İklim Felaketleri: Birşeyler yapmanın önünde üç engel

İMMANUEL WALLERSTEİN

22 Mart 2007

Bilim insanları bizi elli yıldan beri insanın yol açtığı iklim değişikliklerin tehlikeleri konusunda uyarıyor. Ancak son iki üç yılda durumda iki önemli değişiklik oldu.

İlki; değişik bilimsel gruplar bu tehlikelerin gerçek olduğunu ve bu tehlikelerin bilim insanlarının beş yıl önce sandığından bile daha hızlı bir şekilde meydana geldiğini kaydeden oldukça güvenilir raporlar çıkardılar. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de geçenlerde söylediği gibi; “On ikiye beş yok, on ikiyi beş geçiyor.”

İkinci değişiklik ise sözkonusu iklim değişikliğin artık sıradan insanlar tarafından görülebilir hale gelmesidir. Hint Okyanusu’nda Tsunami felaketi meydana geldi. Karaip Adaları’nda gerçekleşen kasırgaların sıklığı ve şiddeti arttı, Katrina felaketiyle zirveye ulaştı. Kuzey Kutbu’nda buzulların parçalanması resimleri basında yaygın bir şekilde yer aldı.

Ve Londra’da üç asırdan beri hava sıcaklığını ölçen meteorologlar da ölçtükleri en sıcak kışın yaşandığını açıkladı. Avrupa’daki sıcak havayı, dünyanın diğer yerlerinde kasırga ve farklı fırtına felaketleri tamamlıyor. Öyleyse neden bu kadar az şey yapılıyor? Bazı insanlar sorunun varlığını inkar etmeye çalışıyor. İnkar etmelerinin sebebi, sorunu yeterince bilmemeleri değil. Dünya siyasi liderlerinin bir şeyler yapmaya hazır olma oranı ve onları bu konuda bir şeyler yapmaya iten kamuoyu baskısı oldukça düşük. Eğer bilgi ve eylem arasında bu denli açık bir fark varsa, o zaman sosyo-politik alanda bunun izahı önünde engeller olmalı. Ve gerçekten de eyleme geçilmesinin önünde üç güçlü engel bulunuyor: Üreticilerin/girişimcilerin çıkarları, daha az zengin olan ulusların çıkarları ve sen ile benim tutumum! Bunların her biri güçlü bir engel teşkil ediyor.

Üreticileri/girişimcileri her şeyden önce faaliyetlerinin getireceği kar oranına ilgi duyar. Örneğin biri gidip de, şu an ödemek zorunda olmadıkları giderleri, yani zarar verdikleri çevreyi ıslah etme ya da temizleme işlemlerini maliyetlerine dahil etmeleri gerektiğini söylese, karları iki yönde ciddi ve olumsuz bir şekilde etkilenecek. Bu durum her şeyden önce üreticileri/girişimcileri fiyatlarını yükseltmeye zorlar.

Üreticiler/girişimciler bunun sonucu olarak bazı tüketicileri kaybedebilir. Eğer yukarıda belirtilen maliyeti giderlerine dahil ederlerse, rakipleri ise bunu yapmazsa, satışlarını rakiplerine kaptırabilirler. Bundandır ki, gönüllü eylemlerde ortaklaşma oldukça ender bir durum olduğundan beri, gönüllü eylemlerin sonuç vermesi ihtimal dahilinde değil. Durum böyle olunca, dürüst üretici/girişimci rakiplerine yenilir. Çözüm ise maliyetin hükümet kontrolünde ve zorunlu olarak içselleştirilmesinde yatıyor. Ulusal rekabet sorunu bu şekilde çözülse de, bir yanda üretici/girişimci uluslararası rekabette açık halde bırakılacak, bir yanda da belli bir fiyatın üzerine çıkılması durumunda tüketici sayısı düşecek.

İkinci sorun ise uluslararası rekabettir. Daha yoksul olan ülkeler dünya pazarında boy ölçüşebilmek için imkanlarını geliştirmenin yollarını arıyor. Bunu yapmanın bir yolu, belli ürünleri daha düşük maliyette üretmek ve böylelikle daha düşük maliyette pazarlanabilecek ürünler üretmektir. Eğer ülkelerden biri uluslararası bir anlaşma yoluyla üretim sürecinde bazı aşamaları belirlerse, örneğin enerji için kömür kullanımının azaltılması gibi. Bu hem bu ülkelerdeki endüstrinin pahalı bir yeniden yapılandırmayı gerektirir, hem de söz konusu ülkelerin rekabetçi fiyat avantajlarını potansiyel olarak kaybetmesi anlamına gelir. Bu arguman mevcut durumda özellikle Çin ve Hindistan gibi büyük ülkeler, ama aynı zamanda da Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri tararfından kullanılıyor.

Bu sorunun kuşkusuz kısmi bir çözümü de var. ABD ve Batı Avrupa gibi zengin ülkeler, demin belirttiğim ülkelerdeki endüstriyi yeniden yapılandırmak için kapsamlı fonlar oluşturdular. Ancak zenginliğin bu şekilde transfer edilmesi hiçbir zaman pek popüler olmadığı gibi, sözkonusu zengin ülkeler içerisinde de büyük bir siyasi destek almıyor. Sonuçta, az zengin ülkeler için önemli olan potansiyel fiyat avantajının kaybedilmesi gerçekliği etkilenmez. Sen ve ben üçüncü engelin merkezini oluşturuyoruz. Buna tüketicilik deniliyor. İnsanlar tüketmekten her zaman hoşlanmışlardır. Ancak hayatta kalmak için en düşük düzeyin üzerinde tüketebilen insan sayısı son 50 yılda gözle görülür düzeyde arttı. Gidip, bireylere daha az elektrik ve da enerji tüketme ya da bu girdilere ihtiyacı olan ürünleri daha az tüketme çağrısı yapmak, tüketici olan bu bireylerin yaşam tarzlarını değiştirmeye davet etmek anlamına gelir. Ve mevcut durumda bu türden bir tüketime parası yetmeyenlere çağrıda bulunmak demek, tarihsel olarak mahrum bırakıldıkları tüketime erişme düşünü bırakmaya çağırmak demektir.

Bu, çözülebilir. İnsanlar bir birlerini değiştirebilir. İnsanlar, değerler sistemlerinin ön sırasına, daha fazla tüketmekten farklı şeyler koyabilir. Bazıları için kendi avantajlarını düşürmek anlamına gelse de; dünya çapında daha eşit yaşam standartlarına ulaşma gerekliliğini hepimiz kabul edebiliriz.

Bilim insanları bundan elli yıl önce ilk olarak tütün ürünlerinin kanser oranının artmasına neden olduğunu ispatlamıştı. Bu kanser tehlikesine karşı bir şeyler yapmaya çalışırken insanlar, günümüz iklim tehlikelere karşı bir şeyler yapmaya çalışıldığında karşılaşılan engellerin aynısıyla karşılaşmışlardı. Aradan elli yıl geçti, sigara içme oranı dünya çapında önemli bir düzeyde azaldı. Bunun bir nedeni de, yasal yollardan tütün şirketlerinin daha önce de yol açtıkları sosyal giderleri tanzim etmeleri sağlandı, insanlar değişti ve devlet kontrolü ile sigara içme izni olan alanlar kısıtlandı. Öyleyse çok açık ki, bir şeyler yapılabilir.

Ancak 50 yılımız daha var mı?

NOT: Binghampton Üniversitesi Fernand Braudel Merkezi’nin sitesinden alınmıştır.

Çeviri: Meral ÇİÇEK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: