Küreselleşme Ve Ekolojik Bunalım (2)

Bülent DURU
A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi

Küresel sermaye birikimini hızlandırma sürecindeki önemli aktörlerden olan uluslararası finans örgütlerinin, gelişmekte olan ülkelerde desteklediği enerji, altyapı ve tarım alanlarında yürütülen kalkınma projeleri bu bölümde anılması gereken bir diğer konuyu oluşturuyor. Örneğin, asıl işlevlerinden biri gelişmekte olan ülkelerdeki kalkınma çabalarını desteklemek olan Dünya Bankası, 1980’lerden önce desteklediği kalkınma projelerinin çevresel etkilerini hiçbir biçimde hesaba katmış değildir. Örgütün çevre birimini güçlendirmesi, çevre uzmanları çalıştırmaya başlaması da yine yakın dönemin bir gelişmesidir. Banka’nın tutumunda bugün de fazla bir değişikliğin olduğu söylenemez; bir anlamda çevre sorunları ekonomik kalkınmayı sağlama çabalarına bir engel oluşturduğu ölçüde ilgi alanı içinde görülmektedir. Doğal değerler üzerinde ağır baskı kuran büyük ölçekli kalkınma projelerine destek vererek binlerce kişinin zorunlu göçe tutulmasına neden olan Banka’nın kimi projelerine yerel halk ve çevreci örgütler tarafından büyük tepki gösterildiğini de eklemek gerekir.

DÜNYANIN KÜÇÜLMESİ
Teknolojide, iletişimde ve ulaştırmada yaşanan hızlı gelişmelerin, “dünyanın küçülmesi” gibi olumlu sayılabilecek sonuçlarının yanı sıra tam tersine ekolojik dengeyi bozacak olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Bu açıdan, küresel kapitalizmin ekolojik bunalımdaki payının önemli bir bölümünün ulaştırma alanında gerçekleştiği söylenebilir. Ulusal ekonomilerin küresel ekonomiye bağımlı duruma gelmesi ve ihracat yönelimli gelişme modelinin almaşıksız tek kalkınma biçimi olarak kendini kabul ettirmesiyle, uluslararası alanda gerçekleşen mal ve insan devinimi çok büyük biçimde hızlanmıştır. Örneğin, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra küresel ulaştırma etkinliklerinin 25 kat arttığı hesaplanmaktadır. Ulaştırmanın nicelik ve nitelik açısından dönüşüm geçirmesi, ekolojik denge üzerinde yalnızca hava, deniz ve kara taşıt araçlarının yarattığı kirlilikten kaynaklanan bir baskı yaratmakla kalmaz; bu etkinlikler, doğal çevre üzerinde çok güçlü ve kalıcı etkiler bırakacak havaalanları, limanlar, benzin istasyonları, boru hatları, demiryolları, bağlantı yolları, otoyollar gibi büyük bir altyapı gereksinimini de beraberinde getirir. Anılan yatırımların büyük bölümünün kıyı bölgelerinde, verimli tarım topraklarında ya da ormanlık alanlarda kurulması gerçeği de göz önünde bulundurulursa sektörün doğal denge üzerinde kurduğu baskı daha iyi anlaşılacaktır. Ulaştırma alanında yaşanan gelişmelerin olumsuz etkileri bunlarla da sınırlı değil. Küresel iklim değişikliğinin en büyük nedenlerinden birisinin ulaşım sektörünün aşırı büyümesi olduğu bilinmektedir. Türlü bulaşıcı hastalık virüslerinin, bakterilerin, sineklerin sınır tanımaksızın dünyanın dört bir köşesine yayılarak, bir yandan toplum sağlığını olumsuz etkilemesi, bir yandan da yerli canlı türlerini tehdit etmesinde de bu sektörün payı yadsınamaz.

SAVAŞLAR…
Küresel kapitalizmin, sürekli birikimi sağlamak için OECD, Dünya Bankası, IMF, DTÖ gibi akçalı işlerle uğraşan uluslararası örgütleri; GATT, GATS gibi sermaye akışının kesintisiz işlemesini sağlamayı amaçlayan düzenekleri, “governance” gibi özel girişimleri ön plana çıkaran yönetim biçimlerinden yararlandığı bilinmektedir. Bunlar kadar iyi bilinen bir gerçek de, bütün bu araçlar yetersiz kaldığında kuvvet kullanımından da sermaye birikimini sağlayan bir araç olarak yararlanılması. ABD’nin Irak için başlattığı askeri müdahaleleri tek başına bu duruma örnek olarak vermek yeterli olacaktır. Her ne kadar kamuoyunda Ortadoğu’da demokrasi ve barışı sağlamak üzere kuvvet kullanıldığı inancı yerleştirilmek istense de, gerçek nedenin bölgedeki petrol rezervlerini denetim altında tutmak olduğu bilinmektedir. Doğal kaynakların tükenmesi ile doğrudan ilgili olan bu savaşlarla bozulan yalnızca ekolojik denge olmuyor, bütün coğrafyanın tarihi, kültürel ve toplumsal değerleri de yitirilmiş oluyor.
ÇEVREYLE UYUMLU (!) MALLAR
Çevre sorunlarını gidermek için alınan önlemler, bu uğurda gerçekleştirilen etkinlikler çoğunlukla küresel kapitalizm için insan hakları, sosyal yardım, sosyal güvenlik, yoksulluğu önleme çabalarında olduğu gibi sisteme bir yük olarak görülmektedir. Ancak küresel ekonomik sistemin varolan ekonomik bunalımdan bütünüyle habersiz olduğu ya da bilim dünyasının yaptığı uyarıları bütünüyle göz ardı ettiği de söylenemez. Modern küresel ekonominin çevresel kaygılardan yola çıkarak aldığı önlemler de yine sistem içinde geliştirilen çözüm politikalarının bir ürünüdür. Bu yolda, öncelikli olarak azgelişmiş dünyanın doğal kaynak ve hammadde birikiminden yararlanılması, atıkların azgelişmiş ülkelere taşınması ya da ağır sanayi yatırımlarının yine bu bölgelere kaydırılması gibi ekolojik bunalımın gelişmiş dünyayı etkilemesini engelleyen geçici çözüm yollarının yeğlendiği bilinmektedir. Bu yaklaşım, aslında çevresel maliyetlerin önemli bölümünü 3. Dünyanın sırtına yüklemek anlamına da gelmektedir. Küresel kapitalist sistemin bu uğurda kullandığı ikinci yol ise, çevresel kaygıları sistemin kendisini sürdürecek bir araç olarak görmektir. Yeni pazarlar, yeni sektörler yaratmak güdüsünün etkisiyle “ekolojik” etiketli pek çok ürün ya da hizmetin tüketim toplumunun hizmetine sunulması bu ikinci yolun en iyi bilinen örneğidir. Yoğun bir reklam, propaganda, eğitim ve yönlendirme bombardımanı altında yaşayan sıradan yurttaş için aslında yalnızca biraz daha “çevreye dost” öğeler taşıyan ürünü yeğlemenin dışında bir seçenek bırakılmış değildir. “Doğal”, “ekolojik”, “çevreyle uyumlu”, “doğayla dost” gibi etiketler altında pazarlanan mal ve hizmetler bu durumun yalnızca bir yönünü oluşturmakta, diğer yanda ise küresel çaptaki çevre sorunlarını sermaye gelişimleri için fırsat olarak gören büyük küresel şirketler bulunmaktadır..
Daha çok kâr elde etmeye, sermaye birikimini sürekli kılmaya ve sürekli yeni pazarlar yaratmaya dayanan bir sistem olarak küresel kapitalizmin ekolojik bunalımın sorumlularından biri olarak görülmesinin temel nedeni, mal ve hizmet üretiminin nasıl ve ne kadar yapılacağının toplumsal gereksinimler doğrultusunda değil kârlılık durumuna göre gerçekleştirilmesidir. Bir anlamda bu sistemde üretim ve dağıtım, gerçek toplumsal gereksinimler çerçevesinde değil, çok uluslu şirketlerin ve gelişmiş ülkelerin benimsediği politikalar gereğince belirlenmektedir. Bunun kaçınılmaz sonucu da, doğal değerler üzerinde ağır baskı kurulması, kaynakların sınırsızca kullanılması, toplumsal ve fiziksel bozulmanın daha önce görülmemiş düzeylere ulaşmasıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: