Sachs: Ekoloji Olmadan Eşitlik Olmaz

“Bugün insanlık eğer gerçekten adalet istiyorsa, daha refah içinde yaşayanlarının ‘nasıl daha azla yaşarız’ sorusunu sormaları ve buna bir yanıt bulmaları gereklidir.”
Dr. Sachs, Ömer Madra ve Ümit Şahin, Yeşiller’in iklim değişikliği toplantısında konuştu. Sachs, “İklim değişikliği nedeniyle insanların yaşama hakları ellerinden alınıyor. En çok etkilenenler yoksullar ve bu değişikliğe en az katkısı olanlar” dedi.

BİA Haber Merkezi

17/10/2005

Mustafa SÜTLAŞ
BİA (İstanbul) – Türkiye Yeşilleri bünyesinde çalışmalarını sürdüren “İklim Değişikliği ve Küresel Ekoloji Çalışma Grubu”nun 15 Ekim Cumartesi günü Taksim Hill Otel’de düzenlediği toplantıda Almanya’da Wuppertal İklim, Çevre ve Enerji Enstitüsü’nde çalışan dünyaca ünlü bilim insanı, aktivist ve ekolojist Dr. Wolfgang Sachs bir konferans verdi.

Etkinlik, Heinrich Böll Stiftung (HBS) Derneği’nden Dr. Ulrike Duffner’in açış konuşmasıyla başladı. Dr. Duffner sözlerine “İklim değişikliğinin önemi son dönemde yaşanan Katrina ve benzeri afetlerle bir kez daha anlaşıldı” diyerek başladı. Zamanımızda yaşanan afetlerin nedenleri arasında dünyayı etkileyen iklim değişikliğinin olduğunu söyleyen HBS Derneği temsilcisi bunu da “küresel ısınma”ya bağladı.

Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinden daha çok ve daha olumsuz etkilendiğini belirten Dr. Duffner, “Bu durum ciddi çevre sorunlarına yol açıyor ve bu ülkelerin kalkınmalarını engelliyor” dedi. 2005 yılı içinde bu amaçla bir uluslararası fon oluşturacağını da kaydeden Duffner “HBS Derneği olarak Türkiye’deki çevre konusundaki çalışmaları destekliyoruz” dedi ve toplantıyı düzenleyen Yeşiller Türkiye’ye bu nedenle destek verdiklerini vurguladı.

3 Aralık eylem günü
Yeşiller Türkiye’nin tematik çalışma gruplarından birisini oluşturan “İklim Değişikliği ve Küresel Ekoloji Çalışma Grubu”ndan Beril Sözmen, çalışma grubunun şimdiye kadar yaptıklarından ve yakın dönemde gerçekleştirmeyi planladığı etkinliklerden söz etti.

“Çalışma Grubumuz iklim değişikliğini her türlü etkileri ve tüm boyutlarıyla ele alıp irdeliyor” diyen Sözmen “Küresel Isınma Eylem Günü” olan 3 Aralık’ta gerçekleştirecekleri etkinliklere katılım için çağrıda bulundu.

“Yaşananlar adil değil”
Açılış konuşmalarından sonra toplantının ikinci bölümüne geçildi ve Yeşiller Türkiye Grubu’ndan Ayşen Mert bu toplantı için Türkiye’ye gelen Dr. Wolfgang Sachs’ı tanıttı, ardından da kürsüye davet etti.

Dr. Sachs, sözlerine “Türkiye’yi yeterince tanımıyorum, bu konferansı da Türkiye ve sizleri düşünerek hazırlamadım, genel bir konuşma yapacağım” diyerek başladı.

Sachs, yaşadığımız küresel tehditler konusundaki tehlikeler, anlaşmazlıklar ve çatışmaları anlatacağını belirtti. Konuşmasının yedi duraklı bir yolculuğa benzediğini vurgulayan Sachs, izleyicileri kendisiyle birlikte bu yolculuğu yapmaya çağırdı.

İlk durağın konusunun “sivrisinekler” olduğunu belirten Dr. Sachs “sivrisinekler küresel ısınmaya bayılıyor, çok mutlu oluyorlar” dedi. Küresel ısınma artınca sivrisineklerin, dolayısıyla da sıtmanın arttığını belirten Dr. Sachs, sivrisineklerin yaşam alanlarının küresel ısınma nedeniyle genişlediğini ve daha yüksek yerlerde de sivrisineklerin yaşama olanağını bulduklarını belirtti. Bazı bilim insanlarının 2050’de küresel ısının 2 derece artacağını belirttiğini, bunun ise sivrisineklerin yol açtığı sıtma nedeniyle ortaya çıkan ölümlerin katlanarak artması demek olacağını söyledi ve şöyle dedi:

“En kırılganlar ve en zayıf olanlar en çok etkileniyor.”
“Buradan çıkacak sonuç şudur: Küresel ısınma zayıf insanları ve yoksulları daha çok etkiliyor. Çünkü küresel ısınma ile toprağın verimliliği ve suyun miktarı azalıyor, ürün çeşitleri değişiyor, bunların sonucunda yaşamlarını toprağa ve doğaya doğrudan bağlı olarak sürdürmek zorunda olan ülkelerde ‘sessiz’ değişiklikler oluyor.”

Bu durumun sonucunun yine küresel ısınmanın artışına yol açtığını bu kısır döngünün sonunda küresel ısınmanın sorumlularının değil, bunda hiç bir payı olmayan bu “suçsuz” toplumların ve insanların bu süreçten en çok ve en olumsuz etkilendiğini vurgulayan Dr. Sachs, “en kırılgan, en zayıf olanlar en çok etkilenenlerdir. Yani küresel ısınma, küresel ekonominin en dış bölümündekileri ve buna hiç bir zaman dahil olamayacak yoksulları öncelikle vurmaktadır” diyerek konuşmasının ikinci durağına geçtiğini açıkladı.

En önemli neden petrol
İkinci durağın herkesin bildiği “petrol” konusu olduğunu belirten Dr.Sachs “İklim değişiklikleri insanların yaşamlarını etkiler” dedi ve küresel ısınmaya çevre ya da doğa adına karşı çıkmanın yetmeyeceğini, insanı amaçlayan ve önceleyen bir yaklaşımın hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.

Bundan 9 yıl kadar önce Ruanda’da kitlesel katliamlar yaşandığını, ama ABD’nin bu katliamlar nedeniyle oraya “küresel jandarma” olarak asker göndermediğini belirten Dr. Sachs izleyicilere bunun nedenini sordu.

Kendi sorusunu kendisi yanıtlayan Sachs “çünkü Ruanda’da petrol yoktu, orada yalnız tatlı patates yetişiyordu, oranın tatlı patatesi de kimsenin, bu arada ABD’nin de umurunda değildi” dedi.

“Ama aynı ABD Irak’taki insan hakları ihlallerini bahane ederek Irak’a asker gönderdi, peki neden” diyerek izleyicilere ikinci bir soru daha sordu. Bunun da tek yanıtının “petrol” olduğunu vurgulayan Dr. Sachs, sözlerine şöyle devam etti:

“ABD petrol gereksiniminin yüzde 50’sini dışardan almak zorunda. ABD, AB ülkeleri ve benzeri gelişmiş ülkeler, kendilerine sürekli petrol enjekte eden madde bağımlısı olan ülkeler. Şimdi petrol azalıyor ve önümüzdeki 10-15 yıl içinde hızlı bir düşüşle petrolün sonuna doğru gidilecek. İşte bu ülkeler şimdi kendilerini güvenceye almak istiyorlar. Petrole yalnız bu ülkeler değil, günümüzde çok hızlı gelişen Çin gibi bazı ülkeler de çok yoğun bir talep yaratıyorlar. Sonuçta petrolün fiyatı sürekli artıyor. Bu bir yandan petrol nedeniyle yeni çatışmaları ortaya çıkarırken, bir yandan da petrolü ve parası olmayan fakir ülkeleri hızlı bir yok oluşa doğru götürüyor. Bu ise adaletsizliği ortaya çıkarıyor. Petrolün doğurduğu küresel ısınmadan etkilenen yoksul ülkelerin insanları bir de bu nedenle daha çok etkileniyorlar.”

“Adalet ve hakkaniyet”
Sachs’ın yolculuğunun üçüncü durağı “çevrenin, adalet ve hakkaniyetle ilişkisi”ydi. Sachs dünyada bir “ulus ötesi-uluslarüstü tüketici sınıfın” oluştuğunu, bu sınıfın tüm dünya ölçeğinde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 25’ini oluşturduğunu ve bunların tüm kaynakların ve tüketimin yüzde 75’ine sahip olduğunu, geride kalan yüzde 75’in kalan yüzde 25’i bölüşmek zorunda olduklarını, bunun da büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik yarattığını vurguladı.

Bu ulusötesi tüketici sınıfın daha çok otomobil kullandığını, daha çok enerji tükettiğini dolayısıyla ısınmaya yol açtıklarını belirtti. Diğer yandan, aynı sınıfın daha çok et tükettiğini, bunun için daha çok meraya ve bitkiye gereksinim doğurduğunu, bunun geride kalan yüzde 75’lik kesimin besin gereksinmesini karşıladığı alanların azalması anlamına geldiğini, daha çok tarla için daha çok ormanın açıldığını, bunun da küresel ısınmaya neden olduğunu söyledi.

Çevreci adalet
Sachs konuşmasının dördüncü durağında “çevrecilerin adaleti nasıl anladıklarını” anlattı.

Yeryüzü kaynaklarının giderek kritik bir noktaya geldiğini belirten Dr. Sachs, son 30 yıldır insanoğlunun çok daha fazla kaynak kullandığını, bunun doğanın yerine koyabileceğinden her yıl itibariyle yaklaşık yüzde 20 daha fazla olduğunu, yeryüzünde hazır bulunanın hızla tüketildiğini söyledi.

Bu eşitsiz tüketimin yarattığı adaletsizliğin ancak “güç kullanarak” gerçekleştirilebildiğini vurgulayan Dr. Sachs “kuzey ülkeleri” denen ülkelerin bu yolla ulaştıkları yaşam biçiminin temel unsurunun kendileri için “daha çok rahatlık ve daha çok özgürlük” olduğunu, ama bunun “demokratikleştirilmediğini, tüm dünyaya yaygınlaştırılmadığını”, bu durumda eşitsizliğin “haydut-talancı” ekonomiler yarattığını, bunun da çevreyi ve doğayı daha çok tahrip ettiğini söyledi.

İnsanlığın önünde iki yol olduğunu belirten Dr. Sachs “ya bu duruma ses çıkarmayacaksınız ve bu gidiş insanlığın yok oluşunu yaratacak ya da çevrecilerin söylediği gibi daha adil bir bölüşümün ve kaynakların kullanımının daha demokratikleştirildiği bir dünyanın yaratılması için uğraşacaksınız” dedi.

Bu ikinci seçeneği uygulamak için “çevreci” bir yaklaşımın gerektiğini söyleyen Sachs, “ekoloji olmadan eşitlik olmaz” dedi.

“Bu bir insan hakları sorunudur”
Yolculuğun beşinci ve altıncı duraklarının “görece ve gerçek adalet” olduğunu belirten Dr. Sachs, sosyalistlerin savunduğu eşitliğin “dağıtımdaki eşitlik” olduğunu belirterek bunun küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek için yeterli olmayacağını söyledi. “Karşılaştırmalı (görece) adalet”in ne olduğunu anlattı. Bunun farklılıkları ortadan kaldıran bir adalet yaklaşımı olduğunu belirtti. Kesin-mutlak adaletin ise insanların eşitliğine onuruna ve insan haklarına dayanan adalet olduğunu belirtti.

İklim değişikliğinin sonuçları itibariyle insanların yaşama haklarını elinden aldığını, dolayısıyla bunun aynı zamanda bir tür “insan hakları ihlali” olduğunu vurgulayan Dr. Sachs şöyle dedi:

“Bu insan yaşamına bir saldırıdır. Kimse bu konuya tam olarak değinmiyor. Bu ihlallerden en fakirler ve bu değişikliğe en az katkısı olanlar maruz kalıyor. Küresel ısınmayı doğuran havadaki karbondioksit miktarına (emisyon) ilişkin değerlendirmeleri bu noktalara dikkat ederek yapmalıyız. Gelişmiş ülkeler daha çok karbon dioksit üretiyor. Onların bunu azaltması gerekli, ama gelişmekte olan ülke de gelişmek zorunda; o da belirli bir sınıra kadar bunu havaya salma hakkına sahip olmalı. Adalet bunu gerektirir. Tüm dünya ülkeleri bu konuda anlaşmalı ve bu sürece katılmalıdır. İşte adalet ve hakkaniyet böyle sağlanabilir.”

Çözümler, yapılması gerekenler
Konuşmasının yedinci ve son durağında ise küresel ısınma ve iklim değişikliğini önlemek için nelerin yapılması gerektiğine değinen Wolfgang Sachs, bu noktada asıl sorumluların ve bir şeyler yapması gerekenlerin “kuzey ülkeleri” olduğunu vurguladı. Dr. Sachs sözlerini şöyle tamamladı:

“Onlara daha çok iş düşüyor. Bu da ‘dağıtımcı adalet’in bir gereğidir. Onlar daha çok çıktı yapmak ama daha az girdi kullanmak, daha çok üretmek ama daha az tüketmek zorundadırlar. Bunun için aklı, tekniği, mühendisliği öne çıkarmalıdırlar. ‘Etkinliği’ artırmak önemlidir ve bunun için çaba sarf etmek zorundadırlar.

“İkinci olarak yapmaları gereken ‘tutarlı ve doğaya uyumlu’ olmalarıdır. Benimsedikleri yöntemlerin doğaya daha az zararlı ve doğayla daha çok uyumlu olması gereklidir. Son olarak da kendi kendilerine ‘yeterli olmayı’, yeterliliğin gereksinimle sınırlı olmasını sağlamaları gereklidir. Bugün insanlık eğer gerçekten adalet istiyorsa, daha refah içinde yaşayanlarının ‘nasıl daha azla yaşarız’ sorusunu sormaları ve buna bir yanıt bulmaları gereklidir.”

Medya ve akademya
Konferansın tartışma bölümünde ilk sözü Açık Radyo yöneticisi ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Madra aldı.

Madra, kendisinin bu süreçte rol oynayan iki önemli kesimi, yani “medya ve akademya”yı temsilen bazı saptamalar yapacağını söyleyerek başladı. Akademyanın belirli ama çekingen bir ilgisinin olduğunu, başat rol oynamakta eksiklikleri olduğunu, ama bunu kapatmaya çalıştığını söyledi.

“Medyanın durumu daha vahim. Onlar gerektiği kadar bu işin üzerinde durmuyorlar, birçok şeyi görmüyorlar ve yazıp anlatmıyorlar” diyen Madra bazı örneklerle konunun önemine değindi. Medyanın esas olarak “kötü haber”leri sunduğunu, ama küresel ısınma konusundaki durumun kötülüğüne değinmemeyi bir yöntem olarak benimsediklerini, “görmeme ve inkar tavrı” içinde olduklarını, bu toplantıyı izlemeye gelen medyanın sayıca azlığının da bir gösterge olduğunu vurguladı.

Son dönemde uluslararası bilimsel dergilerde yer alan bazı örnekleri anlatan Madra, Amazon yağmur ormanlarının durumunu özetledi ve “sorun çevreci ya da yeşil olma meselesi değil, herkes küresel ısınma konusunda militan bir aktivist olmalıdır” dedi.

2010’da yani beş yıl sonra yeryüzünde 50 milyon insanın “çevre mültecisi” durumunda olacağının altını çizen Madra sözlerini “bir gün herkes temel haklar çerçevesinde iklim mücadelecisi olacak” diyerek bitirdi.

Türkiye’nin rolü
Bu bölümde tartışmaya katılan üçüncü konuşmacı Yeşiller Türkiye üyesi ve Çevre İçin Hekimler Derneği Başkanı Dr. Ümit Şahin’di. Dr. Şahin atmosferdeki karbondioksit emisyonunun bu işin sorumlusu olduğunu, Kyoto Protokolü’nün yetersiz de olsa buna ilişkin düzenlemeler yaptığını, ama bu protokol kapsamında Türkiye’nin üzerine düşenleri yerine getirmediğini vurgulayarak enerji konusundaki politikalardan ve bunun küresel ısınmaya olan katkısından söz etti.

“Türkiye de kendisine petrol enjekte ederek yaşayan bağımlı ülkelerden birisidir. Bunu ‘ekonomik büyüme’ gerekçesine dayandırmaktadır. Bu bir ‘mit’tir ve terk edilmelidir” diyen Dr. Ümit Şahin, konferansı veren Dr. Sachs’a Türkiye’nin neler yapması gerektiğini sorarak sözlerini tamamladı.

Dr. Sachs’ın tartışmacıların sorularını yanıtlamasından sonra toplantının yöneticisi Ayşen Mert salondaki yüzü aşkın izleyiciye de soru sorma ve görüş bildirme olanağı tanıdı ve onlar da Dr. Sachs’a anlattıklarıyla ilgili çeşitli sorular yönelttiler.

Saat 18.00’e kadar süren bu bölümden sonra toplantı Mehmet Ali Üzelgün’ün yönettiği “Cemre” adlı filmin izlenmesiyle sona erdi. (MS/TK)

2005 En Sıcak Yıl Olma Yolunda
Bilim insanlarının elde ettiği uluslararası iklim verilerine göre, 25 yıldır süren küresel ısınma eğiliminin devamı olarak 2005 en sıcak yıl olma yolunda gidiyor. (14 Ekim 2005 Cuma AP, Gazeteler)
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün iklim bilimcileri, tüm dünyadaki 7200 noktadan topladıkları verilerle 2005’in en sıcak yıl olan 1998’i geçtiğini hesapladı.
Goddard uzmanlarının hesaplamalarına göre, bu yılki küresel sıcaklık, 1950 ve 1980 yılları arasındaki ortalamanın 0,75 derece santigrad üzerinde meydana geldi. Rekor sıcaklığın tespit edildiği 1998’de küresel sıcaklık, 30 yıllık ortalamanın 0,71 derece santigrad üzerindeydi. Bilim insanlarının hesaplamaları sonucu, dünyanın kuzey yarıküresinin daha fazla ısındığı ortaya çıktı.

İklim Değişikliği hakkında 10 Gerçek
Atmosferdeki karbondioksit oranı son 60 yıldır artıyor ve bugün endüstrileşme öncesinden % 35 daha fazla.

Hiçbir önlem alınmadığı takdirde atmosferdeki karbondioksit düzeyi 2050 yılında endüstri öncesi dönemin iki katına çıkacak.

Karbondioksit düzeylerinin ikiye katlanması dnyayı 1,4-5,8 derece ısıtacak ve bu insanlık tarihinde görülmüş en büyük ısı değişikliği olacak.

Sıcaklık ölçüm kayıtlarına göre tüm dünyada son 150 yıldaki 20 en sıcak yılın 19’u 1980’den sonra ve bunların dördü de son yedi yıl içinde gerçekleşti.

Birleşmiş Milletler verilerine göre bu yüzyıl (21.) içinde deniz seviyesindeki yükselme 88 cm.i bulabilir.

2050 yılına gelindiğinde ortalama sıcaklık artışı 2 dereceyi geçerse, 3 milyar insan susuzluk, 250 milyon insan da sıtma riskiyle karşı karşıya olacak.

Önümüzdeki onyıllar içinde, türleri tehlike altında olan memelilerin yüzde 25’i, kuşların yüzde 12’si küresel ısınma nedeniyle yok olabilir.

İklim değişikliği bitki ve hayvanların kutuplara ve yüksek yerlere doğru göç etmesine yol açıyor, göç ve çiftleşme zamanları değişiyor.

Son 50 yıldır, kurbağaların çiftleşmesi, çiçeklerin açması ve kuşların göçü her on yılda ortalama 2-3 gün erken başlıyor.

Gelişmiş ülkelerde sera gazlarının yaklaşık yüzde 67’si fosil yakıt kökenli enerji santrallerinden, yüzde 18’i de ulaşımdan kaynaklanıyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, 2010 yılına gelindiğinde her yıl 265 milyar dolarlık küresel ısınma kaynaklı maddi zararın oluşacağını söyledi.

Dünya üzerindeki buzulların toplam hacmi 1960’tan bu yana 4200 metreküp azaldı.

10 Çözüm Yolu
2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarında, 1990 rakamlarına göre %60’a varan bir azalma zorunlu.

Enerjinin verimli kullanılması yasal değişikliklerle desteklenmeli.

Elektrik üretiminde rüzgâr, güneş gibi temiz (yenilenebilir) enerji kaynaklarının payı hızla artırılmalı.

Hükümetler karbon vergileri ve temiz enerji ile teknolojileri teşvik ederek geçiş dönemlerine öncülük etmeli.

Enerji tasarrufu her yerde kural haline gelmeli, binalarda enerji verimliliği için standartlar konulmalı.

Ulaşımdan kaynaklanan karbondioksiti azaltmak için motorlu taşıtlara dayanmayan ulaşım biçimleri ve toplu taşımacılık geliştirilmeli.

Yaşam biçimlerimizi sorgulamak ve değiştirmek, daha çok bisiklet yolu, daha az otomobil ve uçak kullanmak, daha az enerji tüketmek zorundayız.

Atmosferdeki fazla karbozdioksiti temizleyen orman alanlarının korunması ve genişletilmesi gerekiyor.

Küçük güzeldir; üretimde, tüketimde, yatırımlarda devasa ölçekleri terk etmek zorundayız.

Yeşil bir gelecek için çalışmalıyız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: