Archive for the ‘Çeşitli’ Category

GÜNÜMÜZDE AŞK

(Bir Öğrenme Süreci)
Herrad Schenk

1933 yılı Almanya’da evlilik konusunda kritik bir tartışmanın başladığı dönemin (Nasyonal Sosyalizmin Hitler’le iktidara açıkça geldiğinin – y.ö.) ilk yılıdır. Aile yapısı içinde barınmakta olan tutucu düşünceler nasyonal sosyalizmle güçlü bir desteğe kavuşuyordu: Nazizm de Katolik Kilisesi gibi “evlilik, cinsellik ve neslin üreme olgusu” arasında birbirinden ayrı tutulamayan bağların öyle olduğu gibi kalmasından yanaydı ve “çürütüp kokuşturucu” bireyselleşme sürecine böyle dur denmeliydi. Ancak çok sonraları, altmışlı yıllarda ve yetmişli yıllar sırasındadır ki yüzyılımızın başlarındaki evlilik tartışmalarını hatırlatan fikirler yeniden alevlendi. Yeni tartışmaları başlatan ateş “Aşk Evliliği” ateşine dönüştü ve 1980’li yıllarda bu ideal evlilik başka bir renge büründü: Öğrenme Süreci Olarak Yaşama Ortaklığı. Okumaya devam et

Reklamlar

Aşk Üzerine

Doç. Dr. Erol GÖKA

Ben kendimin kölesi

“Nereye gitsek kendimizi de götürüyoruz”. Bu sözün Heidegger’in “Her insan kendi ölümünü ölür” sözü kadar saçma olduğunun farkındayım; saçma ama varoluşumuzun ağırlığını hissettiren… Bu ağırlığı hissedebilmek için sözü kanırtmaktan başka çare kalmıyor. Hep kendimizle baş başayız; zamana ve mekana yayılmış bir halde, varolmaya mecburuz. Varlık karşısında edilgen olmaya, ona boyun eğmeye mahkumuz. O yüzden Levinas, “varolmak lütuf değil, ağırlıktır”; Sartre, “varolmak susamadan içmek gibi bir şeydir” demiştir. O yüzden karanlıkta yalnız kalan çocuk, varolmaktan korkar; onun korkusu karanlıkta beliren korkunç yaratıklardan, fantastik imgelerden, ölmekten değil, bizzat varolmanın kendisindendir; uçsuz bucaksız ve biteviye akıp duran varlık karşında hissettiği çaresizlik duygusundandır. Varoluşun ölümle nihayet bulması bile insanı kapsayan durmak bilmeyen varoluştan daha az korkutucudur. Bizim trajedimiz, bir gün fanilik yazgımıza bağlı olarak hiç olup gideceğimizin değil, varlığın içinde tutsak olmanın; yabancı bir gücün benimiz üzerindeki iktidarının değil, benimizin kendisine bağlanmasının trajedisidir. Okumaya devam et

Rol çalan aydın tipleri…

mete_tuncay.jpg 

Mete Tuncay 

Elbette devlet merkezli, otoriter ve ideolojik zihinler toplumsal alanı tek tipleştirerek oradaki alabildiğine zengin anlamlar dünyasını ötekileştirirler. Ötekileşen her yapı merkezden itilir ve önce tanımsız, ardından da mekansız kalır. Okumaya devam et

İmparatorluk Sanatı

Engin Yıldızoğlu

Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nda anlatılan stratejik ve taktik doktrin, sahte bir görüntü sunma ve düşmanı yanıltma üzerine inşa edilmişti. Bu prensipleri “imparatorluk inşa etme sanatına” da uygulayabiliriz sanırım. İmparatorluk inşa etmeye kalkanlar, daha başlangıçta kendi vatandaşlarını ve müttefiklerini bu projenin başarılı olacağına inandırmalıdır. Bu, imparator adayının zaafları gizlenerek, gücü abartılarak başarılabilir. Okumaya devam et

Korku duvarları

Thierry Paquot*

Hoşgörü, kültürlerarası diyalog, halklar arası değişim hiçbir zaman bu yüzyılın başındaki kadar anımsatılmadı. Bununla birlikte hemen her yerde yeni duvarlar yükseliyor: Bağdat’ta, Batı Şeria’da, Padoue’de (İtalya), Botsawa’da, ya da dün Cuincy’de (Fransa), ya da Ùstì nat Labem’de (Çek Cumhuriyeti) olduğu gibi vb. İnternette giriş kapısını aşmak için kod gerektiren potansiyel duvarları unutmadan… Duvar korumaktan çok ayırıyor. Duvarı aşmak için her zaman çentikler ya da daha sofistike silahlar bulunuyor. Bununla birlikte bu duvarların çoğalmasını engellemiyor, sanki madden yaralanabilir olmaktan çok sembolik olarak yıkılamazmış gibi. Okumaya devam et

Şanar ve suç aletleri

Can DÜNDAR

Şanar Yurdatapan yeniden içerde… Türkiye’de bir insan hakları savaşçı­sı olmanın bedelini ödüyor birkaç ayda bir gözaltını tadarak…

Şu sahne canla­nıyor gözümde…

Birkaç gün son­ra, gözaltı süresi bitince Yurdatapan’ı evinde ele geçen suç aletleriyle birlikte Emniyet’te basının karşısına çıkara­caklar. Şanar, bü­tün cinliğiyle göz­lüklerinin arka­sından gazeteci­lere bakarken za­fer işareti yapa­rak önündeki masayı işaret edecek. Masanın üzerinde, mermilerle ya­zılmış görkemli “polis” yazısının yanında, Yurdatapan’ın evinde ele geçirilen suç aletleri bulunacak: Okumaya devam et

Yakında Neler Öğreneceğiz?

A. ALTAY ÜNALTAY

Türkiye’nin bir imparatorluk bakiyesi olarak Balkanlar ve Ortadoğu’da eski Osmanlı havzası üzerinde aktif bir dışpolitik rol oynamak yerine çevresi ile ilişkilerini okyanus ötesi başkentlerden yürütmeye çalışmasının ne kadar başarılı bir dış siyaset olduğunu da öğreneceğiz. Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Balkanlar ve Yakındoğu ülkeleri ile kurduğu ittifaklar sistemini (Ortadoğu ile bunu yapamadı, çünkü o dönemde bu topraklar sömürgeydi) Türkiye’nin devam ettirerek bir “Osmanlı Milletleri” dayanışması kurmayı ve burada “prima inter pares” (eşitler içinde birinci) durumuna yükselmeyi tepmesinin sonuçlarını öğreneceğiz. Bu havzaların merkez ülkesi olarak ve gururla okyanusötesi güçlerle anlaşma masasına oturabilecek iken, soğuk savaştan sonra modası geçmiş ittifakların kanat ülkesi olmayı sürdürmesinin dışpolitik yararlarını birlikte öğreneceğiz. Okumaya devam et