ULUSLARARASI TERÖR VE ENERJİ POLİTİKALARI

L. Tufan ERDOĞAN
Petrol/Jeoloji Y. Müh.

Eylül 2001 – ANKARA

I. GİRİŞ: CEHALETİN BÖYLESİ
ABD’nin 2000’li yıllar için öngördüğü dünya enerji kaynakları ve denetimi planlarının kansız hayata geçirilmesi olanaklı değil. Dünya coğrafyasının yeniden şekillenmesini de ister-istemez içeren bu planlar, yeni savaşları, büyük insan kıyımlarını, gerektiğinde sınır tanımaz terör ve karşı-terör eylemlerini, ihtilaller ve darbeler tarihine önemli yeni sayfaların eklenmesini de beraberinde getirmekte. 21inci yüzyıl dünya enerji gereksinimi o denli büyük boyutlarda ve ABD’nin “yeni dünya düzeni” ve “küreselleşme” çabalarının geleceğini belirleyecek özellikte ki, bu işin başarılabilmesi için ABD’nin yapamayacağı şey, saldıramayacağı ülke, yetiştiremeyeceği terörist, kendi insanları da dahil kana bulayamayacağı ülke yok. ABD’nin güncel rolünü sürdürebilmesi için, bu coğrafya değişmeli. Böyle bir işin kansız başarılabilmesi de olası değil! Gözler o denli karartılmış ki, ABD’nin bu savaşımında, başkanlarının kendi ağzından çıkan sözlerle, “ya ABD ile ortak” olacaksınız, ya da “ABD’ye karşı”. Tarafsızlığa, ulusalcılığa geçit yok!

Böyle bir ortamda, bırakınız sağlam bir enerji politikasını, ciddi bir uluslararası yaklaşımı bile olmayan ülkemizde, yönetim birimlerinde cehalet kol geziyor. Hamasi nutukların sonu, mutlaka bir şekilde, ABD’nin yanındayız mesajları içeriyor. Komşularımızla başımızı, içerisinden çıkamayacağımız belalara sokmaya çalışan ABD ve yakın müttefikleri ile dayanışma içerisinde olduğumuz, hatta onlar istemeden ülkemizi sabit bir uçak gemisi haline sokma isteğimiz her fırsatta dile getiriliyor; her türlü ahlaki ve ulusal duygulardan arınmış kişiler tarafından savaş çığırtkanlığı yapılarak, dünyanın bir ucundaki zavallı insanların yok edilmesi için her türlü fedakarlığa açık olduğumuz açıklanıyor. “Güvenlik ihracatı” adı altında ülkemiz askeri, yani evlatları, başkalarının ahlaksız savaşlarına taşeron yapılmak isteniyor. “Ulusal bağımsızlık demodedir” diyecek kadar alçalabilen insanların yaşadığı ülkemiz, toz duman içerisinde, en üst yönetim kadrolarındaki cehalet ve dünyadan habersizlik batağında, resmen sıcak savaşın tam göbeğine çekilmek üzere!

ABD’nin ilan ettiği “teröre karşı savaş” hakkında bilmemiz gereken pek çok şey var. İşin başında, bizzat ABD tarafından yetiştirilmiş, silahlandırılmış, terör konusunda eğitilmiş, denetlenmiş, başkalarının üzerine salınmış, yakın zamana kadar korunmuş, birlikte iş yapılmış, parasından faydalanılmış, ancak bugünlerde baş “terörist” ilan edilmiş kişiyi iyi tanımak, onun ABD ile ilişkilerini çözümlemek ve ABD’nin 2000’li yıllar için çizdiği dünya enerji haritasının hayata geçirilebilmesindeki taşeron rolünü ve bu rolündeki ABD-dışı şirketler lehine sapmaları iyice bir anlamak gerekiyor.

II. OSAMA BİN LADİN: BİR GARİP ADAM

Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde, Muhammed Awad bin Ladin’in 52 çocuğunun 17ncisi olarak 1957 yılında doğdu. Annesi, babasının 10 karısından Filistinli olanı. Babası, Suudi Arabistan’a 1925 yılında Yemen’den göçtü. Kısa süre içerisinde, Suudi prensleri ile yakın ilişkiye girip, devlet ihalelerinin çoğunluğunu alarak, 5 milyar dolarlık bir inşaat grubunun sahibi oluverdi. Osama’nın bu servetteki payı yaklaşık 300 milyon dolar.

1979’da Cidde Kral Abdül Aziz Üniversitesi inşaat mühendisliği bölümünden mezun oldu. Ayrıca, Riyad Üniversitesi idari ilimler ve ekonomi bölümünden de diploması olduğu söyleniyor. 16 yaşından itibaren İslâmî uçlarda yer alan Osama, Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1979’daki Afganistan işgali ile birlikte, üniversiteden diplomasını henüz almış 22 yaşında çok zengin bir inşaat mühendisi olarak Afganistan’a geçti. Yanına inşaat makineleri ve İslâmcı Arap arkadaşlarını da alan Osama, burada Mücahidin teşkilatını kurdu ve savaşçıların harekatlara kolay katılmalarını ve çabuk çekilmelerini sağlamak için yollar, köprüler ve tüneller inşa etti. Sovyet birliklerine karşı birkaç harekata katılmakla birlikte asıl işlevi, Pakistan sınırında para transferi ve lojistik hizmetler oldu. Düzenlediği başarılı uluslararası reklam kampanyaları ve CIA’nın büyük katkılarıyla, Arap ve diğer müslüman ülkelerden 20.000 kişiyi mücadeleye kattı. 1988 yılında, onu tüm dünyaya tanıtan El Kuayda (üs) örgütünü kurdu. Örgüt, El Kuayda (üs) adını, Osama’nın Pakistan sınırında kurduğu ve dışarıdan gelen mücahitlerin misafir edildikleri, savaşçıların zaman zaman dinlendikleri tesislere verdiği “üs” adından aldı.

1989’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı terkinden hemen sonra, Suudi Arabistan’a bir kahraman olarak döndü. ABD’nin Irak’la yapacağı Körfez Savaşı için Suudi Arabistan’a asker yığmasına karşı çıktı. Suudi Kralı’na, kendi örgütü ve dışarıdan kısa sürede toplayacağına inandığı başka Müslüman mücahitlerle birlikte Irak ordusunu durdurmayı önerdi ise de, Kral bu isteğini reddetti. Bu andan itibaren Suudi yönetimine ve ABD’ye cephe aldı.

1991 Nisan’ında Suudi Arabistan’dan kovulunca, önce Afganistan’a, oradan da Sudan’a, Hartum’a gitti. Buraya, “Afgan Arapları” adı verilen arkadaşlarının önemli bir bölümünü de beraberinde getirdi. Başta ABD’nin daha sonra bombaladığı ilaç fabrikası olmak üzere, büyük inşaat işleri, bankacılık, dericilik, tarım, ithalat-ihracat gibi konularda ciddi yatırımlar yaptı. Port Sudan’ın yeni havaalanını ve Port Sudan-Hartum arasındaki 1200 km’lik otoyolu inşa etti. Ayrıca, beraberinde getirdiği arkadaşları ile, Suudi, Boşnak, Çeçen, Cezayirli, Tunuslu, Mısırlı, Somalili, Filipinli, Suriyeli, Eritreli ve Ugandalı gerillaları yetiştiren kamplar kurdu. Bu amaçla, Çin H. C., İran ve Çek Cumhuriyeti’nden 15 milyon dolarlık silah ve patlayıcı satın aldı. 29 Aralık 1992’de Aden’de (Yemen) ABD’li askerlerin kaldığı bir otelin bombalanmasının, ilk önemli terörist eylemi olduğu biliniyor.

Suudi ve ABD baskıları neticesinde, 1996 Mayıs’ında Sudan’dan da ayrılmak zorunda bıraktırıldı. 4 karısı ve 15 çocuğu ile birlikte Güney Afganistan’a yerleşti. 1998 yılında, ABD vatandaşlarının her yerde öldürülmesi gereğini açıklayan cihat fetvalarını buradan yayınladı.

III. BİNLADİN ŞİRKETLER GURUBU: TİPİK BİR KÜRESELLEŞME ÜRÜNÜ

Afganistan’dan Suudi Arabistan’a döndüğünde inşaat bölümünün başına geçtiği, babasının ölümünden sonra da ortakları arasında bulunduğu ve önce amcası, onun ölümünden sonra da erkek kardeşleri tarafından yönetilen Binladin Şirketler Grubu, Kaliforniya’dan Kazakistan’a dek kurulu holdingleri ve 50.000 çalışanı ile 5 milyar dolarlık bir dev kuruluş. Osama’nın bu kuruluştaki 300 milyon dolarlık payı dışında, Sudan’da bir bankası, inşaat şirketi, tarım ürünleri üretim ve pazarlama şirketleri ve ithalat-ihracat şirketi var. Kısacası, Osama Bin Ladin, pazarlama, şirket yönetimi, özelleştirme ve reklamcılık sektörlerindeki inanılmaz başarılı girişimciliği ile, ABD’nin “yeni dünya düzeni” ürünü, küreselleşmeci bir işadamı. Yani ABD’nin öz malı; arayıp da bulamadığı gözbebeklerinden.

Osama’nın ortakları arasında bulunduğu Binladin Şirketler Grubu, Suudi Arabistan’da yönetimin has bahçesi. Tüm devlet ihaleleri onlardan geçiyor. Aralarında Mekke ve Medine’dekiler de olmak üzere cami yapım ve onarım işleri, yollar, oteller, havaalanları ve her türlü devlet tesisleri inşaatı başlıca faaliyet alanı. Osama’nın bombalattığı iddia edilen ABD askerlerinin kaldığı konaklama tesislerinin 150 milyon dolarlık yeniden inşası ve ABD askerleri için barakalar ve havaalanı pistleri inşası, yine bu grup tarafından gerçekleştirildi. Böylece ABD, bir ABD’li diplomatın söylediği gibi, “Osama’nın bombaladığını, yine Osama’ya yaptırmış” oldu!

Binladin Şirketler Grubu, başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesindeki şirketlerle de ortak, ya da çok yakın işbirliği içerisinde. Bunların bilinen bir kısmı şöyle özetlenebilir:

ABD’de, Başkan Bush’un da aralarında bulunduğu petrol arama, üretim, pazarlama şirketleri,

İngiliz Multitone Electronics PLC, Suudi Baud Telecommunications Ltd. ile ortak. Baud Telecommunications Ltd. bir Binladin Grubu yatırımı,

Hollanda bankası ABN Amro,

Amerikan Citigroup Inc.,

Amerikan General Electric Co., Cidde Elektrik Dağıtım Şirketi ile ortak. Cidde Elektrik Dağıtım Şirketi bir Binladin Grubu yatırımı,

Suudi Snapple alkolsüz içecekler şirketi, Schweppes PLC ile ortak. Snapple Şirketi bir Binladin Grubu yatırımı,

Kanadalı Nortel Networks Corp., Binladin Grubu’nun Baud Telecommunications Ltd.’i ile ortak,

Amerikan PictureTel Corp., Binladin Grubu’nun Baud Telecommunications Ltd.’i ile ortak,

Amerikan Tellabs Inc., Binladin Grubu’nun Baud Telecommunications Ltd.’i ile ortak,

Çokuluslu Iridium uydu telekominikasyon şirketi, bir Binladin Grubu yatırımı,

Amerikan Motorola, Binladin Grubu’nun Iridium şirketi ile ortak,

Amerikan Loral Corp., Binladin Grubu’nun Iridium şirketi ile ortak,

Amerikan Hughes Electronics, Binladin Grubu’nun Iridium şirketi ile ortak,

Çin H. C. Uzay Ajansı, Binladin Grubu’nun Iridium şirketinin uydularını uzaya fırlatan kuruluş,

Kanadalı Canaren Electronics, Binladin Grubu’nun Iridium şirketi ile ortak,

Boston sahil evleri pazarlama şirketi (tanesi 300.000 ile 2 milyon dolar arasında satılıyor), bir Binladin Grubu yatırımı,

Amerika’nın gururu Harvard Üniversitesi’ne, Binladin Grubu’ndan verilen 2 milyon dolarlık yardım karşılığında hukuk ve güzel sanatlar bölümlerinde iki ayrı kürsü.

IV. TERÖRİZMDE YENİ BİR BOYUT: BİN LADİN PRENSİPLERİ

Güney Afganistan’da, toplam 20.000 kişilik bir topluluk olduğuna inanılan Osama’nın El Kuayda örgütünün 3 temel faaliyet alanı var:

Ulaşım: Sahte kimlikler, pasaportlar, seyahat belgeleri üretimi,

Haberleşme: Düşük teknolojili iletişim araçları üretimi, ithali, eğitimi,

Askeri: Hafif silahlar ve patlayıcı eğitimi.

Osama’nın bu örgüt aracılığı ile uluslararası terörizme getirdiği yenilikler ise şöyle sıralanabilir:

Birlik: cihat yolunda birçok organizasyonun bir şemsiye örgüt altında toplanması,

Eylemlerin üstlenilmemesi: yapılan eylemin üstlenilmemesi ile, karşı darbeyi vuracakların şaşırtılması, geciktirilmesi, eyleme muhatap olmuş halkların çaresizliğe ve korkuya itilmesi,

Toplu katliamlar: bir super gücün ancak büyük miktarlarda ölü ve yaralı oluşturacak eylemlerle sarsılacağı görüşü,

Biyokimyasal silahlar: başta VX gazı olmak üzere, biyolojik ve kimyasal silahların neden olacağı kuşku ve güvensizlik ortamını ilgili ülke topraklarına taşıma,

Doğrudan ABD ve İsrail içerisindeki hedeflere saldırı: terörü ilgili topraklara taşıyarak, halklarının yönetimlerine olan güvenlerini sarsma.

V. OSAMA – CIA BAĞLANTISI: HOCASINI DÖVEN ÖĞRENCİ

Hernekadar CIA, Afganistan-Sovyetler Birliği savaşı sırasında Osama’ya yardım etmediğini, hatta ciddiye bile almadığını telaşla açıklayıp duruyorsa da, savaş sırasında Afganistan’a akıttığı yıllık 500 milyon dolardan (toplam 3 milyar dolar) Osama’nın payına da büyük yardımların ulaştığı yadsınamaz bir gerçek. Bunlar arasında, Osama’nın elinde bulunduğu bilinen uçaksavar Amerikan Stinger füzeleri de var. Şu anda kullandığı bilinen birçok kampın da yine CIA tarafından kurulduğu, bizzat eski CIA ajanları tarafından itiraf ediliyor.

Osama’nın CIA aracılığı ile ABD’de birçok bağlantısının olduğu, yakın zamana kadar sıksık New York’a gelerek, lüks otellerde kaldığı biliniyor. Savaş sırasında, aralarında ABD’nin (New York) de bulunduğu 50 ülkede asker alma büroları açtığını ise, başta CIA olmak üzere bilmeyen yok gibi.

CIA’nın, Osama’nın örgütüne silah ve patlayıcı temin ettiği, mücahitlerine de özellikle bomba yapım tekniklerini öğrettiği bir gerçek. Yine CIA’nin, Osama Bin Ladin’in örgütleyici özelliğinden ve reklamcılıktaki başarılarından çok faydalandığı ve bu yolla ona, Pakistan sınırından birçok Arap mücahit getirttiği iyi biliniyor.

O zamanın CIA Başkanı’nın da söylediği gibi, Osama’nın Arap ülkelerinden getirttiği mücahitler, Amerika açısından çok önemliydi. CIA, tanımadığı Afgan mücahitlerine güvenemiyor, buna karşın, çok iyi bildiğine ve denetleyebileceğine inandığı Arap’ları yeğliyordu. Bu Arap mücahitleri de, Osama ve Pakistan istihbarat servisi ISI işbirliği ile bulup getirtebilmekteydi. Bunların Osama kamplarındaki eğitimlerini de CIA üstlenmişti. Dolayısı ile, CIA ve Osama arasında çok önemli işbirlikleri işin başından sonuna dek sürdü.

VI. İŞİN CAN ALICI BOYUTU: BİR ABD ENERJİ POLİTİKASI KLASİĞİ

A. Yirmibirinci Yüzyılın İpek Yolu(*)

2100 yıl önce doğu ile batıyı biribirine bağlayan “İpek Yolu”, ipek, baharat, çanak-çömlek, altın ve gümüşün taşındığı çok önemli bir yoldu. Bugün çeşitli ülkeler bu yolu değişik anlamlarda ve kendi çıkarlarına göre yeniden tanımlama çabasında. Örneğin, Türkiye eski “İpek Yolu”nu, mümkün olduğunca eski güzergahına bağlı kalacak şekilde canlandırıp, doğudan kendisine petrol ve gaz taşıyacak boru hatlarına dönüştürmek niyetinde. Ancak günümüzde, ne yazık ki, ülkemiz kadar nostaljik takılan kalmadı!

Başkaları, bu binlerce yıllık yolun anlam ve öneminin altını çizmekle ve de aynen Türkiye gibi eski malların yerine petrol ve gaz hatları olarak kullanmak niyetinde olmakla birlikte, eski güzergahını tümüyle değiştirme çabasında. Eskiden doğudan batıya çalışan bu yolun, şimdi doğudan daha da doğuya, uzakdoğuya işlemesi planlanıyor. Gerçi dünyaya Japonya’dan bakıldığında Amerika Japonya’nın doğusunda kalıyor ve böylece bir bakıma yeni planlanan “İpek, ya da yeni adı ile Petrol-Gaz Yolu” yine doğudan başlayıp Amerika’nın batısına ulaşıyor ama Türkiye, ne taraftan bakarsanız bakın, bu güzergahın çok uzağında kalıyor!

“Yirmibirinci Yüzyılın İpek Yolu” olarak tanımlanan yeni yol, iki aşamalı olacak:

1. Yirmibirinci Yüzyılın Gaz Yolu, ve

2. Yirmibirinci Yüzyılın Petrol Yolu.

1. Yirmibirinci Yüzyılın Gaz Yolu:

Amerikan UNOCAL, Suudi DELTA Oil, Rus GAZPROM ve Türkmen TURKMENRUSGAZ Şirketlerinin oluşturduğu konsorsiyum, Türkmen gazını öncelikle Pakistan’a taşıyacak.

Türkmenistan’ın yaklaşık 1,5 trilyon metreküp rezervli Dauletabad Gaz Sahası’ndan başlayacak gaz boru hattı, İran sınırını takiben güneye Afganistan’a ulaşacak.

Afganistan’da güneye doğru ilerleyecek olan boru hattı, önce Herat, sonra da Farah’a gelecek; oradan doğuya dönerek Laşkar ve Kandahor üzerinden Pakistan’a girecek.

Pakistan’da Quetta’dan doğuya doğru ilerleyen hat, Multan civarında son bulacak.

Söz konusu gaz boru hattı 122 cm çapındaki borulardan oluşacak ve toplam 1.500 kilometre uzunluğunda olacak. Günümüzde Türkmenistan’ın hemen tüm gaz üretimi olan yılda 21 milyar metreküp Türkmen doğal gazını taşıması planlanan hattın maliyeti, son çalışmalara göre 3.5-4 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Pakistan’da Quetta’dan doğuya doğru ilerleyen hat, Multan civarında son bulacak. UNOCAL, bu hattı doğuya, Hindistan’a uzatmayı planlıyor. Bu proje gerçekleşirse, Pakistan’da Multan’dan doğuya uzayacak olan hat, Lahor’un güneyinden Hindistan’a girecek ve Yeni Delhi’de son bulacak. Yaklaşık 800 kilometre’lik bir ilave ile gerçekleşebilecek bu hat sayesinde, Hindistan da çok ihtiyaç duyduğu Türkmen gazından yararlanabilecek. Bu hattın ileride Çin H. C.’ne uzanması da söz konusu.

2. Yirmibirinci Yüzyılın Petrol Yolu:

Hazar petrollerinin Karadeniz ve Akdeniz’de eritilemeyeceğini anlayan batılı petrol şirketleri, alternatif yollar arayışlarını sürdürmekte ve bu yollar aracılığı ile Hazar petrollerini uzakdoğu pazarlarına ulaştırmayı planlamaktalar. 2000’li yılların başlarında en az 600 milyon ton petrole gereksinim göstereceği hesaplanan uzakdoğu ülkeleri, gerçekten de Hazar petrolleri için en uygun pazar durumunda.

UNOCAL ve DELTA Oil Şirketleri, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan doğal gaz boru hattı projesine ek olarak, Hazar petrollerini uzakdoğuya en ucuz şekilde taşıyacak yeni bir petrol boru hattı için de yoğun çaba içerisinde. Bu projeye göre boru hattı, Özbekistan üzerinden Türkmenistan’a girecek ve Türkmenistan’da Çarçu’dan güneye devam ederek, Bayram-Ali ve Kuşka üzerinden Afganistan’a ulaşacak. Afganistan’da Herat-Farah arasında gaz boru hattı güzergahını takip edecek; Farah’tan güneye devam ederek Pakistan’a girecek. Pakistan’da yine güneye doğru ilerleyerek, Gwadar-Karaçi arasında inşa edilecek büyük petrol terminalinde denize ulaşacak.

(*)Bu deyim, UNOCAL International Energy Ventures Ltd. Şirketi Başkan Yardımcısı Robert M. Todor’a aittir.

106 cm çapında borulardan oluşacak, toplam 1.667 kilometre uzunluğundaki petrol boru hattının yıllık taşıma kapasitesi 50 milyon ton olarak planlanmakta. Hattın maliyeti 3-3,5 milyar dolar olacak. Pakistan’da yapılacak deniz terminaline 300.000 DWT’luk 2 tanker aynı anda yanaşabilecek.

Türkmenistan ve Pakistan, bu proje için kurulacak yeni konsorsiyumun UNOCAL’ın liderliğinde çalışmasını daha 1996’da onaylamış bulunuyorlar. Afganistan Talibanları, Amerika tarafından uzun süre destek sağladığı ve muhalif Kuzey ittifakını desteklemeyip, hatta Pakistan aracılığı ile yıprattığı için UNOCAL’a şükran borçlular; yani UNOCAL’ın Afganistan’da müthiş bir prestiji var. Kazakistan, Özbekistan ve diğer bölge petrol üreticileri zaten çaresiz. Petrollerini pazara ulaştıracak her teklife çoktan açıklar. Dolayısı ile, söz konusu petrol boru hattına engel olabilecek hiçbir şey yok. Türkiye’nin bu konudaki hayal kırıklığının da uluslararası konjonktürde kıymet-i harbiyesi bulunmuyor. “İpek Yolu” deyiminin patenti de Türkiye’de olmadığından, elalem adını da, güzergahını da istediği gibi değiştiriveriyor.

İşin bu aşamasında, söz konusu “İpek Yolu”nda dönen oyunları ve pek sevdiğimiz ve sık sık anlaşmalar yaptığımız Amerikan petrol şirketlerini yakından tanımak amacı ile Afganistan dosyasını açmakta yarar var.

B. Afganistan Dosyası

1. Etrafımızda Olanların Farkında mıyız?

Petrol ve gaz konusunda bir türlü politika geliştiremeyen, bu yönde bir çabası da olmayan ülkemiz, günü kurtarma girişimlerinden öteye gitmeyen uygulamalar yüzünden etrafında olup bitenleri göremeyecek hale getirildi. Petrol ve gaz alım-satım işleri bölgemizin de içerisinde bulunduğu coğrafyada, ne yazık ki, pazarda domates, patlıcan alıp satmaya benzemiyor. Bir yerlerden petrol veya gaz getirtmeye kalkıştığınızda, hele bu işlerde aktif rol almaya soyunduğunuzda, artık elinizde para dışında başka kartların da olması gerekiyor. Bölgeyi ve bölgedeki dengeleri iyi tanıyanlarca saptanmış, doğru ve yıllar sonrasını kapsayacak bir politika; iyi, sağlam ve güncel gelişmelere göre kendini ayarlayabilen, esnek bir planlama; güçlü ve ne tarafta, kiminle birlikte olduğunu belirlemiş bir siyasal iktidar, gibi. Yetmiyor; mangal gibi yürek de istiyor!

Bunların hiçbiri uzun süredir bizde mevcut değil; Kemalizm terkedildiğinden beri de olmadı, olamadı. Zaten parayı da, bu işlerde bizi zerre kadar devreye sokma niyetinde olmayanlardan dilenmek durumunda olduğumuz da hatırlanacak olursa, durumumuzun kelliği iyice ortaya çıkıyor. Politikasında, planlamasında, iktidarında eksikleri olanlar, bırakınız bölgede dönen oyunlarda oyuncu olmayı, istediği zaman parayı bastırıp bölgeden petrol ya da gaz satın almayı bile ancak hayallerinde görebilirler. Başımıza gelen ve gelecek olan da, ne yazık ki işte bu!

İşin başı, bölgeyi ve bölgede dönen oyunları ve oyuncuları iyi tanımaktan geçiyor. Kazak petrolünün büyük çoğunluğunun, Türkmen gazının hemen tümünün kaderini belirleyecek coğrafyada her gün kan dökülüyor. Arkalarına güçlü ülke iktidarlarını alan, bunların önemli temsilcilerini resmen maaşa bağlayıp kiralayan çok-uluslu, yani ABD petrol şirketleri, açık şekilde bu savaşlarda taraf oluyor; daha fazla kan dökülmesine, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasına yol açıyorlar. Aynı petrol şirketleri, bölge ülkelerinde astığı-astık, kestiği-kestik diktatörleri satın alıyor; bunların hükümetlerinde istedikleri şahısları bakan yaptırıyorlar. Bir gün içerisinde zaferler bahşettikleri zavallıların, ertesi gün kıyıma uğramalarına neden oluyorlar.

Bütün bunları da, bölgede pek bol bulunan petrol ve gazın kontrolünü tekellerine geçirmek için, yani kâr için tezgahlıyorlar. Binlerce, milyonlarca bölge insanı işte bu nedenle ölüyor, sakat kalıyor; gerek kendilerinin, gerekse ülkelerinin gelecekleri acımasızca söndürülüyor. Bütün bunlar, belli bazı kafaların hemen suçlayacağı şekilde, belli bir ideolojinin söylemleri değil; günümüzde bizzat yaşanıyor: Afganistan’da insanlar ölüyor!

Acaba ne için?

2. Taliban Nereye Koşuyor?

Sorun, Türkmenistan gazını ve Kazak petrolünü en rahat satılabilecekleri uzak doğu pazarlarına taşıyabilmek. Tüm bölgeyi alt-üst eden, daha uzun süre süreceği kesin iç savaşlara sürükleyerek, şimdilerde de yetinmeyip, doğrudan müdahale ile bombalayarak kan gölüne çeviren, daha da çevirmeye niyetlenen güncel durumun altında yatan neden, Orta Asya petrol ve gazını pazarlayabilmek. Gerek bölgedeki komşu ülkeleri, gerekse çok uzaklardaki ülkeleri bu kan gölünde oyun oynattıran, savaş körüklettiren, bombalattıran ve hatta kendi vatandaşlarına bile terörün sıcak yüzünü tattıran gerekçe bu kadar basit. Akıl-almaz bir vahşeti içeren, başkalarının ölümünden, savaş çığırtkanlığından çıkar umduran söylemlerin altında da yine bu var.

Arkalarına Amerika’yı alıp bölgeye silah ve para akıtan, prenslerini kiralayan Arap ülkelerinin, Pakistan yönetimlerinin, sırtını Rusya’ya dayayıp, bölgede Araplara ve dolayısı ile Amerika’ya karşı oyunlar düzenlemeye kalkışan İran’ın, oyunun sınırlarını ta Arjantin’e, Amerika’ya, Kore’ye, Arabistan’a, Belçika’ya kadar uzatan petrol şirketlerinin tümünün birleştiği nokta petrol ve gaz; yani, kâr! Deliler gibi çarpışıp, sinekler gibi ölen onca insanın kanları, sonuçta bir-iki ülkenin ve petrol şirketinin kasalarına dolar olarak geri dönecek.

Dolayısı ile, sorun ne Osama’nın teröristliği, ne de Taliban’ın sakal-sarık merakı. Sorun 2000’li yılların dünya enerji haritasının çizilmesi. Böyle ulvi bir amaç için, varsın şimdiye dek ölen 2 milyon Afgan’a bir o kadar daha katılsın; ölmeyen çocuklar sakat kalsın; Afganistan’da insanlık onuru yerle-bir edilsin…

3. Orta Asya’nın Gülleri – Afganistan’da Öter Bülbülleri:

Uğrunda bunca acılar çekilen gaz ve petrol boru hatları, sadece Türkmen gazını, Kazak petrolünü uzak doğuya ulaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda, Orta Asya’nın despot yönetimlerinin bir parça daha nefes alıp, baskı rejimlerini daha uzun yıllar sürdürebilmelerini de sağlayacak.

a. TÜRKMENİSTAN:

“Türkmenbaşı” Saparmurad Niyazov, başkent Aşkabad’ın ortasına diktirdiği tam 60 milyon dolara malolan yeni mermer sarayında yaşıyor. Bu onun dördüncü sarayı. Yeni sarayın yüksek surları dibinde ise başka bir dünya yaşanıyor. Türkmen kadınları, eski ayakkabılarını, ev eşyalarını ve domates salçalarını satmaya çabalıyor. 1991 yılında ülkesini Orta Asya’nın Kuveyt’i yapma sözü veren “Türkmenbaşı”nın ülkesinde bugünkü ekonomik durum, halkı yakında ayaklanmaya dek götüreceği kuvvetle tahmin edilen safhada.

Türkmen yönetimi, gaz dış-satımı ile ilgili bir türlü sağlam, güvenilir bir politika çizemediği için, Türkmenistan gazının tümüne yakını halen Kazakistan gaz boru hattı ağı ile eski Sovyet cumhuriyetlerine gidiyor. Bu cumhuriyetlerin durumu da en az Türkmenistan kadar berbat olduğu için, yıllardır hiçbiri borcunu ödeyemiyor. Kimsede para yok; dolayısı ile Türkmenistan’ın bu işten geliri de yok. Niyazov, her ne kadar durumun her geçen gün aleyhine geliştiğini görüyorsa da, Rusya ve Amerika arasında yalpalamaktan, hiçbir şekilde ulusal yararları doğrultusunda politika geliştiremiyor. 3 trilyon metreküp’lük doğal gaz, 1 milyar ton’a yaklaşan petrol rezervleri, Türkmenistan’a bir yarar sağlayamadığı gibi, bölgeyi de kan gölüne çeviriyor.

b. KAZAKİSTAN:

Kazakistan’ın durumu da içler acısı. Sadece karadaki potansiyel petrol rezervi 20 milyar ton’u bulan ülkenin, Nazarbayev yönetimi altında ekonomisi, belki de bölgenin en kötüsü. 1991 yılında bağımsızlığına kavuştuğunda, Amerikan yönetimi tarafından Orta Asya’nın örnek oluşturacak ülkesi olarak gösterilen Kazakistan, pilot ülke olarak seçilmişti. Gerek Bush ve gerekse Clinton, Nazarbayev’i şahsen ağırlamışlar; 200’den fazla batılı petrol şirketinin Kazakistan’a girmesine ön-ayak olmuşlardı.

Bu balayı, özellikle Nazarbayev’in Rusya ile olan bitmek-tükenmek bilmeyen flörtü nedeni ile kısa oldu. 17 milyon’luk nüfusunun %30’u Rus olan Kazakistan’ın, Rusya’nın direktiflerine her zaman uyması ve tüm nükleer silahlarını ABD yerine Rusya’ya teslim etmesi, Amerikan yönetimi tarafından uzun bir süre “kayıp ülke” statüsüne sokulmasına neden oldu.

c. ÖZBEKİSTAN:

Daha birkaç yıl öncesine dek Amerikan yönetimince, “demokrasinin olmadığı ve dehşet verici insan hakları ihlalleri” nedeni ile, “haydut ülkeler” olarak ilan edilen Türkmenistan ve Özbekistan, bir süredir Amerika’nın gözdeleri. Türkmenistan’daki gaz potansiyelinin kesinleşmesi ve Özbeklerin Afganistan Talibanları’na karşı yıllardan beri sürdürmelerine karşın ABD tarafından daha yeni hatırlanan (yani şimdilerde işe yarayacağını düşündükleri) direnişleri, tabii ki Amerikan politikasındaki müthiş dönüşü izah etmeye yeterli.

22 milyon nüfusu ile bölgenin en kalabalık ülkesi olmasının yanı sıra, tüm Orta Asya cumhuriyetlerinde ve Afganistan’da önemli Özbek azınlıklarının bulunması, Özbekistan’ı bir anda Amerika’nın gözdeleri arasına sokuverdi. Tabii, Afganistan’da Taliban’a karşı savaşan Özbekler üzerinde etkili olması da işin ikramiyesi idi. Cumhurbaşkanı Kerim İslamov, Amerika ile iyi geçinmenin, para musluklarını açmak gibi faydalı bir yan etkisi olduğunun bilincine çok çabuk vardı; batıya yanaştıkça yanaştı. Bu arada biraz işi abartıp, NATO’ya üye olmak isteyecek kadar ileri gitti ise de, Rusya’nın bu konudaki kesin tavrı nedeni ile geri adım atmak zorunda kaldı. Ama, gerekli yerlere mesajını da iletmiş oldu. Kısa süre içerisinde, 60’dan fazla Amerikan şirketi Özbekistan’a 3 milyar dolar tutarında yatırım yapmayı taahhüt etti.

4. Kimin Borusu Ötecek?

Orta Asya’da “Yeni Dünya Düzeni” kimi seviyor, kimi sevmiyor sorunları bugün için aşıldıktan sonra sıra, sevilsin-sevilmesin petrolü-gazı olan ülkelerin bu kaynaklarını pazara taşımak işine geldi. Ne de olsa aşk başka, ticaret başka. Ticaretin ucu da, tabii petrol ve gaz borularından geçiyor. Oyunda yer alan, almayan herkesin kendisine göre bir borusu ve bu borunun da “özel-mi-özel” bir güzergahı var.

1996 yılı Aralık ayında Güney Kore’li Daewoo Şirketi de boru hatlarının yapım işleri için devreye girdi.

Bölgede “yedek”leri oynayan İran ve Türkiye’nin boru hattı önerilerini, kendilerinden başka pek ciddiye alan yok.

Asya ülkelerinin 2010 yılı petrol ithalinin günde 11 milyon varil artacağı tahmin ediliyor. Japonya’nın aynı yıl gaz gereksiniminin, bugünkünün tam iki katı olacağı öngörülüyor. Çin’in ise, Tarım Havzası’ndaki yeni gaz rezervlerine rağmen 2010 yılında 21 milyar metreküp gaz ithal etmek zorunda kalacağı hesaplanıyor. Yani Uzakdoğu’nun petrol ve gaza olan müthiş gereksinimi ortada. Ancak, petrol ve gazın Çin üzerinden Japonya’ya gitmesi de şu an için uzun vadeli ve ekonomik-politik bir çok sorunun çözümüne bağlı gözüküyor. Ayrıca, bu yol, Afganistan-Pakistan yoluna alternatif oluşturmuyor. İleriki senelerde bu yola ek olma iddiasında.

Buna karşın, Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan’ın Aktau Bölgesi’ndeki dev Uzen Petrol Sahası’nın %50 üretim hakkını satın aldı. 4 milyar doları aşan proje içerisinde, toplam uzunluğu 3.100 km olacak ve 3,5 milyar dolara malolacak Batı Kazakistan-Çin petrol boru hattı da bulunmakta. Anlaşma, bu hattın inşasının 5-7 yılda tamamlanmasını öngörüyor.

Bununla da yetinmeyen Çin Halk Cumhuriyeti, bu anlaşmadan tam iki gün sonra, Kazakistan hükümeti ile Kuzeybatı’ daki Aktyubinsk petrol bölgesindeki petrol ve doğal gaz sahaların önemli bir bölümünün ortak işletilmesi ile ilgili yeni bir anlaşma daha imzaladı. Bu anlaşmanın da toplam yatırım maliyeti 4,3 milyar doları bulmakta. Kısacası Çin, şimdiden Hazar petrollerini ülkesine taşıma yolunda çok ciddi adımlar atmış, bunları yavaş yavaş hayata da geçirmeye başlamış bulunuyor!

Japonya da bölgede oldukça hareketli. Mitsubishi, Itochu, Marubeni ve Mitsui Türkmenistan ile, Hazar Denizi’nde petrol ve gaz arama çalışmaları yapmak için sessiz sedasız dans ediyorlar.

Bölgedeki en sıcak gelişmeler, herzaman Türkmenistan-Afganistan-Pakistan boru hatları üzerinde oldu; olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan’ın her iki tarafta da yeraldığı iki batılı petrol şirketi, Afganistan iç savaşını, şimdilerde de doğrudan ABD ve müttefikleri ordularının katılımını körükleyerek, problemlerine çözüm arıyor. Dolayısı ile, Afgan petrol-gaz savaşlarının iki önemli boru hattı alternatifi üzerinde döndüğü söylenebilir:

o Arjantin’li BRİDAS – Suudi NINGHARCO (TAP) Projesi

o Amerikan UNOCAL – Suudi DELTA Projesi

5. Arjantin Nire, Afganistan Nire?

a. ARJANTİN’Lİ “BRİDAS” BÖLGEYE GİRİYOR:

Amerika’nın, Türkmenistan’ı “tek parti diktatörlüğü” ve “insan hakları ihlalleri” nedeni ile ağır şekilde suçladığı 1992 yılında, bağımsız bir Arjantin petrol şirketi olan BRİDAS Energy, büyük bir cesaretle Türkmenistan’a giriyordu.

Güney Amerika’nın üçüncü büyük petrol şirketi olarak bilinen BRİDAS, 1992 yılında Yaşlar petrol sahasının işletmesini devraldı. Türkmenistan ile yapılan anlaşmada, üretimin %75’i BRİDAS’ın oluyordu. Arjantin şirketi, 1993 yılında 30 milyon dolar daha ödeyip, Kaymar ve Akpaluk petrol ve gaz sahalarının %50 üretim haklarını da aldı. Söz konusu sahalardaki üretim, önceden belirlenmiş bir üretim planının üstüne çıktığında ise, aradaki farkın tümü BRİDAS’a ait oluyordu.

Tüm çok-uluslu petrol şirketlerinin alay konusu olan bu anlaşmaları imzalayan BRİDAS, Türkmenistan’da işe sıkı sarıldı. Kısa zamanda günlük üretimi 13.000 varil’e (yaklaşık 2.000 ton) çıkarttı. Tüm Türkmen petrol üretiminin günde 110.000 varil (yaklaşık 16.000 ton) olduğu göz önüne alındığında, kısa sürede erişilen bu rakamın önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Bu da yetmezmiş gibi, Yaşlar bloğunda 800 milyar metreküp rezervi olan yeni bir gaz sahası da keşfetti. Bu, bardağı taşıran son damla oldu.

b. AMERİKA’LI “UNOCAL” İŞE EL KOYUYOR:

Başta UNOCAL olmak üzere uluslararası petrol devleri, bu gidişe bir dur demek gerektiğinin bilincine vardılar! Adı-sanı duyulmamış bir Arjantin şirketine çiğnetilmemesi gerekecek kadar büyük bir lokma kaptırdıklarını hissettiler ve derhal duruma el koydular.

Önce Amerikan yönetiminin Türkmenistan hakkındaki olumsuz fikirlerinin değişmesi gerekiyordu. Değişti! Tabii ki, Türkmenistan’ın Petrol Bakanı’nın da değişmesi gerekiyordu. Bir dost arandı ve bulundu. Türkmen Balkanneftekhimprom Enerji Şirketi’nin direktörü Hekim İşanov’un en baştan beri BRİDAS’a bu kadar yüz verilmesine karşı olduğu ve bu görüşünü sık sık açıkladığı biliniyordu. Dolayısı ile, 1994 yılında Hekim İşanov’un yeni görevi, Petrol Bakanlığı idi. Artık Türkmenistan’da BRİDAS için zor günler başlamıştı.

Yeni Petrol Bakanı Hekim İşanov, vakit kaybetmeden BRİDAS’a karşı eylemlere başladı. İlk iş olarak, Türkmenistan’ın sahalardaki üretim payını arttırdı. Sahaların günlük üretim kotasını da yukarıya çekti. BRİDAS bunlara razı olmak zorunda kaldı ve üretimini günlük 17.000 varil’e (2.500 ton) çıkarttı.

c. “BRİDAS” BORU HATTI İŞİNE EL ATIYOR:

Bu arada, Pakistan’ın o zamanki Başbakanı ve ateşli bir BRİDAS savunucusu olan Benazir Butto’nun ısrarı ile, 1995 yılının Mart ayında Pakistan ve Türkmenistan BRİDAS’a resmen, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan gaz boru hattının ön-fizibilite çalışmasını yapma görevini verdiler. BRİDAS bu işi çok ciddiye alarak, aynı yılın Haziran ayında söz konusu fizibilite çalışmasını taraflara teslim etti. Fizibiliteye göre BRİDAS, kurulacak konsorsiyuma UNOCAL’ı da davet ediyordu.

Yılda 20 milyar metreküp’lük gaz taşıyacak ve Türkmenistan’a yılda 15 milyar dolar gelir sağlayacak olan boru hattı 1998 ortalarında başlayacak ve 2001 yılı başında teslim edilecekti. BRİDAS, iyice ileri giderek, boru hattı çalışmalarına başlamak için savaşın bitmesini beklemeyeceğini açıkladı. Bu çılgınca çıkışı, savaşın daha uzun yıllar süreceğinden emin olan Taliban üzerinde müthiş puan topladı. Benazir Butto’nun Pakistan’ı tarafından hemen onaylanan projeyi, Afganistan’ın o zamanki Burhaneddin Rabbani hükümeti 1996 yılının Şubat ayında imzaladı. BRİDAS, ayrıca Afganistan’da savaşan Taliban ve diğer gruplara da bu anlaşmayı imzalatmayı becerdi.

Ancak, artık bölgede UNOCAL ve Suudi DELTA şirketleri de vardı. Ve Türkmenistan’da Hekim İşanov, Petrol Bakanı olarak işinin başında idi. Türkmenistan, şayet kartlarını akıllı-uslu oynarsa, Amerika’nın sevdiği iyi çocuklar listesine alınmak üzere idi!

d. “BRİDAS”A TÜRKMEN ÇALIMI:

BRİDAS’ın boru hattı ön-fizibilitesini taraflara teslim etmesinden 3 ay sonra, 1995 yılının Ekim ayında Türkmenistan Cumhurbaşkanı “Türkmenbaşı” Saparmurad Niyazov, BRİDAS’ı şok edecek olan bir karar alıyor ve NewYork’da UNOCAL ile bir gaz boru hattı anlaşması imzalayıveriyordu. Niyazov, kendisine bu ani çalımının nedenini soran BRİDAS yöneticileriyle, “Ne olacak? Siz de UNOCAL’ın borusunun yanına ikincisini yapıverirsiniz; olur, biter”, diyerek dalga geçiyordu.

UNOCAL, bu muhteşem başarısından hemen sonra, vakit geçirmeksizin bir gaz boru hattı konsorsiyumu kurdu. Konsorsiyumda paylar şu şekilde dağıtıldı:

Þ Amerikan UNOCAL : %70

Þ Suudi DELTA : %15

Þ Rus Gazprom : %10

Þ Türkmenrosgaz : %5

UNOCAL ortaklarının alelacele hazırladıkları fizibilite çalışmasında bazı ilginç noktalar ve koşullar da vardı:

Þ Aynen BRİDAS’ın raporunda olduğu gibi, boru hattı yılda 20 milyar metreküp Türkmen doğal gazını Pakistan’a ve gerektiğinde Hindistan’a taşıyacaktı.

Þ Önce 3 milyar dolar olarak öngörülen maliyet, kısa bir süre sonra 2,5 milyar dolara indiriliyordu.

Þ BRİDAS’ın Türkmenistan’da kendisine ait olan Yaşlar bloğundan başlattığı boru hattı, UNOCAL’ın raporunda Türkmenistan’ın Dauletabad gaz sahasından başlıyordu.

Þ BRİDAS’ın fizibilitesinde yapım işine UNOCAL’ın da davet edilmesine karşı, UNOCAL fizibilitesinde BRİDAS’a ve konsorsiyum dışında kalan hiç bir şirkete boru hattı kullanım hakkı tanınmıyordu.

Bununla da yetinmeyen UNOCAL ve ortakları, hemen ardından, Türkmenistan’ın Çarju bölgesinden başlayarak, Pakistan’da Karaçi’nin batısında yapacakları bir terminale uzanacak ayrı bir petrol boru hattı teklifi de verdi. Söz konusu petrol boru hattının kapasitesi, günlük 1 milyon varil (yaklaşık 150.000 ton) olacaktı. Türkmenistan hükümeti, bu hatla ilgili anlaşmayı da imzalamakta gecikmedi.

e. BENAZİR BUTTO’NUN ACEMİLİĞİ:

UNOCAL’ın bu beklenmeyen yükselişine ilk tepki, Pakistan’ın o zamanki Başbakanı Benazir Butto’dan geldi. Taraf değiştirmede “Türkmenbaşı” kadar başarılı olmayan Butto, bu yeni anlaşmaya karşı çıktı. Arkasına Amerika’nın desteğini ve muhabbet duygularını alan Niyazov bu itirazı dinlemedi. Zaten Butto’nun Pakistan’da suyu ısınmıştı. Bu son hareketi de sonunu -en azından- hızlandırdı.

Eski komünist, yeni “yeni-dünya-düzenci” Saparmurad Niyazov, düzene direnenlerin başına neler geldiğini, ta Sovyetler zamanında edindiği engin tecrübeyle, iyi biliyordu. “Ahde vefa”nın her zaman para getirmediği, ayrıca ne iktidarı, ne de ömrü uzatmaya yaradığı bilinci içerisinde Butto’ya kulak asmadı; ve tabii ki haklı çıktı! Nitekim, yeni Pakistan hükümeti UNOCAL’ın projesini, 1997 yılı Mart ayında resmen onaylayacaktı.

f. TÜRKMEN BAKAN’IN “BRİDAS” KİNİ:

Türkmenistan Petrol Bakanı Hekim İşanov’un BRİDAS kuşatması henüz bitmemişti. Başladığı işi yarım bırakmayı sevmeyen Türkmen Bakan, BRİDAS’ın 1992 yılından beri Türkmenistan’da işlettiği ve daha önce zorla hisselerinin bir bölümünü kaptırıp, günlük üretimini 17.000 varil’e (2.500 ton) çıkarttığı Yaşlar sahasından yaptığı petrol ihracatını 1995 yılının Kasım ayında yasakladı. Hemen ardından, BRİDAS’ın diğer sahalarındaki üretimini de durdurttu ve rafineri işletme ruhsatını geri aldı.

Böylece BRİDAS, Türkmenistan’da ürettiği petrolü satıp, gelir elde etme imkanını tümüyle kaybetmişti. Amerikan ve Suudi (ya da kısaca UNOCAL) destekli İşanov’un beklentisi, bu yolla cihat açtığı BRİDAS’ın sessiz sedasız bavulunu toplayıp, Türkmenistan’dan ve bölgeden çekip gitmesi idi.

Ancak, Orta Asya’nın çölleri varsa, Arjantin’in de pampa’ları ve o pampalarda sert kovboyları vardı. Ve öyle anlaşılıyordu ki, feleğin çemberinden Türkmen’lerden çok daha önce ve defalarca geçmiş Arjantin’liyi korkutmak, bezdirmek, İşanov gibilerinin harcı değildi.

g. “BRİDAS” KILICINI ÇEKİYOR:

Sessiz sedasız iş çeviren, Türkmen Bakan’ın daha önceki saldırılarını da tevekkülle karşılayan BRİDAS’ın, bu son rezaletler karşısında sabrı taştı. Gerek Türkmenistan hükümetini ve gerekse UNOCAL’ı aleme ibret yapmak için kolları sıvadı.

1996 yılının Şubat ayında, “Yaşlar sahasından yaptığı ihracatın önlenmesine karışmak ve boru hattı projesini engellemek” suçlaması ile, UNOCAL ve Suudi DELTA aleyhine 14 milyar dolarlık zarar-ziyan davası açtı. Bu mahkemeyi Amerika’da açma saflığını gösteren BRİDAS, yıllardır sonuç alabilmiş değil.

1996 yılı Nisan’ında da, üç ayrı konuda (Yaşlar ve Kaimar sahalarında üretimi engellemek ve petrol rafineri işletme ruhsatını sebepsiz iptal etmek), “anlaşmalara ve sözleşme hükümlerine uymadığı” gerekçesi ile Türkmenistan hükümetini, Uluslararası Ticaret Odası (ICC)’na şikayet etti.

ICC, 28 Şubat 1997 tarihinde aldığı bir ara-karar ile Türkmenistan hükümetini haksız bularak, BRİDAS’a getirilen “ihracat yasağı”nın derhal kaldırılmasını istedi. Buna karşın, Türkmenistan hükümeti bu karara uymayacağını açıkladı. Bu talihsiz açıklama ile uluslararası ticaret hukukunu tanımadığını göstermiş olan Türkmenistan’ın başının çok derde gireceği belli. Her ne kadar hukuk tanımazlığı ile BRİDAS’ı çaresiz duruma soktuğuna inansa da, hem BRİDAS’ı davasında daha da güçlü konuma sokmuş oldu, hem de kendi kendisine tamiri olanaksız zararlar verdi. Nitekim, Türkmenistan hükümetinin bu tutumu, başta Mobil, Exxon ve Amoco gibi Türkmenistan’a ciddi yatırımlar yapmış ve yapmayı planlayan petrol devlerini son derece tedirgin etti. “Bugün ona, yarın bana”, diye düşünen tüm batılı kuruluşlar, Türkmenistan’daki yatırımlarını yeniden gözden geçirme kararı aldılar. Türkmenistan hükümetinin uluslararası platformda güvenilirliği, böylece tek darbede yerle bir oldu.

h. BİR SAVAŞIN ÖZELLEŞTİRİLME DESTANI:

Bir Birleşmiş Milletler uzmanı, “petrol şirketleri ve bazı ülkeler, Taliban’ı kendi çıkarları için kiralamışlar”, diyor. Afganistan eski Başbakanı Gülbeddin Hikmetyar, “Taliban bu savaşı, Orta Asya petrol ve gazı için rekabet eden batılı petrol şirketleri adına yapıyor”, diye feryat ediyor.

Yani Afgan savaşı, petrol şirketleri ve ilintili oldukları ülkeler tarafından “özelleştirilmiş” durumda. Kabaca Taliban’a ve Özbek’lere ihale edilmiş görünen savaşta temel olarak iki cephe var:

o UNOCAL CEPHESİ:

UNOCAL adına devreye giren Amerikan Hükümeti’nin baskısı iyice hissedilmeye başlandı. UNOCAL’ın bir üst düzey yetkilisi, “Türkmenbaşı Niyazov UNOCAL ile anlaşmaya mahkumdu. Zira Amerika ile ilişkilerini geliştirmek zorunda idi ve şunu iyi biliyordu ki Washington’un izni olmadan Afganistan’dan bir boru hattı geçemezdi”, diyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın önemli bir yetkilisi, Amerikan yönetiminin Türkmenistan’daki UNOCAL faaliyetlerinin arkasında olduğunu itiraf ediyor ve ilave etmeden de geçemiyordu: “Niyazov tipik bir doğulu despot. UNOCAL ile yaptığı hiç bir anlaşma bu gerçeği değiştiremeyecek”. Batılı ve Rus uzmanlar, Türkmenistan’ın UNOCAL’ı tutmasının nedenini, “Aşkabad’daki yaygın rüşvet” olarak değerlendiriyor; Türkmenbaşı-UNOCAL anlaşmasında “masa-altı” pazarlıkların rol oynadığını dile getiriyordu.

UNOCAL’ın Afganistan’daki kozunu ise bilmeyen yok: kontratı alması halinde, savaş sonrasında Amerikan yönetiminin Afganistan’a “insani yardım” musluklarını sonuna dek açacağı garantisi.

Mart 1996’da Amerikalı bir diplomat, o zamanki Pakistan Başbakanı Benazir Butto BRİDAS’ı desteklediği için, ağır bir tartışma sonucunda Butto’ya hakaretlerde bulundu. Gerçi Benazir Butto bu olay nedeni ile Amerika’dan yazılı bir özür talep edip aldı ise de, artık Benazir Butto’nun sonunun geldiği belli oldu.

Pakistan’daki yeni yönetim, Benazir Butto’nun tam tersine, kayıtsız-şartsız UNOCAL-DELTA destekçisi olarak, Taliban’a açıktan yardım etmeye başladı. Yeni keşfettikleri ve Pakistan’ın gaz gereksinimini 3 yıl kadar daha karşılayabilecek olan, yaklaşık 60 milyar metreküp rezervli Kirthar sahası da Pakistan’ın UNOCAL ve Taliban ateşini söndürmeye yetmedi. Pakistan’ın gaza olan talebi, 1980-1994 yılları arasında her yıl %5,8’lik bir artış göstermişti. Eski ve en önemli gaz kaynağı olan Sui gaz sahasının rezervi 2000’li yılların başında bitecek olan Pakistan’ın günümüz gaz talebi, günde 45 milyon metreküp’e dayanmıştı. Enerji gereksiniminin %35’i doğal gaza bağımlıydı ve ülkede halen inşaatı devam eden 15 gaz santralı daha yapılıyordu. Dolayısı ile, zaman kaybetmeden 2000’li yıllar için acil çözümler bulunmalıydı. Bunu yaparken de Pakistan yöneticileri iyi biliyorlardı ki, UNOCAL hem Amerikalı, hem de çok güçlüydü. UNOCAL’a yanaşmak sayesinde Suudi dostluğu da çantada keklik olacaktı. Pakistan seçimini yaptı.

1996 yılının Nisan ve Ağustos aylarında Amerikan Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Robin Raphel, bir kaç kez gittiği Pakistan, Afganistan ve Moskova’da UNOCAL’ın tezlerini savundu.

UNOCAL’ın Suudi Arabistan’ın DELTA Oil Şirketi ile anlaşma yapması ve pastadan önemli bir pay vermesi, Suudi Arabistan’ın Taliban hareketi üzerindeki etkinliğini devreye sokma savaşının bir parçası idi. DELTA Oil’in Başkanı Badr Al’Aiban, Veliaht Prens Abdullah Abdul Aziz’in yakın dostu ve aynı zamanda da kardeşi Kral Fahd’ın sarayında görevli.

UNOCAL’ın ortağı DELTA Oil ayrıca Amerikalı Charles Santos’u danışman olarak tuttu. Santos, 1989’dan yakın zamana kadar Birleşmiş Milletler’in Afganistan masasını yönetti. Afganistan’da iyi tanınan ve Taliban kesiminde iyi isim yapmış olan Santos, aynı zamanda Amerikan yönetimleri ile de hayli içli-dışlı.

UNOCAL’in Taliban ile ilişkileri, DELTA ve dolayısı ile Suudi Arabistan’ın miskin temposu nedeni ile istediği gibi süratli gitmiyordu. Bu nedenle UNOCAL 1996’da yeni bir ekip kurdu. İlk önce Amerika’nın eski Pakistan Büyükelçisi Robert Oakley’i işe aldı. Oakley 1980’lerde Afgan mücahitlerine CIA yardımında önemli rol oynamıştı.

Oakley, UNOCAL’e başka “uzman”ların alınmasını da sağladı. Örneğin, Nebraska Üniversitesi Afgan Araştırmaları Kürsüsü’nden akademisyenler, CIA’nin meşhur Rand Corporation’unda çalışan Afgan kökenli Amerikalı Zalmay Khalilzad, Afgan mücahitlerinin 1980’li yıllarda yakından tanıdığı Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı’ndan (AIDA) Gerald Boardman ve CIA Kafkasya uzmanı John Maresca Oakley’in UNOCAL adına işe aldığı “uzman”lardan bilinenleri. Kısacası UNOCAL, mücahitlerin Sovyetler Birliği ile savaştıkları yıllardaki CIA ağını yeniden hayata geçiriyordu. Bununla da yetinmeyen UNOCAL, tüm dünya sorunlarını, “önce öldür, sonra yargıla” prensibi ile çözmeyi ilke edinmiş, ABD uluslararası politikasının azgın şahinlerinden Henry Kissenger’i de kadrosuna dahil ediyordu.

Bu müthiş ekip, Taliban’ın Eylül 1996’da başkent Kabul’ü ele geçirmesinden sonra, kısa bir süre için ABD dış politikasının Taliban’dan yana işlemesini sağladı. Hatta ABD, Kabul’deki büyükelçiliğini yeniden açacağını bile açıklayıverdi. Eski başkan Necibullah’ın, Pakistan’lı üst düzey yetkililerin de hazır bulunduğu bir törenle, Taliban tarafından katledilmesini ise, sadece “üzüntü verici” olarak geçiştirdi. Ancak, ABD’de başkanlık seçimleri gelip çatmıştı ve Clinton’un, Taliban’ın çizmeye koyulduğu insanlık-dışı tabloyu destekliyor görünmesi pek akıllıca olmayacaktı. Üstelik, bir de Taliban üst yönetiminin UNOCAL yerine BRİDAS’ı desteklediğini açıklaması, bardağı taşıran son damla oldu ve ABD, Taliban’ın Kabul’ü ele geçirmesini alkışla karşılamasının üzerinden tam bir ay geçtikten sonra, muhteşem bir u-dönüşü ile Taliban yönetimine cephe alıverdi.

UNOCAL, ABD yönetimindeki bu u-dönüşünden yılmadı. Taliban arasındaki destekçilerini arttırmak için önce, yapacağı doğal gaz boru hattından, Afganistan’ın Herat ve Kandahar şehirlerine bedava gaz vereceğini açıkladı. Omaha’daki Nebraska Üniversitesi’nin Afganistan Araştırmaları Merkezi’ne yaklaşık 1 milyon dolar vererek, boru hattı inşaatı için gerekli gördüğü 400 Afgan öğretmenin ve elektrikçi, marangoz gibi teknisyenin yetiştirilmesini sağladı. Ayrıca, Osama bin Ladin’in denetimindeki güney Afganistan’da gençler için teknik eğitim olanakları sağladı. Ne ilginçtir ki bu gençlerden bir kısmı, UNOCAL sayesinde edindikleri teknik bilgileri, değişik amaçlarla kullandıkları için bugün ABD’nin hedefi durumunda.

UNOCAL, ABD’nin 20 Ağustos 1998’de Afganistan’ı bombalamasının ardından çalışmalarını belirsiz bir süre için durdurmak zorunda kaldı. UNOCAL ve muhteşem ekibi, koşulların kendileri adına değişeceği günleri iple çekiyor.

o BRİDAS CEPHESİ:

Taliban üzerinde Suudi Arabistan’ın etkisinin büyük olduğunu bilen BRİDAS, aynen UNOCAL gibi hem Suudi şirketleri ile ilişki kurup, hem de Afganistan’da tanınan ve etkin Suudi yetkilileri kiralama yoluna gitti. Söz konusu Suudi’ler içerisinde en önemli isim, kuşkusuz Suudi İstihbaratı’nın başı Prens Turki Faysal’dı. Prens Turki, 1980’lerde Afgan mücahitlerine hem parasal destek verdi; hem de CIA ve Pakistan İstihbarat Teşkilatı ile işbirliği yaparak, özellikle Taliban’ların sevgi ve saygısını kazandı.

İşin en ilginç yönü, Taliban uzmanı ve gazeteci-yazar Ahmed Raşid’e göre, Prens Turki Afganistan’a en güvendiği adamı olan Osama Bin Ladin’i gönderdi. Prens Turki’nin Taliban üzerinde müthiş bir prestiji vardı. Osama’nın ise, müthiş parası ve organizasyon yeteneği. BRİDAS, bu bilinç içerisinde, TAP Boru Hattı Şirketi’ni kurdu. TAP, BRİDAS ile Suudi Arabistan’ın NINGHARCO Şirketi’nin %50-%50 ortaklığı olarak faaliyete geçti. Yani UNOCAL’ın Suudi DELTA’sına karşı artık BRİDAS’ın da Suudi NINGHARCO’su vardı. İşin önemli yanı, NINGHARCO’nun Başkanı Saleh al Tayyar, aynen Osama Bin Ladin gibi, Prens Turki’nin yakın dostu ve bilindiği kadarı ile Binladin Şirketler Grubu ile de ilintili. BRİDAS kısa zamanda bunun meyvelerini toplamaya başladı.

1997 yılının Şubat ayında hem UNOCAL hem de BRİDAS, Texas ve Buenos Aires’te, ayrı ayrı Taliban liderlerini ağırladılar. Arjantin’den ayrılan Taliban heyeti, dönüş yolculuğunda Cidde’de konakladı ve Prens Turki ile bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Turki’nin, NINGHARCO ve BRİDAS’tan yana açık tavır koyduğu anlaşılıyor.

Ancak, UNOCAL’ı ziyarete Texas’a giden Taliban heyetinin yolu açık iken, BRİDAS’ın davetlisi Taliban heyetinin Buenos Aires’e gidişi pek o kadar kolay olmamıştı. Tüm geleceğini bağladığı ve işin başından beri çılgınca desteklediği Taliban’ın, ABD’nin gözünden BRİDAS yüzünden düşmesi Pakistan’ı fazlasıyla telaşlandırmıştı. Pakistan gizli servisi ISI, Buenos Aires’e BRİDAS ile son anlaşmayı imzalamak için gitmeye çalışan Taliban heyetini Pakistan’da gözaltına aldı. ISI, heyetin salıverilme koşulu olarak, Buenos Aires’ten önce Texas’a uğramalarını öne sürdü. Böylece BRİDAS’a giden heyet, önce zorla UNOCAL’a uğradı ve oradan BRİDAS’a gittiklerinde, geri dönüşlerinde Pakistan’da bir kez daha kazaya uğramamak için, son anlaşmayı imzalamayı ertelemek zorunda kaldı.

Böylece daha uzun bir süre sürecek olan Talibanlararası bölünme gerçekleşti. Bridas’çı Talibanlar, Prens Turki ve Osama Bin Ladin etrafında birleştiler. Böylece, bir süre destek aldıkları, CIA’sinin eğitim ve silahlarından faydalandıkları ABD ile yolları ayrılmış oldu. Unocal’cı Talibanlar, Prens Abdullah Abdul Aziz ve CIA etrafında birleştiler.

VII. SONUÇ OLARAK: BU İŞTEN KAZANÇLI ÇIKACAKLAR BELLİ; ANCAK BİRİLERİ HEP KAYBETMEYE MAHKUM!

Savaşın uzaması, söz konusu boru hattı projesini son 3-4 yıldır uykuya yatırdı. Osama’nın Amerikan çıkarlarına karşı şimdilerde büyük cihat açmış olması, BRİDAS’ı geri plana çekilmeye zorladı. UNOCAL ise bu son durumdan çok memnun. Amerika’ya kafa tutuyor gibi görünseler de, Taliban içerisindeki Unocal’cıların, Osama’nın bertaraf edilmesi ile seslerini daha yüksek duyuracağından emin. Ayrıca şimdilerde, eskiden “Taliban’ı kızdırırım” endişesi ile uzak tuttuğu Taliban muhalifi Kuzey ittifakını da UNOCAL adına mücahit yazmış durumda. Kısacası, UNOCAL, ve tabii ki ABD enerji çevreleri, sabırla bu “antiterör savaşı mavalı”nın sonunu bekliyorlar. Sonuç ne olursa olsun, bu boru hattının UNOCAL tarafından yapımına yarayacak, yani ABD petrol şirketlerinin yararına olacak. Aynı zamanda, ABD’nin korporasyonist politikaları ile 2000’li yılların enerji haritasının en önemli bölümü de tamamlanmış olacak. Bu arada birkaç milyon insan ölüvermiş; bu kadar ulvi amaçlar için çok mu yani?..

ABD denetimli dünya medyasının ısrarla çizmeye çalıştığı, “yüksek dağlarından başka bir şeyi olmayan” Afganistan tablosu da hiç gerçekçi değil. Afganistan’ın, ABD için, UNOCAL’ın borularının selametinin ve dünyanın en kritik yerinde bulunmasının getirdiği jeopolitik öneminin dışında da büyük değeri var. Afganistan, ABD medyasının bu konudan özenle uzak durmasına rağmen, yeraltı kaynakları bakımından da çok zengin bir ülke. Afganistan’ın denetimi ABD’ye, UNOCAL çıkarları dışında da bir çok hediye sunabilecek. Bunların arasında,

· Herat yakınındaki Logar Vadisi’nde bulunan yüksek kaliteli krom yatakları,

· Günümüz koşullarında bile yılda 185.000 ton üretim yapılan, Herat kuzeyinden Badakşan’a kadar uzanan bölgedeki kaliteli kömür yatakları,

· Günümüzde yıllık 5.000 ton üretilen Aynak bölgesi bakır yatakları,

· En kötü koşullarda ve en ilkel teknoloji ile, halen yılda 2 milyar 700 milyon metreküp üretim yapılan ve yeterince aranmamış, değerlendirilmemiş olduğundan çok daha büyük bir potansiyele sahip doğal gaz yatakları, ve

· Khwara Rawaş Dağı ve Kumar Vadisi’nde bulunan zengin uranyum ve berilyum yatakları, bulunuyor.

Bunlara ek olarak, Afganistan fatihlerini, günümüz koşullarında yılda 3.000 ton üretilebilen zengin jips, yıllık 2.000 ton üretilen barit, yılda 13.000 ton üretilen kaya tuzu, yıllık üretimi bu koşullarda dahi 10-15.000 tonu bulan gübrelik azot ve yılda 40.000 varil’i aşan üretimiyle kondensat (doğal gaz sahalarından elde edilen çok hafif petrol) ikramiyeleri bekliyor. Dost ve müttefiklerimiz, bizim de hevesle katıldığımız savaşta, terörle mücadele ediyorlar! Terörü ve mücadele bölümleri biz ve bizim gibilerin, ikramiyeleri dost ve müttefiklerimizin başına…

“Kardeş” Pakistan, “dost-ve-müttefik” Amerika, “soydaş” Özbek, “dindaş” Taliban, “komşularımız” İran ve Irak altılısının kıskacındaki Türkiye, bölgede olabilecek tüm olasılıkların kendi aleyhine sonuçlanacağını hala anlayabilmiş durumda değil. Ancak, “çıkmayan candan ümit kesilmez” atasözüne sarılıp, bölgedeki gelişmeler içerisinde, bir o yana, bir bu yana savruluyor. Petrol ve gaz işinin bir politikayı gerektirdiğini anlamaktan uzak ülkemiz, politikasızlık batağında çırpınıp duruyor; ülkesini ve insanlarını ABD enerji senaryolarına figüran yazdırmaya niyetleniyor.

Ulusal bağımsızlık ateşi yeniden yakılmadığı, ulusalcı güçler iktidara gelmediği sürece ülkemiz, bölgesindeki her gelişmeden zararlı çıkacak; hep kaybeden taraf olacak. Birileri onu da kullanarak savaşlar kazanacak; petrol ve doğal gaz rezervlerini ele geçirecek; ancak ülkemiz insanları hep kaybedecek. Ulusal devletten yana olmayan, ulusal çıkarları öne çıkartmayı beceremeyen işbirlikçi idarelerden silkinip kurtulacak bir Türkiye’nin ise, bölgenin geleceğinde söz sahibi olmaması, kazançlı çıkmaması için bir neden yok. Bölgeye barışı, istikrarı, çok gereksinim duyulan “birlikte kalkınma”yı getirebilecek en dinamik ve yetişmiş güç, Türkiye’de. İş, bu bilinçteki ulusal bağımsızlıkçı kadroları iktidara taşıyabilmekte!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: