Serge Moscovici: Yaşamı ve Çevrebilinççi Hareket Üstüne Bir Söyleşi

Serge Moscovici – Ulaş Başar Gezgin
Salı, 17 Ocak 2006
“Çevrebilinççi Hareket, Bir Azınlık Olarak Değerlendirilmelidir”

Serge Moscovici İle Söyleşi

“Toplumsal değişimlerin çoğu, azınlık ürünüdür”

smoscovici.jpgYaratılan, hangi doğa? Hangi toplumsal değişim doğası? Etkin bir azınlık mı olmalıdır yoksa “büyüklerin avlusunda bir küçük” mü? Çevrebilinççilik için hangi toplumsal taban? Yetmişlerde çevrebilinççiliği kuranlardan yansısal toplumbilimci Serge Moscovici ile, siyasal çevrebilinççiliğin tabanına ilişkin kimi sorulara yeniden uğruyoruz.

Halen çalışma yönetmeni olduğu İleri Toplumsal Bilimler Çalışmaları Okulu’nda, 1965’te Toplumsal Yansıbilim Laboratuvarı’nı kuran, Fransız toplumsal yansıbiliminin başlıca temsilcisi Serge Moscovici, yetmişlerde, yapıtları ve makalelerinde, özellikle ‘Yabanıl’da (Le Sauvage), siyasal çevrebilinççiliği ilk kavramsallaştıranlardandı. Budunbilimci (etnolog) Pascal Dibie, Serge Moscovici tarafından, 1972 ile 1999 yılları arasında yayınlanan makalelerden bir toplama hazırladı. Biz de Serge Moscovici’yle görüştük.

Sizin çevrebilinççiliğe yönelmeniz nasıl oldu?

İlk olarak, Spinoza’yı okuduktan sonra ve kuşkusuz, savaşın sonuçlarıyla birlikte, insanın doğayla ilişkisiyle çok önceden ilgilenmemden ileri geldi. Savaştan sonra, bir kere daha bilgi ve insan sorununu ortaya atan kocaman bir atom bombası sorunu, günümüzde de dünyayı kerelerce yokedebilecek bir bomba sorunu vardı. Bilim tarihinde doğayı, tarihte insan ve doğa ilişkilerine bakarak, uzun zamandır çalışmaktaydım. ‘Doğanın İnsansal Tarihi Üstüne Deneme’ adlı bir kitap yazmıştım. Altmışlı yıllarda, doğa üstüne yazmak, dinozorca ve sıradandı ama kitabın basılışıyla, 68 Mayısı çakıştı. Morötesi (ultraviyole) korsanlığının doğuşundaki budunkırım (etnosid) üstüne bir yapıt yayınlamak üzere olan Robert Jaulin’le ilişkiye geçmiştim ve birçok insanın bu sorunlara duyarlı olduğunu görüyorduk. Sonra, Budunbilimin AYB’sinin (Avrupa Yayım Birliği- European Broadcasting Union) kurulması, çok insanı çekti. Atom bombası ve çekirdek (nükleer) bombası vö. sorunu ile ilişkili olarak, bilimcilerin -yalnızca Ellul değil- kendilerinin bilime yönelttikleri eleştirilerin varlığı da unutulmamalı. Tüm bu gidiş, kendi çevresini de oluşturdu. İkinci yan, yeni toplumsal hareketlerin, çok çeşitli öbeklerin (grup), çekirdek-karşıtı (anti-nükleer) hareketin, Creys-Malvielle’in (Krey-Malvil) (5) ve bunlar arasında, Yeryüzü Dostları’nın (Les Amis de la Terre) (6) ortaya çıkışıydı. Ve sanıyorum ki siyasal çevrebilinççilik, Fransa’da doğdu, çünkü doğayı korumak, kollamak yetmiyordu, benim ‘doğal sorun’ olarak adlandırmış olduğum soruna yanıtlar aramak ve bu anlamda harekete geçmek gerekiyordu. Bunun için, özellikle 1977’deki belediye seçimlerinde, Yeryüzü Dostları’yla, bu toplumsal etkinlik içine girdim. Bu, bize, civardaki son derece büyük bir kitleyle karşılaşma, bizi görmeye gelen gençlerle bağlantıya geçme ve yeni bir hareket düşünme olanağı sağladı.

Çevrebilinççilik için nasıl bir tanım vermeli?

Matematiksel bilimler dışında, nesneleri tanımlamak zordur. Bu nedenle, daha çok, üç yönelimden sözedeceğim: Hepimizin duyumsadığı dünya, yalınlık, soluk alabilme, varoluşu azıcık yavaşlatma sevgisi vö. Doğaya dönmek isteriz. Bunun üstüne, kılgı (teknik) aşırılığı sorununu çözmek isteyen kılgısal yönelim vardır: Yetersiz hava, aşırı kirlilik vö. Bu, uzmanlarca, yansız bir sorun, ‘kötü kılgı’nın ‘iyisi’yle değişimi olarak görülür. Dahası, bir kez daha, toplum türü ve bilgi türü, insanların, bilimsel ve kılgısal bilgileri dikkate alarak, yaratmak istedikleri doğa seçimi ile ilişkili olarak, yirminci yüzyıl ve ötesinde başat olacağını söylediğim, doğal sorun çizgisindeki yönelim var. Ve bu, etik ya da ahlak komitesinin işi değildir -değil mi ki etik ya da ahlak uzmanlarından sözedemeyiz- bu, herkesin, yurttaşların sorunudur. Bana göre, siyasal çevrebilinç, böyleydi, şimdi de böyle.

Diyebilirim ki, tüm toplumsal hareketler -önemlilerse- yalnızca sorular öne sürmezler ama topluma, insanlara, birtakım sorunları düşünmeyi öğretirler. Örneğin, diyebiliriz ki liberal hareket, insanlara, tutumyapıyı (ekonomi) düşünmeyi, yaşamlarını ve tüm davranışlarını pazar tutumyapısı terimleriyle düşünmeyi öğretir. Toplumsalcı (sosyalist) hareket, insanlara, seçim yapmayı, birtakım şeyleri toplumsal ilişkileri düzleminde düşünmeyi öğretir. Bana göre, siyasal çevrebilinç, topluma, yalnızca otlak korunumu değil, benim ‘siyasal kılgıyapı (teknoloji)’ olarak adlandırdığım olguyu, diğer bir deyişle, bilgi üretimini düşünmeyi öğretmelidir. Siyaset, bir seçim yapmadıkça varolamaz: Ne tür bilgi, ne tür bir ilişki ve bilgileri ve değişimi tanıtmak için hangi tartım (ritim)? Günümüzde, karar veren iki dizgenin (sistem) olmadığına inanıyoruz: Bir yandan ‘kılgısal’ ilerleme bir yandansa pazar. Ama bu süreci kendi başına düşünmüyoruz, siyasal seçim olan bir süreç, bir bilgi üretmeyi seçmek ya da seçmemek. Öte-genli (transjenik) tahıl gibi, sözkonusu olan, yalnızca kılgısal bir sorun değil, “bilgiyi uygulamak istiyor muyuz?” sorusu. Hangi ölçüde? Sonuçları neler? Siyasal çevrebilinç, işte bu biçimde bir seçim yapar, yoksa, siyasal olmaz. Siyasal çevrebilinç hareketi, insanlara, seçimlerini bu biçimde düşünmeyi öğretir. Herşeyin ötesinde, günümüzde, belirleyici olan; artık, enerjinin sınırları değildir; bu, bilinçlerdir.

Bu, toplumsal sorulara yaklaşmamıza ne biçimde yardım ediyor?

Böyle sorular öne sürmekliğimiz biçimindeki gerçek, toplumsal sorular sorduğumuz anlamına gelir. Çevrebilincin, bu bilince özgü sorular öne sürmeye başladığında, yaşamı ayrıntılarıyla düşünmeye başladığını düşünüyorum. Büyük ve küçüğü sorguladığımızda ne istiyoruz? Yığışmayı, yani, tüm insanların koca kentlerde toplanmasını mı? Paris’teki, ama herşeyin üstünde, 20 milyon yaşayanıyla Meksiko’daki kirlilikten sözettiğimizde, temel sorun, yığışmadır. Tarım sorununu ve ‘ne tür tarım’ sorununu öne sürmektir. Eşitsizlikleri. Ama başka bir sorunu alalım, zaman sorununu. Zaman sorunu, döngüler, doğayla ilişkide çok önemlidir; aynı zamanda, insanların bedensel iyi-oluşu sözkonusudur. Sanıyorum biz, 32 saatlik haftayı önermiş olan ilk insanlar arasındaydık. Ama 32 saatlik haftayı öne sürdüğümüzde, bu, sayısal bir sorun mudur yoksa yaşamın örgütlenmesi sorunu mudur? Aynı biçimde, biliyoruz ki, sağlıkbilgisi ve bilimin buluşlarına bağlı olarak, ömrümüz uzuyor. İnsanlar, emekli maaşlarını ödemek için paramız olup olmayacağını sorarken, biz de sormalıyız: Seksenine doksanına dek sağlıklı yaşayan bir insan için nasıl birşey olacak yaşam? Belli bir yaşa gelmiş insanları ne yapacağız? Hepimiz uzagörü (televizyon) izleyicilerine mi dönüşeceğiz? Aile sorusunu da öne sürmek gerekir. Kent sorununu. Ve yalnızca mimarlık sorusu olarak değil, kendi başına yerleşim sorununu düşünmeliyiz. Çevrebilinççilerin, insanların daha önce düşünmediği şeyleri tanıtarak, bu biçimde düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum: Tartım ve zaman sorunu. İnsanlar, özel olarak, ‘uzam’da düşünür. Sayısallaştırılmadan ele alınamayacak birçok sorun var. Geleceğe, bir sürü şey, pazarın, dayanışmanın, sorumluluğun yeri gibi sorular bırakıyoruz. Toplumsal Güvence (Sosyal Sigorta), dayanışmaya başlıca örnektir ama kentlerde, insanların yaşamında dayanışma nedir? Nesnel olarak daha az şiddetin olduğu bir dünyada güvensizlik duyumsuyorlar ve kendilerini daha az Avrupa’da duyumsuyorlar. Yalnız olduklarını duyumsuyorlar. Toplumsal sorunlar kadar dayanışma sorunları da var. Yetmişli yıllarda yazdığım gibi, dünyayı yeniden ‘büyülü’ duruma getirmeliyiz. Böyle genel bir cansızlık ve büyüyitirişin varlığı ve bunun aynı zamanda çok varsıl olan bir düzende varlığı, beni hep şaşırttı. Zengin toplumlarda, bir tür temel doyumsuzluk var. İnsanlar, toplumsal olarak ilerleyen; uzagörü, araba ve kayıt gereçlerine sahip anaları-babalarıyla eğleniyorlar. İnsanların, arabalarını değiştirmek için yıllık olarak 38000 frank harcadıklarını gördüm. Halbuki Paris’te, dünyanın en hızlı ve en rahat toplu taşımacılık düzeni var. O zaman insanlar neden Paris’te arabalarıyla gezerler? İnsanların yaşamlarında ve topluluksal yaşama biçiminde, mutluluk vermeyen birtakım şeyler var. Hepsi, tehdit edici ve herzaman düşlemleyemeyeceğimiz sonuçlara sahip: Öte-gensel tahıl, bizim için olduğu kadar Güney’deki çiftçilere de tehdit oluşturuyor. Sorun, bu biçimde, toplumsal harekette ve siyasette, geleneksel dayanışma yitip gittiğinde daha açıkça ortaya çıkan bu sorunlara uzanıyor.

Çevrebilinççiliğin toplumsal tabanı ne olabilir?

Değişimin yapıcıları, özellikle belli bir sınıftan değiller. Bu, beylik bir söz ama bu, son yirmi-otuz yıla kadar bu kadar açık değildi. Çevrebilinççiliği düşündüğümüz ölçüdeki toplumsal bir hareket, türdeşliği (homojen) değil toplumsal anlamda önemli bir hareket olmayı hedeflemelidir. Toplumsal hareketin türdeşliğine inanmak, Marksçılık’ın bir kalıntısıdır. Halbuki Rus Devrimi, işçiler tarafından yapılmamıştır. Yetmişli yıllarda, çevrebilinççiliğin toplumsal tabanları, bana özel olarak sınıf terimleriyle tanımlanmayan büyük bir hareket çeşitliliğinden -kadınlar, gençler vö.- oluşuyormuş gibi görünürdü. Ama büyük kentleşme ve yığışma, sorunların verilerini, özellikle insanların yaşamak zorunda oldukları gizilgüçleri (kapasite) değiştiriyor. 2000 yılının işçisi, 19. yüzyılınki değildir artık. Bu anlamda, çevrebilinççiliğin yaklaşıklığı (proksimite) yeniden düşünmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, internet gibi kılgıyapılarla, tehlike, düzeneğin (makina) işleyimsel (endüstriyel) emek için varolduğu kafa emeğine dönüşecek. Niteliksiz kol emeği yarattık, niteliksiz kafa emeği yaratacağız. Bir yandan çok nitelikli bir kesim yaratacağız, bir yandan da niteliksiz bir kesim. İşçi sınıfını düşündüğümüzde, düşündüklerimiz, bu nedenle, madenlerde çalışan insanlar değildir, ‘yapma bilgisi’ (savoir faire, know-how) içerisinde her anlamıyla proleterleşmiş tüm çalışanlardır. Büro odaklı tüm insanlar, siyasal çevrebilinççiliğe açıktır ve çevrebilinççilik de onlara hitap etmelidir. Onlarla, emekle ve yaşam biçimleriyle bağlantılarını konuşmak gerekir. Yaşamlarında kerelerce edinmek zorunda olacakları bilgi sorusuna duyarlıdırlar. Bir başka bilgi örneği: Medyada, gelirlerden, vergilerden sözetmiyoruz.. Ama gündelik yaşamdaki insanları, bütçelendirmeyi, ayrı bütçe payları ayrılması gerekenleri, bunların nasıl yönetileceğini hiç dert etmiyoruz. Düzgüsel (normal) yaşamda bir dizi yenilikler, bir dizi önemsiz sorun, bir dizi yaklaşıklık sorunu, gündelik yaşam sorunu var. Nasıl ki kilise, insanların ruhuyla ilgileniyor, çevrebilinççiler de bu sorunlara öyle yaklaşmalıdır. Tüm bunlar çok kolay bir biçimde yerelde, civarda geçebilir.. Böyle çok önemli bir duruma geliyor çünkü bu sorular -örneğin, bilgi üretmek, ortağınla yüzleşmek..-, toplumun geleneksel olarak yaydığı, bizim çöpe atmış olduğumuz ve yeniden yaratmamız gereken sorular. Toplumsal hareketlerin, siyasal çevrebilinççiliğin bu alanları kaplayacağına inanıyorum. Belki de bu, çevrebilinççiliğin getireceği, yirmibirinci yüzyılın büyük değişimi olacak. Çevrebilinççilik, bana göre, bunu denemelidir.. Bu arada, Ortaklamacı (Komünist) Parti’nin şimdilerde yaptığı dişe dokunur bir şey var mı? Az buçuk. Bir yaklaşıklık sorunu olan ırkçılıkla, insanların yaşamını düzenlemekle uğraşacak. Bir partinin gündemine bu gündelik soruları aldırmak, çevrebilinççilerin işlerinden biri olmalı. Belki bu, boş bir görüştür ama denenmeli, deneyimlenmelidir. Böyle doğru bir düşünce, bir siyasal hareket için, belki de, yeterince derin bir değişim olabilir.

Bir yansısal toplumbilimci olarak, etkin azınlıklar üzerine çok çalıştınız. Size göre çevrebilinççiler de bu niteliğe mi sahip?

Toplumsal değişimlerin çoğu, azınlıkların ürünüdür. Benim görüş açımdan, çevrebilinççi hareket, bir azınlıktır. Yalnızca nicelik olarak değil yansısal toplumbilimin görüş açısından da, bir azınlık olarak değerlendirilmelidir. Çünkü azınlık olmanın üç üstünlüğü vardır. Azınlıklar, % 10’a, 15’e kadar, çok güçlü olan eylemi ve düşüncesiyle de önemli olabilen öbeklerdir. İkinci olarak, azınlık, tanım gereği, eleştirmendir. Üçüncüsü, düşünceler sızıverir (karşıt görüşlüler ve İsacılar’dan tarihsel kanıt gösterebiliriz): İnsanlar, azınlıklardan illa ki nefret etmezler, hatta çoğu zaman, insanların ilgi odağı olurlar (bakınız azınlık olarak varolduğu sırada toplumsalcı hareket); belli bir türden kişiler, çekici bulunurlar; ‘büyüklerin bahçesi’ne girdiklerinde, kimi eleştirilerden korunurlar.. Sonuçta, azınlık olmak, düşünce üretimiyle, yeni uygulamalarla, kendi üstünde büyük bir emekle ve düşünmeyle mayalanan yürekte birleştirici bir etkiye sahiptir. Siyasal çevrebilinççilik, elbette bir azınlıktır. Aynı zamanda, bir yaklaşıklık eylemine çok iyi uyarlanabilecek bir konumdadır: Etkin azınlıklar, ondokuzuncu yüzyıl toplumsalcılarının (falansterler (7), karşılıklıcılar (mütüeller) (8)) yaptığı türden toplumsal deneyler yapabilirler, ve bu biçimde iyidüşsel (ütopik) olabilirler. Çevrebilinççiler de aynısını yaptı: İşbirlik (cooperatif), topluluklar (komünite) vö. Ama başarısızlık ve “bu, tutmuyormuş” türünden suçlamalardan korkmamamız gerekir, tutmayan bir çok şey oldu ama iz bıraktılar. Dirimbilimsel (biyolojik) tarımı da geliştirebiliriz, üniversitelerde deneyler de yapabiliriz. Çünkü bunlar, aynı zamanda, erk odaklarını oluştururlar. Tabii ben, azınlıklar görüngüsüne, toplumsal yansıbilim açısından bakıyorum. Konuyu sıkdeğere (mod) bakarak çalışıyorum. Bir bilimci, alışkanlıkları, iki-üç yıl sonra sıkdeğere dönen küçük öbekleri çalıştı. Birleşik Devletler’de, gettoların sıkdeğeri, tüccarlarda üç yıl sonra ortaya çıkıyordu. Bu, azınlık deneylerinin etkisine somut bir örnektir. Azınlık etkisinin tabanındaki pınarlardan birinin, yola çıkmak olduğunun ayırdına varılmalıdır. İnsanlar, iyidüşsel olduğunu söylerler, öyle gülerler, öyle saçma bulurlar.. Böyle bir tepki göstermeselerdi, diyebilirdik ki azınlıkların etkisi yok. Genelde, ilk kuşak yitip gider. İkinciler kazanır ve daha çok kabul edilirler. İyidüşlerin çoğu, sıradanlıklara dönüşür. Ve geleneksel dünyadeğerlerinin (parametre) büyük bir bölüğünü yitirmiş bir toplum olduğumuzdan, toplumumuz bu deneylere çok duyarlı ve çok kırılgan. Elbette, medya, bu değerleri yeterince hızlı bir biçimde tazelemeyi bildi. Onlar, direnç olmadığı sürece, etki etmeyecek bir azınlığa karşı gelmezler, onları yutmayı bilirler. Örneğin, küreselleşme karşıtı muhalefete bakalım. Ama aynı zamanda medya, bir azınlık, gösterisel düzeye gelmedikçe, hiçbirşeyi ememez. Ama herşeyi de yapamaz. Kabuledilebilirlik sınırları vardır. Çevrebilinççilikte de aynı şey olmuştur. Çevrebilinççiliğin sonuçlarından biri, bir kabul havasını getirmesiydi. Herkes çevrebilinççi takılıyor -yüz yıl önce herkesin toplumsalcı takılması gibi- ama gerçekte herkes, mesafesini koruyor. Bu örnekleri, bu azınlık görüngülerinin zaman alacağını belirtmek için de veriyorum.

