın haline getirilmesidir. Asıl sorun ise buradan sonra başlamaktadır. Çok başarılı bir araştırma sonucu çoğu zaman beklenmeyen sonuçlar elde etmiş olabilirsiniz. Amaç elde edilen bulguların yine bilim ilkeleri doğrultusunda açıklanması olmalıdır. Böyle durumlarda yeni yapılan araştırmanın sonuçlarına saygı duyulması zorunluluğu vardır. Schlesinger, buluşların rastlantı sonucu değil ‘ genelde önceden düşünülmüş, problemin iyice anlaşılmasızını, tarihi geçmişini ve uygun materyalleri bilmeyi, deneyler yapmayı gerektiren bir süreç içerisinde’ çıktığını belirtmektedir. Bilindiği gibi buluşlar yeni buluşlara yol açmaktadır.

Böylece denile bilir ki bir araştırmanın veya bir uğraşının bilimsel olması için, olayların algılanması, algıların yorumlanması ve yorumların gereği olanın yapılmasını gerektirmektedir. Buna göre ilke olarak; bilimin ilk aşamada sezgisel olması gerekir. Yani, bir olgunun bir sezgi sonucu oluşmuşluğu gerekir ki, bu durum bilim insanının olaylara duyarlılığı ile doğrudan ilgilidir.

Bilimin bu tarifi ışığında bu yaklaşımı biraz açarsak bilimin temel özellikleri şöyle açıklanabilir:

1. Bilim olgusu gerçektir ve yalnızca gerçeğe bağlıdır, kişilere özgü değildir. Kişiselliğin dışındadır ve onların iradesi ve arzularına bağlı değildir. Bilim kamunun eleştirisine açıktır ve her zaman denenebilir. Bu yönüyle sübjektif değil, objektiftir.

2. Bilim objektiftir. Olay ve olgular arasındaki interaksiyonların kişilerin arzu ve isteklerine göre değil, gözlenen olgulara, test edilen ve doğrulama yoluyla elde edilen bilgilere itibar etmek zorunluluğu vardır. İleride de anlatılacağı gibi, kişilerin daha önceden belirli dünya görüşleri olabileceğinden bazı konularda özellikle konu seçiminde hipotez kurulması esnasında veya sonuçlarının yorumlanmasında ister istemez önyargılar veya bilgi birikimi işin içine karışmaktadır. Kişilerin beğenilerine, duygu ve düşüncelerine az da olsa yer verilebileceği konusunda dikkatli olunmalıdır. Özellikle üzerinde fikir yürütmeyi gerektiren durumlarda algılar, düşünce ve duyguların yansımaları ve sezgi işin içine girmektedir. Bilimsel çalışmalarda objektiflik son derece önemlidir. Bilimde objektiflik denildiğinde nesnel gerçeklerin ve olguların istenildiği gibi değil, olduğu gibi yansıtılması durumu anlaşılmalıdır. Bilimsel bir çalışmada yalan ve uydurma verilerle, olmamış sonucu olmuş gibi gösterme eğilimi bilimin temel ilkeleri ile taban tabana zıttır. Bilimsel olarak nesnel gerçeklerin ifadesinde tarafsız, ancak ‘bilim ilkelerinden yana taraflı’ olarak olay ve olguların olduğu gibi anlatılması ve açıklanması gerekir. 3.

Bilimde dogmanın yeri yoktur, bilimsellik eleştirel bir bakış açısıyla özeleştiriye açık olmayı gerektirir. Doğrunun araştırılması ve denenmesi ve kuramlaştırılarak gerçek hayata indirgenmesi ancak olayların üzerine kararlılıkla gidilmesiyle mümkündür. Bilim bu yönüyle dinamik, devingen ve üretkendir. Yani en acımasız eleştiri ve özeleştiri yaklaşımını gerektirmektedir. Problemin çözümünde inanç, ön yargı ve akıldışı yaklaşımlar yerine akıl ve bilgi ile yaklaşma amacı güdülmelidir. Bilimsel yaklaşım dogmatizmin tersine yanılmaz, sarsılmaz ve değişmezlik kavramlarını kabullenmez. Kelimenin tam anlamı ile kuşkucudur; hiçbir koşul altında olay ve olguları olduğu gibi kabullenmez ve mutlak suretle akıl süzgecinden geçirmeyi dener. Herhangi bir sav veya teori her ne kadar herkes tarafından kabul görse veya akla uygun bir görünüm sergilese de bilimsel yaklaşım kuşkucu ve eleştirel yanını elden bırakmaz. Bilim yukarıda da belirtildiği gibi olgusaldır, olgulara dayanmayan hiçbir doğru veya kuramı kabul etmez. Bilimin olgulara dayanması gerçeği metafizik ve idealist yaklaşımların aksine körü-körüne inanma felsefesini reddetmektedir. Körü-körüne inanma yerine usa uygun araştırmayı, sorgulamayı, tekrar tekrar denemeyi başlıca ilke edinmiştir. Bilim eleştirel bir tutumla gerçekleri yakalamayı amaçlarken, aynı zamanda kendi kendini yenileyerek yeni ufukların doğmasına yol açmaktadır ki bu da bilimi ve bilim insanını zenginleştirmektedir.

Bilimsel uğraşı yüzyıllarca birçok sınamalardan geçmiş, değerleri yadsıma yoluna gitmemiş, yalnızca insanlara değer olarak sunulan bazı hurafeleri reddetmiştir. Bilim uzun zamandır bu tür açıklayıcı sonuçlarından dolayı ahlak adı altında saldırıya uğramıştır. Bu konuda Galileo ya yapılanlar herkesin bildiği en çarpıcı örnektir.

4. Bilim yaşamsal ihtiyaçlardan doğar: İnsanın temel ihtiyaç kaynaklarının bilinmesine yönelik sorgulardan doğan, bilgi üretim faaliyetlerinin artışını gerçekleştirmektedir. Bilimin toplumun ihtiyaçlarına, isteklerine yanıt vermesi artık bir zorunluluktur. Bilim bir taraftan toplumun beklentisi olan yetişmiş insan gücü yetiştirilmesinde eğitimin ışığı olurken, diğer taraftan toplumun çözemediği ve açıklık bekleyen sorunlara cevap bulmak zorundadır.

5. Bilim genelleştiricidir. Her ne kadar olgular her yerde kendi koşullarına göre gelişse de genel kurallar içerisinde oluşurlar. Benzer koşullar ve yöntemler altında yapılan her araştırmanın benzer sonuçlar vermesi gerekir ki bu da bilimin tek tek olguları ve benzer koşullar altında benzer sonuçların olabilirliğini gösterme sanatıdır. Genellemenin yapılabilmesi için genellemesi yapılan olgunun teoremler aracılığı ile defalarca denenmesi ve gözlenmesi gerekir. Canlıların fizyolojik davranışları hemen hemen dünyanın her yerinde benzerdir; örneğin topraktaki bir olgu hemen hemen her yerde benzer mekanizmalarca yönlendirilmektedir. Bu nedenle bilim insanı, bilimi benzer koşulların oluştuğu bir başka alan veya ülkede ‘şu koşullar altında şu şöyle sonuçlanır’ diyebilir. Bu da yine bilimin evrenselliğinin çok güzel bir örneğini oluşturmaktadır. Bilimsel yaklaşım bulguların evrenselliğe uygun olarak konuya ilişkin araştırıcılar ve hatta kamuoyuna duyurulmasında ortak bir dil kullanmayı gerektirir. Bilimin dili ise çoğu araştırıcıya göre matematik olması gerekir, ve bir bilim dalının (alanının) gelişmişliği onun ne kadarının anlaşılmış olduğuna bağlıdır. Eğer konu yeterince anlaşılmış ise, sayılarla ifade edilebiliyor ve ifadeler formüle edilebiliyor demektir. Maalesef bilimler halen matematiği ortak dil olarak kullanacak olgunluğa erişmediklerinden bilim edebi dillerle kamuoyuna duyurulmak zorunda kalıyor. 6.

Bilim evrenseldir. Bilim geniş kitleler tarafından bilinmek zorundadır. Buluşlar veya sınanmış teoremler yayınlanmadığı sürece yer yüzünde var olan sayısız bilinmeyenden biri olarak kalmaya mahkumdur. Bilim insanı yer yüzündeki hangi olay ve olguya açıklık getirdiyse mutlak surette yayınlamalıdır. Böylece bir başkası ondan faydalanabilir veya bir başka araştırıcı hipotezini araştırmadan önce benzer konularda yapılan araştırmalardan yararlanarak araştırmanın amacını yeniden gözden geçirme olanağına sahip olur. Belki de düşünülen araştırma daha önceden yapıldığı için gereksiz emek ve zaman harcanmadan anlaşılmış olur. Bilim, yaşamla direkt ilgili olduğundan hayatın kendisi için olduğu gibi aynı zamanda herkes içindir yanı hayattaki herkesi ilgilendirir. İngiltere’deki herhangi bir hastanede geliştirilen herhangi bir ilaç Afrika’nın herhangi bir ülkesindeki doktorları ilgilendirebilir. Bilindiği gibi Leonardo da Vinci bazı araştırmalarını uzunca süreler not defterinde saklı tuttuğu için hiç kimse bundan faydalanamamıştır. Yaptığı araştırmanın sonucunu yayınlamayan bilim insanı ürünlerini pazarlamayan bir çiftçi veya fabrikatörden farklı değildir. Bu yönüyle bilim evrenseldir ve tüm insanlığı ilgilendirdiği için öncelikle ortak bir dili olmak zorundadır. Bilim sınır tanımaz ve tanımamalıdır da. Bilimin milliyeti yoktur, bilim insanı buluşunu geniş kitlelere ulaştırmak için kendi milliyeti ve ulusal değerlerinin üzerine çıkarak dünya iletişiminde yaygın olarak kullanılan herhangi bir dille yayın yapabilir. Bir dilin yaygın olarak konuşulması o dilin konuşulduğu ülkenin veya ulusun pazar payı ile direkt olarak ilgilidir. Pazara hakim olanlar pazara kendi dillerini kabul ettirerek başlamışlardır. Bu dil geçmişte Latince’ydi sonraları Fransızca oldu şimdi ise İngiltere ve Amerika’nın pazar hakimiyetlerinden dolayı İngilizce’dir. Bilim insanı hiçbir zaman gurur ve onur meselesi yapıp ‘benim dilim en iyisidir’ deyip çoğunluğun üzerinde anlaşabileceği bir dilde bilimsel yayın yapmaya karşı olmamalıdır.

Üniversite kavram olarak evrenseldir ve kökeni milattan önceye dayanmakta olup aydınlanmaya doğrudan katkısı olmuş kurumlardır. Evrensellikten anlaşılan ise din, dil, ırk ayırt etmeden evrende yaşayan herkesi kucaklayan, bünyesinde hoşgörü taşıyan geniş bir yaklaşımdır. Evrensellik başlangıcından günümüze kadar üniversiteler ve aydınlar tarafından sürdürülme çabasında olmuştur. Ne yazık ki son yıllarda dünyadaki yeni şekillenme ile birlikte bazı ülkelerde üniversite senatoları çeşitli konularda görüş belirtirken hiç de hoş olmayan dar ve milliyetçi kalıplarda yaklaşımlar ortaya koymaktadır. Hatta üniversitenin değeri o kadar küçülmüştür ki, bir futbol adamı bir maçı berabere bitirdiği için fahri doktora unvanına layık görülmüştür.

7. Bilim seçicidir. Her ne kadar bilim yukarda da belirtildiği gibi merak ve bunu takibenden sorgulama ile başladıysa da yöntem gereği çevremizde olup biten her olayla ilgilenmemiz mümkün değildir. Oldukça kompleks oluşum nedenlerinden doğan olay ve olgulardan tümünü anlamamız ve kavramamız ise son derece zordur. Bilimin seçiciliği olgulardan hangisinin bir hipotez aracılığı ile test edilebileceğine bağlıdır. Bu şöyle bir anlam taşır. Bir olay test edilebilecek düzeye kadar gelmiş ise bu aşamaya gelmesine yol açan ön sezileri ve şüpheleri oluşmuş ve gerçekleşme şansı yüksek demektir. Günlük hayatta bir çok alanda özellikle de kendi alanımızda birçok olgu ile karşılaşıyoruz. Bu olgular içerisinde önceliği olan konu ilk olarak incelenmeye alınır. Yöntem olarak da bilim insanı hedeflediği amaca yönelik olarak kafasını meşgul eden konuya eğilmek zorundadır. Bir olgunun incelenmeye değer görülmesi o olgunun inceleme konusu olan alana ilişkin olması gerekir. Fakat araştırmanın amacı belirlendikten sonra bilim insanının araştırma süresince araştırmanın metodunda çok büyük bir aksilik çıkmadıkça araştırmanın yönünü değiştirmeye, onu istediği yönde yönlendirmeye hiçbir zaman hakkı yoktur. Daha çok sosyal bilimler alanlarında yapılan araştırmalar bazen otoritelerin ve kişilerin yukarıda değirilen kültürel bilgi birikiminden kaynaklanan zaaflarından dolayı ‘şu biçimdeki olgular incelensin, şu olgular incelenmesin’ gibi haklı olmayan değişik çıkmazlara girmektedirler. Bilim insanı bu yönden açık olmalıdır. Otoritenin veya yönetimlerin keyfi istek ve arzuları doğrultusunda araştırma yapmamalı ve yönlendirilmemelidirler. Olanı anlamak ve açıklamak yerine, olması istenen sonuç ve çıkarımlarda bulunmak bilim yöntemi ile bağdaşmaz ve bilim dışıdır. Bundan dolayı bilim insanı bağımsız ve özgün olarak çalışmalıdır Ahmet Arif’in dediği gibi ‘ne İsken der takmışım ne Sultan Murat’ felsefesinden hareket ederek salt doğruyu ve gerçeği aramak zorundadır. Doğru ve gerçeği ararken objektif olmak zorunluluğu vardır; bu da ancak hiç bir dış etkinin altında kalmadan sağlanabilir.

8. Bilim mantıksal ilkelere dayanır. Bilim metot olarak mantıksal olmak zorundadır, çünkü doğadaki her olay ve olgu önermeler ile çözümlenmeye çalışılır. Mantık ilkeseldir ve ilkelerinden hareket ederek sonuca ulaşabilir. Herhangi bir hipotezin test edilmesinde gözlem ve sonuçlara başvurulur. Gözlem ve sonuçlar mantıksal olmalı ve birbiri ile çelişmemelidir. Bilimsel araştırmada bulgular birbirleri ile çelişen veya ters düşen veriler değil, birbirini doğrulayan sonuçlar etkinliği olduğundan yukarıda belirtilen evrensellik ilkesine de uygun düşmektedir. Bir bilgin bilimin mantıksallığını şöyle açıklıyor ‘bilginin amacı, algılama yolu ile düşünceye ulaşmak, bir nesnenin iç çelişkilerini anlamak ve mantıklı bir bilgiye veya sonuca varmaktır’.

9. Bilim öngörülüdür. Bilim, geçmişte tarihsel, toplumsal, ve doğal olaylardan elde edilmiş bilgi birikimi ve sonuçlarından hareket ederek ve günün koşullarını da göz önünde bulundurarak gelecek hakkında öngörüde bulunur. Bu yönüyle bilimsel yaklaşım, yeni hipotezler yaratarak test etmeyi ve kuramsallaştırmayı hedeflemektedir. Bilim, salt olarak mevcut durumu kavramak ve belirtmek değil, aynı zamanda elde edilen sonuçlardan yararlanarak yeni ufuklara ulaşmak için öngörüde bulunmaktır. Gelecek hakkında yorum yapılırken tabii yukarıda belirtildiği gibi gözlem ve deneylere dayanan, tarihi bilgilere ve belgelere dayanan, sağlam kaynaklardan elde edilen verilerden yola çıkılarak öngörüde bulunulur. Aksi takdirde öngörü falcıların ve kehanetçilerin yaptığı gibi etkisiz ve mutlak doğru olarak kabul edilir ki bu bilimin kuşkuculuk ilkesine ters düşer. Ebetteki gelecekte olacak her şeyi bilmek mümkün değildir, ancak tahminde bulunmak mümkündür. Halk deyişiyle ‘geçmişi anlamadan günümüzü anlamak mümkün değildir’ yarını anlamak için de günümüzü iyi anlamak gerekir. Böylece dün, bugün ve yarın bir bütünlük oluşturarak olgular iç ve dış bağlantıları birbirine kenetleyerek diyalektik bir süreç oluştururlar. Diyalektik, aynı zamanda olay ve olgular arasındaki ilişkiyi tanıma ve irdeleme sanatı da olduğundan bilimde öngörü bilimsel yaklaşıma uygun düşmektedir.

10. Bilimsel düşünme belirli bir dünya görüşüne dayanır. Bilimsel düşünce rasyoneldir, her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerden kaçınır ve ona karşı kendi metotlarına başvurur. Doğal olayların kaynağını mistik ve doğaüstü kuvvetlerden değil, gözlem ve denemelerden elde edilmiş verilere dayanarak açıklar.

Bilimdışı yaklaşımlar; mitoloji, din ve metafizik görüşler uzunca bir süre hakimiyetini sürdürmüş ancak doğal olarak insanlık tarihinde bilimin sağladığı gerçeğe ve gözleme dayanan güvenirliğini sağlayamamışlardır. İnsanlık, bilimsel düşünme sanatını geliştirmede çok ağır bedeller ödeyerek evrim ile birlikte bugünlere gelmiştir. Doğayı anlamada çoğu zaman akıl dışı yollarda çözüm yolları aranmıştır. Uzun ve yorucu uğraşılar sonucu ve insan bilincinin zenginleşmesi ile olay ve olguların belirli yasalara göre oluştuğunu kavradıkları ölçüde gerçekçiliğe yaklaşmışlardır. Gerçekler tek tek açığa kavuştukça bilim zenginleşmiş ve daha sistematik çalışılmış böylece fikirler genelleştirilmiştir.

11. Bilim özgür ortam ister: Bilim özgür bir ortamda olmalı ve bilim insanı ilgisini çeken bir konuda araştırma yapabilmelidir. ‘Herhangi bir nedenden dolayı herhangi bir konu araştırılamaz’ telkinine uğramamalıdır. Evrendeki her olay ve olgu araştırma konusudur, koşullara ve metotlara bağlı olarak incelenebilir.

Bilim İnsanı ve Ettiği

Bu tarifin ışığında, bilimsel çalışma yapacak olan kişinin niteliği, hayata bakış açısı ve yaşam tarzı bilimin tarifine uygun olmalıdır. Bu gelişmenin ışığında bilim insanı evrendeki olay ve olguları inceleyen, onun altında yatan gizemin kaynağını sorgulayan ve bu gizemin nedenlerini anlayan ve anladığını basitleştirip kitlelerin anlayabileceği bir şekilde yayın yolu ile duyuran kişidir. Ayrıca bilim insanı anlamış olduğu doğal gizemi yaşamı daha da kolaylaştıracak şekilde insanlığın istifadesine sunan kişidir. Örneğin baraj, yol, su ve elektrik ve elektroniğin keşfedilmesi ve bu hizmetlerin geniş kitlelere ulaştırılması. Bu yönüyle bilim insanı hayatın her alanında yaşamı kolaylaştırmak için büyük bir mücadele içindedir. Fakat bilim insanı hiçbir zaman kıskanç olup bulgusunu salt kendisi ve çevresi için kullanmamıştır ve kullanmamalıdır. İnsanlığın kanımca en büyük buluşu olan elektriği bulan kişi bulgusunu kendi çevresine kendi ulusuna ve mensup olduğu dini cemaatin kullanımına sunmamıştır. Bugün toplum yaşamının neredeyse tamamı elektriğin varlığına bağlı olup buluşu yapan kişi ve yapıldığı ulusun sınırlarını çoktan aşmıştır.

Pekala nasıl bir kişidir bilim insanı, nasıl bir kişiliği vardır da insanlık için durmadan çalışır özveride bulunur ve çoğu zaman da pastanın bölüşülmesinde en alt tabakalarda yer alır. Bilim insanlığı bir yaşam biçimidir. Her şeyden önce bilim insanı kendini aşmış evrenselleşmiş kişidir. Kendine has bir yaşamsal disiplini olan, herkesten fazla toplumsal sorumluluk taşıyan kişidir. Ülke ve bölge sınırlarını aşan, yer yüzünün her noktasında meydana gelen olayların kendisini de ilgilendirdiğini düşünen kişidir. Dili ve dini evrenselliktir. Bilimin bu evrensel ilkelerini yerine getirecek olan tabii ki insandır. İnsan kendi toplumunun veya kendi emeğinin ürettiği maddi ve manevi değerleri olan kültürel bir varlıktır. Yukarıda belirtildiği üzere bilimsel araştırmaların sistematik olarak yürütülüp sonuçlandırılmasında bilim insanının çok büyük sorumluluğu bulunmaktadır. Biraz daha açar isek bilim insanlığı kanımca bir kültür ve ahlak (ettik) olayıdır. Bilindiği gibi, kültürler, insanın üretim faaliyetlerine başladığı ilk çağlardan günümüze kadar oluşturdukları değer yargılarıdır, yaşanılan dönemin üretim ilişkileri ve üretici güçleri tarafından belirlenirler. Bilim insanı da toplum içerisinde yaşadığı için toplumla birlikte olması gereken durumlarda kendi iradesi dışında zorunlu bir takım ilişkiler çerçevesinde üretim sürecine girmek ve toplumun ortak kültürünü paylaşmak zorundadır. Toplumun oluşturduğu hukuk, sanat, felsefe, din ve ahlak değerleri gibi. Buradaki bilim insanının kendi toplumsal dinamiği içerisinde bir ulusal veya toplumsal kültürü vardır, bunlardan ise dayandığı sınıfın kimliği ve kültürü ağır basmaktadır. Bu yönüyle bilim insanı bir kişilik ve kimlik taşımaktadır. Bir de bilim insanının başka bir kimliği veya kültürü vardır ki oda evrensel kimliğidir. Bu yönüyle bilim insanı kendini ve dar çevresini aşmış kişidir. Sınırları evrenin sınırları ile ölçülmektedir. Yine başa dönersek bilim insanı gerek hipotezini kurarken ve gerekse sonuçlarını açıklarken değerli yazar Melih Cevdet Anday’ın da belirttiği gibi ‘insan yapısı olan yapay kültürel değerlerini aşmak’ zorundadır. Bilim insanı hipotezini kurarken veya sonuçlarını açıklarken kendi dünya görüşleri doğrultusunda hareket edemez, hissi davranamaz. Bulguları veya bilimsel gerçekler üzerinde titrediği herhangi bir konuda kendisine ters geliyor diye çalışmamazlık edemez ve bulgularını gizleyemez. Hepimizin bildiği Galile örneği bilim insanlarına çok güzel bir örnektir, bu değerli bilim insanı ‘yine de dünya dönüyor’ derken var olan doğal gerçeği ölümü pahasına da olsa bilimsel ahlaka yakışır bir şekilde açıklamayı bir görev bilmiştir.

Bilimsel düşünme disipline olmuş bir kafa ile olmaktadır. Bilimsel düşünce yapısı kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçekçi bir yapıya sahiptir ve olaylara saygılıdır ve her olayın bir nedenden kaynaklandığını bilir. Cemal Yıldırım’ a göre bilim insanı yargılamalarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olay ve olgulara dayanmayan genellemelerden kaçınır, dogmatik inançlara sapmaz.

Bilim bir sistematik öğrenme ve araştırma sanatı olduğuna göre bilim insanlığı ahlakı doğuştan değildir eğitim ile kazanılacak bir olgudur. Bilim insanının en önemli özelliklerinden biride onun ahlaki hayatıdır. Bilim insanın ahlaksal hayatı, sürekli bir arayış heyecanı, çıkara dayanmayan bir özlemle didinen saf ve onurlu bir hayattır. Sürekli doğruyu aramak, bulguları çarpıtmamak, okumadığını okumuş gibi göstermemek, bulmadığı sonucu bulmuş gibi göstermemek, başkalarının düşüncelerini kendi görüymüş gibi göstermemek gibi erdemlere sahiptir. Bilim insanın ahlaksal hayatı paraya, üne ve otoriteye önem vermeyen fakat gerçekleri bulma ateşi ile çırpınan bir hayattır.

Sayın Erdem Büyükbingöl’ün 3 Şubat 1996 tarihli Cumhuriyet Bilim ve Teknik ekindeki Bilim İnsanlığı üzerine düşüncelerine içtenlikle katılmak istediğimi belirtmek isterim. Çok net olarak açıklanmaya çalışılan yazıda en ilginç olan nokta bilim öğretmeye çalışan bir profesörün bilim adamı olamayacağı gibi bilim hayatına yeni merdiven dayamış bir araştırma görevlisinin bilim insanı niteliğini taşıyabileceğinin vurgulanmış olmasıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi salt bilim öğreten veya bilimsel araştırma yapılan bir kurumda (üniversite veya araştırma enstitüleri) araştırma yapan herhangi bir pozisyondaki kişi bilim insanı vasıflarına sahip onamayabilmektedir.

Bilimile oğraşan kişi kendisini halktan uzak tutmamalıdır. Çoğu bilim insanı kendini izole ederek kullandıkları teknik ve teknolojinin arkasında durarak kendi yaptıkları karşısında insanların hayret ve şaşkınlık gösterilerini kendileri için bir gurur ve üstünlük kaynağı olarak görmektedirler. Her şeyden önce bilim insanı bilimini halka indirgemeli ve herkesin anlayabildiği dille kitlelere sunum yollarını aramalıdır.

Socrates tüm yaşamını, bilmek ve doğruya ulaşmak için harcamıştır. Aristoteles ‘bütün insanlar yaratılışları gereği öğrenmek ister’ diye başlar ünlü Metafizik adlı eserinde. Böylece bilim insanı her ne koşul altında olursa olsun doğru söyleyen biri olmalı, araştırma sonuçları ne ise onu kamuoyuna açıklamalıdır.

Bilim insanı ahlaki değerleri yüksek olan kişidir. Bilim insanı olayları ve olguları olduğu gibi kabul eder, gerçeğe saygılı kişidir. Esen rüzgarın yönüne göre veya güçlüye göre fikir değiştiren veya anlayışını güçlü olana göre belirleyen kişi değildir. Kendinden zayıfı ezmeyen ve kendinden güçlünün önünde diz çökmeyen, sağlıklı iç gelişmesini tamamlamış, olgun yapısıyla insanı insan olarak gören ve insan olduğu için saygı duyan ahlaklı ve erdemli kişidir.

Bilim yapan kişi bilimsel çalışmalarında hiç bir maddi kazanç ve çıkar gütmeksizin yapmalıdır. Bilim insanı gerek bilimsel çalışmalarında ve gerekse toplumsal ilişkilerinde maddi kazanç sağlanacak diye uğraşısında ve ilişkilerinde para ve benzeri küçük değer yargılarına tenezzül etmez. Bilim insanı için bir bilinmeyenin bilinir hale getirilmesinin, toplumun problemlerine çözüm getirmesinin ve bir canlının canını kurtarmasının verdiği haz maddi hazla karşılaştırılamayacak bir duygudur.

Araştırmacının tarihsel ve toplumsal bir sorumluluğu vardır. Yaptığı her araştırma kendi sınırlarını aşan nitelikte olduğundan bilim insanı çağına ve dünyaya karşı sorumlu kişidir. Bu nedenle bilim insanı yaptığı araştırmanın sorumluluğunu taşımalıdır. Bilim insanının sorumlulukları salt laboratuvarda ve kütüphane kapılarının ardında kalmamalıdır. Bilim insanı zaman zaman toplumu kendi bilgi ve birikimi ile aydınlatmalıdır. Bilim insanı öğrencilerini bilimi ile aydınlatır. Bilim insanı bilim kavramını eğitim sisteminde iyice işlemeli kendi konusunu bilimsel verilerle nasıl işlediğini pratiği ile öğrencilerine anlatmalı ve göstermelidir. Aydınlanma ile birlikte sorgulama sanatı gelişmiş bunun sonucu bilim ve bilimsel araştırma faaliyetleri ilerlemiştir. Bilim insanı aynı zamanda topluma bilim hizmeti sunmakla kendini sorumlu hissetmelidir. Bilim insanı, kendisini salt teorik çalışmalardan sorumlu tutmamalı, zaman zaman kendi bilimini topluma açıklamalıdır. Bilim insanı zaman zaman popüler alanlarda da yazılar yazmalıdır. Bildiğimiz bir çok bilim adamı örneğin Albert Einstein ve Bertrand Russell zaman zaman toplumsal konularda yazılar yazmışlardır.

Evrensel düşünmek zorundadır. Bilim insanı çalışmalarının evrensel nitelikte olması nedeniyle kendisi de evrensel düşünmek zorundadır. Bilim insanı bu nedenle her türlü dar görüşlülükten sıyrılıp din, dil, ırk ayrımı yapmadan yaptığı araştırmayı dünyanın her insanı ile bölüşmede evrensel olmak zorundadır. Bilindiği üzere eskiden büyük bilimsel buluşlar tek tek bilim adamlarının buluşları ile oluyordu fakat günümüzde artık buluşlar farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının oluşturduğu ekipler tarafından yapılmaktadır. Bu yolla geniş bilgi birikimi aynı potada değerlendirilerek olaylar ve olgular arasındaki ilişkiler daha iyi anlaşılmaya başlamıştır. Bu nedenle bilim insanı kendi çevresindeki diğer disiplinlerdeki bilim insanları ile bağlantı kurmalı ve onlarla sürekli bir ilişki içerisinde olmalıdır. Bilim insanı hümanist kişiliklidir. Bilim insanın evrenselliğinden kaynaklansa gerek, bilim insanı başka yaşam biçimlerini daha iyi anladığı için çevresindeki insanları daha iyi anlar, kişileri olduğu gibi kabul eder ve onlara yardım elini uzatmakta gecikmez.

Bilimile uğraşan kişi eleştiri ve özeleştiriye açık olmalıdır. Bilim insanı başta kendi çalışmaları olmak üzere olayları ve olguları tarafsız, nesnel bir şekilde inceleyebilen, araştırabilen ve sorgulayan kişidir. Bilim insanı her türlü eleştiriye açık olduğu gibi kendi kendini de eleştiren veya özeleştiri yapan erdemli insandır. Bilim insanı araştırma öncesi ve sonrası bütün ayrıntıları en ince ayrıntısına kadar araştıran ve sorgulayan kişidir. Bilim insanı araştırma sonuçlarını değerlendirirken yapılmış yanlışları ve yanılgıları açık ve net olarak belirterek, özeleştiri yaparak kamuoyuna duyuran kişidir. Özeleştiri yapmak bilim insanını küçük düşürmez, aksine zenginleştirir ve daha saygın kılar. ‘Erdemli kişi önce kendini yargılamasını bilen kişidir’ özdeyişi bilim insanı için çok yerinde bir deyiştir. Bilim insanı kendi ürettiği bilginin, yaptığı araştırmanın sorumluluğunu taşıyan kişi olması nedeniyle ürettiği bilginin ve araştırmalarının muhatabı olan kişidir. Evrensel olması ve uluslararası düzeyde yayın yapmasından doğan durumdan dolayı herhangi bir ulusun araştırıcılarının eleştirisine açık olan kişidir. Uluslararası alanda herhangi bir ağırlığı olmayan bir ülkenin araştırıcısının eleştirisine uğradığı zaman kızma veya dikkate almamazlık tutumu gösterilmesi bilim insanın niteliklerine yakışmamaktadır.

Her şeyden evel gerçeği söyleme cesaretine sahip olmalıdır ve bilimdışı görüşlere karşı taviz vermemelidir. Tavizin verildiği yerde gerçek anlamda bilimden bahsetmek mümkün değildir. Bilim insanı tarafsız, bağımsız karar verebilen, gerektiğinde düşüncelerinin mevcut anlayışla bağdaşıp bağdaşmadığına bakmaksızın açık, net ve özgürce ifade eden kişidir. Galile dünyanın evrenin merkezi olmadığını açıkladığı zaman o günkü yönetim ile ters düşmüştü. Çünkü o zamanki yönetim, yetkileri tanrıdan aldığını ileri sürüyordu ve dünyanın evrenin merkezi olduğu resmi olarak kabul görmüştü. Kişisel amaçlar, yasaklar, ideoloji veya inanç uğruna var olan gerçek olguların ifadesi engelleniyorsa bilim insanı bu engellemelere karşı taviz kar olmamalı ve sessiz kalmamalıdır. Eğer bilim insanı olay karşısında bilimden yana tavrını koymuyorsa burada onun bilim insanlığından bahsetmek mümkün değildir. Bilim insanı, Server Tanilli’nin belirttiği gibi ‘bilimden yana taraflı insandır’.

Bilim insanları Atatürk’ün çok önem verdiğim şu özdeyişini kanımca bünyelerine iyice işlemelidirler; ‘Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat, için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, sapmadır’. Bu veya benzeri örnekleri çağlarına damgasını vurmuş düşün insanları çeşitli vesilelerle belirtmişlerdir.

Buraya kadar ifade edilmeye çalışılan bilim insanı niteliklerinden dolayı bilim insanı seçkin ve özel bir kişidir. Seçkinlik ve özel olmak, bir başka insandan farklı olması ona bir kişilik ve evrenselliği kazandırmaktadır. Yukarıda da anlatılmaya çalışıldığı gibi bilim hayatı ve bilim insanlığı bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimi zor amma zevkli bir yaşamdır. Bizler istesekte ismesekte, bizler olsak ta olmasak da dünya kendi ekseninde dönmeye devam edecektir. Ama bir gerçek var ki o da, bu dünya bizim gibi bilim, sanat yapanlar tarafından daha iyi, hata çok daha iyi yaşanılabilir bir dünya olabileceği gibi çok kötüde olabilir. Bilimimizle sanatımızla ona zenginlik katabiliyor isek ve insanlığın önünü açabiliyor isek ne mutlu bizlere. Bilimsiz ve sanatsız bir dünya eksikli bir güzellik olacaktır.

Kaynak:
Doç. Dr. İbrahim ORTAŞ
Ç. Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 01330, Adana

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: