Archive for the ‘Kültür/Sanat’ Category

NAZIM HİKMET: SANAT VE EDEBİYAT

Aziz Çalışlar

I.
Tarih boyunca bütün büyük sanatçılar, yalnız kendi sanatsal yaratımlarıyla değil, ama aynı zamanda, sanat üstüne kendi düşünceleriyle de, sanat kuramına ve estetiğine özlü katkılarda bulunmuşlardır. Söz gelişi, Diderot, Lessing, Schiller, Goethe, Tolstoy, Gorki gibi yazarlar yalnız yapıtlarıyla değil, ama sanat üstüne düşünceleriyle de sanat kuramı ve estetik bilimi içinde yer alırlar. Bu tür sanatçılar, kendi tarihsel gelişimi içinde sanatın yepyeni yasallıklarını bulmaları sonucu, yapıtlarını bu yasallıkların birer anlatımı olarak ortaya koyarken, getirdikleri yeni sanat anlayışını da kuramsal olarak temellendirmeye çalışmışlar; böylece, hem yaratımsal, hem de kuramsal alanda birer estetikçi olma niteliğini kazanmışlardır. İşte, Nazım Hikmet, aynı zamanda, böylesine bir sanatçıdır. Okumaya devam et

Reklamlar

TİYATRONUN ÇAĞDAŞ İŞLEVİ

Tiyatronun İdeolojik Eleştirisine Giriş

Başar Sabuncu

“Altın çağ”

Bin dokuzyüz altmışlardan sonra, Türkiye’de, tiyatro “işkolu” hareketli bir dönem yaşadı. “Resmî” tiyatrolar sahne ve gösteri sayılarını önemli çoğaltarak “sanat sevgisini” yurdun en ücra köşelerine ulaştırdılar; büyük şehirlerdeki “özel” tiyatrolar onlarla sayıldı; tiyatro “bilimi” üniversitelerde öğretilir, tiyatro “sanatı” gazetelerde, dergilerde bayağı tartışılır oldu. Okumaya devam et

“Yoksa bizi beğenmiyor musunuz?”

Kerem Dağlı

Uzunca bir süre yayında olduğu halde Gaffur tiplemesinin dâhil olmasıyla ünlenen ve burjuva medyada da gündeme oturan Avrupa Yakası dizisindeki tiplemeler ve aralarındaki ilişki, aslında kulaklarımızın aşina olduğu bazı tartışmaların tekrardan alevlenmesine sebep oldu. Gaffur halk tarafından bir anda ve öylesine benimsendi ki, adına futbol takımları kuruldu, internette onlarca fan kulübü oluşturuldu, Kamu-Sen ve Yapı Yol-Sen’li işçiler eylemlerini Gaffur pijamalarıyla yaptılar, televizyon kanallarının ana haber bültenlerinde yer almaya başladı, “Sümerbank” pijaması yok satacak denli kapışıldı, birçok eğlence mekânında parodileri ve taklitleri yapılmaya başlandı. Kısacası, kimilerince “ezilenlerin sembolü” olarak gösterilen Gaffur toplumsal bir fenomen haline geldi. Okumaya devam et

Günümüz Edebiyatının Ekonomipolitiği!

80’den önceki yazarlar, şampanyayı içmek yerine onun kimyasal
analizini yaparlardı. Zamane yazarları ise yalnızca içiyorlar.
Oysa birincilerinin bunca tahlil çabalarının altında kendilerinin
az sonra içecekleri şaraptan alacakları zevklerden daha fazla insanın
nasıl zevk almasını sağlayacakları isteğiydi. Bu ise gerçekten ciddi bir iştir.
Hem ahlaki hem politik bir iş.
Terry Eagleton/Kuramdan Sonra

Ahmet Yıldız

I. Küreselleşen(!) ulusal devletler

Bilindiği gibi son on-on beş yıldır, Türkiye üzerine her ağzını açanın milat aldığı tarih 1980’dir. «1980’den sonra…“ diye, çoğu gençler için sıkıcı bir biçimde başlayan konuşmalar sayısızdır. Bu vazgeçilmez referans kaynağı tarihin önemini yalnızca bizim ülkemizin tarihine özgü sandık yıllardır. Çünkü gerçekten de bu tarihin arkasındaki gerçek tarih 1980’de alınan ve « 24 Ocak kararları » diye anılan ekonomik kararlardır. Okumaya devam et

Sık Kullanılan Bir Teknik; Melodram

Hilmi Atıl Ünal

Görsel sanatların hepsinde, özellikle sahne sanatlarında sanatın ne amaçla yapıldığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın odaklandığı soru da “sanat sanat için midir, yoksa sanat toplum için midir?” sorusudur. 20. yüzyılın başında keskin kamplaşmalara yol açan bu tartışma dönemin iki büyük sanat adamını da karşı karşıya getirmiştir. Max Reinhardt ve Bertolt Brecht. Brecht, tragedya sanatının tiyatronun ağlayan yüzü ile gülen yüzünün kaynaştığı bir dram tiyatrosuna evrilmesi gerektiğini savunan Diderot’nun izinden giderek bu karşı karşıya gelmenin anlamsızlığını vurgulamıştı. Ancak, kamplaşmanın tarafları Brecht’i politik tiyatro, Reinhardt’ı da apolitik tiyatronun öncüleri olarak algılamaya devam etti. Sonrasında bu tartışma yeni bir sanat dalı olarak ortaya çıkan sinemaya da yansıdı, ki tartışma bugün hala devam etmekte[1]. Bu genel kapsamlı tartışmayı açmak için, sinemada melodramın kullanımı üzerinden ilerleyeceğim. Okumaya devam et

Sinema ve Hakim İdeoloji

Hilmi Atıl Ünal

Günümüzde sinema deyince, ilk akla gelen Hollywood oluyor. Hatta bu durum, son 40-50 yıldır bu şekilde varolagelmiş ve artık kanıksanmış bir halde. Hollywood sineması da bu sanıyı boş çıkarmayacak şekilde, sinema piyasasının neredeyse tamamına hakim durumda. Bu hakimiyet sadece finansal anlamda değil, kültürel alanda da kendini hissetiriyor. Amerika’da komünist avının yaşandığı dönemde Hollywood’un da ava başlaması ve şu anda yapılan filmlerin de -istisnalar bulunsa da[1]- belirli çerçevedeki konuları, belirli bir yere kadar işlemesi yazılı olmayan bir ‘görüş birliği’nin göstergesi. Bu noktada; Hollywood sinemasının temel işlevi ve bu işlevi yerine getirme yolları üzerine eğilmek gerekiyor: Okumaya devam et

Dil: Kökeni ve Anlamı

[John Zerzan’ın Gelecekteki İlkel kitabından alıntıdır.]

Tarih öncesi insanlığı mahrumiyet ve hayvanilikten ibaret bir varoluş olarak tanımlayan egemen kavrayışın, yakın dönemlerdeki antropolojik çalışmalarla (örneğin Sahlins ve R.B. Lee) neredeyse tümüyle geçersiz hale getirildiğini daha önce belirtmiştik. Bu çalışmaların kaynaklık ettiği yeni yorumlar hızla yaygınlaşırken, insanlığın bu uzun dönemini bir bütünlük ve zarafet çağı olarak değerlendiren anlayışın da aynı hızla güçlenmekte olduğu anlaşılıyor. Bu zarafet çağına taban tabana zıt niteliklerle karakterize edilen bugünkü yaşamımız, bizi tür olarak bütünlük içinde yaşadığımız bir yaşamdan koparan bu diyalektiğin tersine çevrilmesini zorunlu kılan bir mecrada geçiyor. Okumaya devam et