Mart 1994’te ‘İnsan Bilimleri’ (Sciences-Humaines) Dergisi’ne verdiğiniz bir söyleşide şöyle demiştiniz: “Çok hızlı bir biçimde dönüşen azınlık, yani çoğunluk öbeğinin ilişki biçimlerini ve davranışlarını çok erken benimseyen azınlık, tam anlamıyla çoğunluğa dönüşemez çünkü artık özgül (spesifik) etkisi yoktur. Diğer bir deyişle, bir azınlığın, genelde, büyüklerin bahçesinde oynamakta gözü yoktur. Başından beri içiçe olduğum çevrebilinççi hareket, bu işleme iyi bir örnektir. Başıçekenler, diğer siyasal parti sorumlularının yürüdüğü kütük üstünde yürümek istediklerinde, eylem olanaklarını yitirdiler”..

Daha da ilerlemezseniz, azınlıklar olarak görülmeyeceğinizi, artık azınlık değil büyüklerin bahçesinde bir küçük olmak riskine girdiğinizi söylemek istemiştim. Bu, başından beri, siyasal çevrebilinççilikle yaşadığımız bir sorundur. Cumhurbaşkanlığı adaylığında doruğa çıkmıştır. İnsanları oluşturmak için ve yeni hareketler için oy almanın daha kolay olduğu düzeylerin (örneğin cumhurbaşkanlığı yerine, nüfusun, insanlarla ve düşüncelerle tanışmasına izin veren belediye başkanlıkları) varlığı nedeniyle, başka düzeyleri almamız gerektiğini düşünüyorum. Siyasal çevrebilinççilik, başta, cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklandığından, alçakta yüksek ev kurmak istiyoruz ve böylece çevrebilinççi hareketi çok kişiselleştiriyoruz. Zaman varken, çok hızlı gitmek istiyoruz. Daha fazla deney yapmalıyız. Unutmamalıyız ki parti türü siyasal hareket, hep var değildi, çağdaş işleyime ve klasik pazar türüne bağlıdır. Bu biçimde, ‘ezelden beri’ var değildi. Bu partiler gelecek midir, bilemem. Siyasal çevrebilinççiliğin farklı bir doğası olması gerektiğine ve okulların başka birşeyler, başka yaşam biçimleri, insanları başka türden harekete geçirme biçimleri bulabileceklerine inanıyorum. Çevrebilinççilik, ötekilerle aynı türden bir parti olmak istiyorsa, bir geleceğin varlığından kuşku duyarım. Kentleri yaratmanın, bir kent hukuku yaratmanın, sözleşmelerin ve tüm kuşakların yenileyip yenilemeyeceğimiz sorununu bir açıklığa kavuşturmanın vö., iki yüzyıl gerektirdiğini unutmamalıyız. Ama şimdilerde, işler daha hızlı gidiyor. Siyasal çevrebilinççiliğin neden üç günde her işi başarması gerektiğini anlamış değilim. Bir kere; çevrebilinççilik, 25 yıldır var, emekleme çağında değil. Çevrebilinççilik önemli bir şeyse, öyle kalacak, önemi arttıkça artacaktır.. Ama insanlar, artık, çevrebilinççi düşünceye katkıda bulunmamaya başlarlarsa; çevrebilinççi düşünce, gelişmezse; yaşamlarının bir parçası olmazsa, daha ne kadar dayanabilir? Daha önce, Marksçılık’ın toplumsal temsili üstüne çalışmıştık, militanlarla söyleşi yapmıştık ve çok bir şey bilmediklerini gördük. Marksçılık, onların diline de yerleşmemişti gündelik düşüncelerine de. Parti hücreleri üstüne çalışan bir araştırmacıyla konuştum. Bu konulardan hiç sözedilmediğini söyledi. Kurulacak dünyanın nasıl olacağından başkacasını konuşmuyoruz. Aynı şeyi, ortaklamacı düzenin çöküşü sonrası Doğu (Avrupa -ubg) için de ileri sürüyorum. Ortaklamacı Parti’nin çöküşünün, düşüncelerinin yaşamlarını besleyen birşey olmaması gerçeğiyle ilişkisiz olmadığını düşünüyorum. Bu insanların, (devrim için- ubg) acı çekmediğini de aklımızda tutmalıyız. Düşünme ve düşünce yaratma gerçeği, öbek devinimleri (dinamik) için önemlidir. Gerçekte, öbeği sulayan, budur. Yoksa ne desek boş. Bence, Marksçılık’ın sol hareketler üstündeki etkilerinde biri, öznelliği yadsıması idi. Nesnel’i (‘gerçek’) değiştirdiğimizde, öznel şeylerin de kendiliğinden değişeceği hissi vardı. Bu, nesnelleyen bir eylemdi. Ama toplumsal dünyada, bu öznellik, örneğin, inançlar, önemlidir: Öznellik, enerji anlamında önemli bir görüngüdür. Bu öznellik yoksa, hepsi boş.

Jean Jacob, siyasal çevrebilinççilik tarihinde, sizin düşüncenizi ‘yıkıcı doğalcılık’ olarak adlandırıyor. Ne diyorsunuz?

Doğru bir şey var, o da şu: Çevrebilinççilik, özellikle günümüzde, kabul edilemez olduğu yerde yıkıcıdır. Doğal sorunu gördüğüm biçimiyle, her durumda yıkıcıdır. Çünkü uzmanlaşmış bir hareket değildir. Kirlilikle ilgilenmez. Onu, toplumsal sorunu farklı bir biçimde ele alan bir şey olarak görüyorum. Bu da, toplumu, onu dönüştürmek için ele almaktır. Doğayla, başka bilgiler dolayısıyla başka türden bir ilişki yaşadığımızda, kafamız başka türlü çalışır; başka şeylerle uğraşırız; aynı biçimde duyarlı değilizdir; aynı biçimle nitelenemeyiz. Değişen, yalnızca tutumyapınız değildir, insan kaynağı da değişmektedir. Olagelen bir aksama vardır, ama bu aksama, yalnızca kapsama düzeyinde değildir, aynı işlemleri de yapmamaktasınız. Bunu (insan kaynağını -ubg) bir işçi sınıfıyla sınırlayabiliriz ama ‘insan kaynağı’, aynı şey değildir ve çok derindir. Evet, daha iyi soluk almak istiyorum. Ama bu bilgi değişiminde, bu bilgi seçiminde, soru şudur: ‘insan kaynağı nedir?’ Salakça bir örnek: Birşey satın almadan önce herbirşeyi hesaplayan ülkeler ya da insanlar var. Başkalarıysa, hesapsız kitapsız. Ve kabul etmek isteyip istemediğim de, bu büyük değişimdir. Çevrebilinçsel değişimin, ‘insan doğası’nda da bir değişim olduğunu düşünüyorum. Bu, hemen, tutumyapı tasarısına çevrilmiyor. Hoşnut değiliz çünkü toplumun yükledikleri, insan kaynağının dönüştüğü şeye tam olarak karşılık gelmiyor.

Söyleşen: Stéphane Lavignotte

Eleştirel Siyasal Çevrebilinç Dergisi EcoRev’in Mayıs 2000 sayısında yayınlandı.

Fransızca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ 25.03.2003

http://ulas.teori.org

ÇEVİREN ÇIKMALARI:

1) Isidore Isou (1928- ): 68 Hareketi’nin görsel ürünlerine de damgasını vuran harfçilik akımının babası. Kimi yapıtları için tkz.: http://www.thing.net/~grist/lnd/lettrist/isousa1.htm Kuramsal yapıtlarına ilişkin bilgi için tkz.: http://www.thing.net/~grist/l&d/lettrist/isou-m.htm

2) Paul Celan (1920-1970): Romanya Yahudisi şair. Yaşamı, Paris, Bükreş, Macaristan, Viyana gibi yerlerde geçti. Şiirlerini Almanca yazdı. En ünlü yapıtı: ‘Ölüm Fügü’ (1952). Bu şiirde, toplama kampı deneyiminin korkunçluğunu, hoş, müziksel bir biçim içerisinde işler. ‘Ölüm Fügü’ için: http://osf1.gmu.edu/~lsmithg/deathfugue.html
(Füg: Bir klasik müzik yapıtı türü.)

3) Alexandre Koyré (1892-1962): Ukrayna doğumlu, düşünsel yolculuğu sırasında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika’da yaşamış bilim felsefecisi ve tarihçisi. ‘Yıldızbilimsel (Astronomik) Devrim: Kopernik-Kepler-Borelli’ (1961) adlı çalışmasıyla tanınmıştır. Kitaba ulaşmak için tkz.: http://store.doverpublications.com/0486270955.html

4) Daniel Lagache (1903-1972): Fransalı yansıhekimi (psikiyatr), yansıbilimci ve yansıçözümleyimci. Hastalık düzeyindeki kıskançlık ve suç üstüne çalışmalarıyla tanındı. Cinsellik yerine, insandaki güç elde etme güdüsünü yaklaşımının özeğine alarak, Lacan ile benlik yansıbilimcileri arasında bir yerde durdu.

5) Creys-Malvielle: 25 yılı aşkın bir süredir Fransa’nın çevrebilinççilerinin gündeminden düşmeyen bir çekirdek özeği (nükleer santral).

6) Les Amis de la Terre: 1970’te Fransa’da kurulmuş çevre koruma örgütü. Daha fazla bilgi ve çeşitli ülkelerdeki şubelerine ulaşmak için tkz.: http://www.amisdelaterre.be/interna/

7) Falansterler: İşçi sınıfı yararına üretim yapacak ‘falanster’ adlı işleyim kentleri, iyidüşsel toplumsalcı Charles Fourier’in (1772-1837) iyidüşü idi.

8) Karşılıklıcılar (Mütüeller): İyidüşsel toplumsalcı Jean-Baptiste Godin’in (1817-1888) kurduğu, hastalık, kaza ve emekliliği içeren toplumsal güvence düzeni.

Serge Moscovici (Moscoviçi), Avrupa’daki araştırma geleneğini, toplumsal yansıbilimle (psikoloji) tanıştıran bilimcidir. Toplumsal temsillerin tarihi, etkin azınlıkların çalışılması ve toplumsal yansıbilim çevrelerinde günümüzde başat olan topluluksal yansıbilim sorunu gibi alanlar açmıştır. İnsanbilimsel çalışmaları ve siyasal bağlılıkları yanında, Fransa’daki siyasal çevrebilinççi (écologie politique) hareketinin öncülerindendir.

1928’de, bir tahıl tüccarının oğlu olarak Tuna boylarında dünyaya gelen Moscovici’nin tüm çocukluğu, Besarabya’da geçti. 1938’de, Bükreş’te, Yahudi karşıtı yasalar nedeniyle, liseden atıldı. 1941 Ocağı’nda, Bükreş kıyımını yaşadıktan sonra, Romanya, Sovyet Ordusu’nca kurtarılana yani 23 Ağustos 1944’e dek, ‘zorunlu hizmet’te tutuldu. Okumanın tadına varışı ve özellikle, geleceğin Isidore Isou’su (İzidor İzu) (1) Isidor Goldstein’la (İzidor Goldstayn) temas kurarak, Fransızca konuşmayı öğrenmesi, bu dört savaş yılına rastlar. O’nunla birlikte, 1944’e dek yönetecekleri, sanat ve yazın dergisi Da’yı kurdu. 1944’de, Isou (İzu) ”söz’cülük’ (verbism) üstüne ilk bildirgesini; Serge Moscovici ise, ‘Lümyer’gil (Lumiér) resim’ üstüne bir makale yayınladı. Da, sansür tarafından, hemen, şiddetle yasaklandı.

Bir nitelikli tesisatçı diploması alarak, 1947’ye dek, fabrikada çalıştı. İzu, Fransa’ya kapağı atarken, Moscovici’nin, SSCB’ye kapağı atmak yönlü başarısız bir girişimi oldu. Sonunda Romanya’dan ayrıldı ve birçokları gibi, ‘yerinden yurdundan edilmiş insan toplulukları’ bağlantılarını kullanarak, Macaristan, Avusturya ve İtalya’yı geçerek, bir yıl gecikmeyle Fransa’ya girdi. 1948’de Paris’e vardığında, geçimini sağlamak için ta başından, çalıştı: Konfeksiyon işi, ayakkabı toptancılığı. Aynı zamanda, bir gece kuşu yaşamı sürerek, Sorbon’dan yansıbilim lisans derecesi aldı. Üniversite, O’nda bu gecegezer yaşamı kadar belirleyici bir rol oynadı. Çünkü orada, Paul Celan (Pol Söla) (2), İsaac Kiva (İzaak Kiva) gibi birçok aydınla dost oldu. 1950 biterken, Sorbon’daki çalışmalarını sürdürebilmek için bir ‘göçmen bursu’ kazandı. Alexandre Koyré (Kuare) (3), Friedmann, Schwartzbart ve diğerlerinin derslerini izledi.

Ve savını (tez) Lagache’la (4), yansıçözümleyimin (psikanaliz) toplumsal temsili üzerine verdi: ‘Yansıçözümleyim, İmgesi ve Kamusu’ (La Psychanalyse, son image et son public) (PUF, 1976). (Bu çalışması, çığır açtı. Toplumsal temsil kuramını ilk açımladığı çalışmasıydı. 1961’de bitirdiği bu çalışmada, yansıçözümleyimin genel olarak 1950ler’in Fransası ve özelde, katolikler ve ortaklamacılar (komünist) gibi çeşitli toplumsal kesitlerce nasıl alımlandıklarını inceledi. Tarihsel bağlamı, bilişsel bağlamı (dünyaya anlam verme çabasındaki bir varlık olarak insan ve bilişim (enformasyon) işleyen bir varlık olarak insan) ve dilbilimsel bağlamı hiçe sayan toplumsal yansıbilimi, gerçek anlamıyla toplumsallaştırdı. Amerika’da pek tutmamıştır ve kimi çevreler, kendisini yansıbilimci saymazlar, toplumbilimci (sosyolog) olarak kabul ederler. Avrupa’da ise, bir hayli etkili olmuştur. 1992’den beri her yıl düzenlenen Toplumsal Temsil Konferansları’nda çeşitli ülkelerden ve bilgi alanlarından araştırmacılar biraraya gelirler -ubg)

Altmışlı yıllarda, Birleşik Devletler’deki, Princeton ve Stanford İleri Çalışmalar Kurumu’na çağrı aldı. Çok sonra, Toplumsal Araştırmalar Yeni Okulu’ndan (New School for Social Research) profesörlük önerisi alacak ve 1955’e dek çalışma yönetmenliğini yaptığı İleri Toplumsal Bilimler Çalışmaları Okulu (l’Ecole des hautes études en sciences sociales) ile koşut (paralel) olarak, burada ders verecekti.

Serge Moscovici’nin toplumsal yansıbilim alanındaki çalışmaları başat olduğu denli, insanbilimsel yapıtları da dikkat çekicidir. Yetmişli yıllarda, Paris Üniversitesi’nde (VII) Budunbilim (etnoloji) Bölümü’nün kurulmasına bağlı olarak, ‘Doğanın İnsansal Tarihi Üstüne Deneme’ (Essai sur l’histoire humaine de la nature) (Flammarion, 1968), ‘Doğaya Karşı Toplum’ (La Société contre nature) (UGE, 1972) ve ‘Evcil İnsanlar ve Yabanıl İnsanlar’ (Hommes domestiques et hommes sauvages) (UGE, 1974) gibi yapıtlarıyla, çevrebilinçci olduğu ölçüde kadıncıl (feminist) olan tüm 68 kuşağına damgasını vurdu. Toplumları, doğa açısından değerlendirerek, siyasal çevrebilinççiliğin büyük esinleyicilerinden biri oldu – çok kere, çevrebilinççi gündemi, yasama yetkelerine (otorite) ve Avrupalı yetkelere taşıdı.

(Moscovici’nin, yansıçözümleyimci Marie Bromberg-Moscovici’den olma oğlu Pierre Moscovici de, Avrupa siyasal yaşamında etkili bir kişiliktir. Tutumbilim (iktisat) ve felsefe okumuştur. Bu konularda da çalışmaları vardır. Ulusal Eğitim Bakanlığı’nda ve Dışişleri Bakanlığı’nda, uzun yıllar önemli görevlerde bulunmuştur. 1994’te Avrupa Parlamentosu’na seçilmiştir. P. Moscovici’nin kimi makaleleri, şu adreste görülebilir:
http://decrypt.politique.free.fr/partis/ps/moscovici.shtml -ubg)

Serge Moscovici’nin Bellibaşlı Yayınları:
– Jean-Baptiste Baliani (Jan-Batis Balyani), Galile’nin öğrencisi ve eleştirmeni. (Jean-Baptiste Baliani, disciple et critique de Galilée) Hermann, 1967.
– Doğanın İnsansal Tarihi Üstüne Deneme. (Essai sur l’histoire humaine de la nature) Flammarion, 1968.
– Doğaya Karşı Toplum. (La Société contre nature) UGE, 1972.
– Evcil İnsanlar ve Yabanıl İnsanlar. (Hommes domestiques et hommes sauvages) UGE, 1974.
– Yansıçözümleyim, İmgesi ve Kamusu. (La Psychanalyse, son image et son public) PUF, 1976.
– Etkin Azınlıklar Yansıbilimi. (Psychologie des minorités actives) PUF, 1979.
– Kalabalıklar Çağı. (L’Age des foules) Fayard, 1981.
– Toplumsal Yansıbilim. (Psychologie sociale) (Der. S. Moscovici), PUF, 1984.
– Tanrılar Yapma Düzeneği. (La Machine à faire les Dieux) Fayard, 1988.
– Yoldançıkmış Yıllar Zamandizisi. (Chronique des années égarées), Stock, 1997.
– Doğa Üstüne, Bir Çevrebilinci Düşünmek İçin (De la nature, pour penser une écologie) Métailié, 2002.

Fransızca’dan çeviren ve ek bilgi veren: Ulaş Başar Gezgin/ 25.03.2003

Kaynakça:
http://www.metailie.info/reponses/bio.asp?IDauteur=276

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: